heyy!!! heyecanlı mısın?!

korkma, okudukça geçer!

7 Ağustos 2018 Salı

her zaman güzel kadınlar


naz elmas

adını ilk duyduğumda "böyle isim mi olur lan" diye tepki vermiştim. meğer o zamanki sevgilimin ikinci adı da naz'mış. bir dünya laf işitmiştim. bende böyle bir hatırası kendisinin. neyse, şarap gibi kadın. yıllar geçtikçe ve olgunluk çöktükçe üzerine, güzelleştikçe güzelleşiyor. hastasıyım..


mine tugay

hayalet'in sevgilisi rolünde izlemiştim kendisini. tam olarak diyebilirim ki taş. güzel olmadığını söyleyen çarpılır. yüzündeki hırs ifadesi ve masum gülüşü mükemmel harmanlamış ve ona inanılmaz bir çekicilik katmış. kadınsı kıyafetlerden daha çok spor ayakkabı, gömlek ve kot yakışıyor. fazla makyaj yapmasına gerek yok. parçalarım..


tuba ünsal

eski zamanların lolitası, yeni zamanların hala daha hızlı çapkını. bu kadın, erkek olarak doğsa ülkenin sayılı çapkınlarından olurdu. onu bu kadar çekici yapan detay erkeği kullanıp atma potansiyeli. gerçi yüzü yavaş yavaş çöküyor, eski tazeliği ve diriliği yok, göz altı torbaları çok belirgin bir halde. yine de hala güzel, hala seksi. ölürüm..



nergis öztürk

zeki demirkubuz filmlerinin kadrolu oyuncularından olan bu kadın eskiden de güzeldi, şimdi de güzel, gelecekte de güzel olacak. kıvırcık saçları ve hafif çekik gözleri ile çok güzel. bayılırım..


öykü serter

seneler önce sevgilisinden ayrıldığını magazin basınından öğrendiğimde içimde bir an bir umut doğmuştu. "acaba bana bakar mı?" bu blogdan kendisine olan hayranlığımı da dile getirmiştim. doğal olarak haberi bile olmadı. olsun, haberi bile olmadı. hala omuzlarına hastayım, hala gülüşüne bayılırım. dağılırım..


janset

ayrılsak da beraberiz dizisinin kıvırcık saçlı harika kadını. sendikalı olduğundan beri veya kendisi artık oynamak istemediğinden beri sadece 1 mayıslardan 1 mayıslara haberini alıyorum. ortalıktan tamamen yok oldu gitti. olsun, yeni fotoğrafları medyaya düşmese bile gönlümden hiç düşmüyor, hep aynı yerinde kalıyor. olay çıkarırım..



sanem çelik

üniversite çağlarımın kadını, benim için bir efsane, tam anlamı ile çekici. aliye dizisini seyretmesem bile malum olaydan sonra uzun süre ortadan yok olması ve şimdi yine yeniden piyasaya çıkması vs vs vs. hala güzel, hala enfes. dizlerinin dibinde yığılıp kalırım..

ve vs..

26 Temmuz 2018 Perşembe

drew pritchard


seviyorum bu adamı. sayesinde ntvspor'dan bozma dmax izlemeye başladım. akşam 8:00'de hurda avcıları'nı kaçırmadan izliyorum. hala dikkatinizi çekmediyse şiddetle tavsiye ederim. seslendirme güzel, program güzel ve artık britanya'yı kasaba kasaba biliyorum :)

adam tam bir ingiliz. ülkesi ve ürettikleri ile gurur duyuyor. onun güzel bir koltuk, lamba veya vw tabelası gördüğünde yaşadığı heyecanı gözlerinizden görüyorsunuz. işinde de uzman ve ne kadar düşük alırsam bu kadar kardayım mantığında da değil. bildiğin para saçıyor.

sattığı hurdaların sitesi bu; https://www.drewpritchard.co.uk/

bu arada; arabayı kullanan tee ile muhabbetleri de iyi :)


izlerken resmen ufkum genişledi a q. sanat tarihi okumak için içimde bir istek doğdu. emekli olunca böyle bir iş mi yapsam deyip duruyorum. ama bizde depo kültürü ve istifçilik hastalığı pek yok. o hurdaları ancak köylerde bulursun. o da geri dönüşüme gitmediyse.. neyse..

edit: bugün hakkındaki haberlere bakınca öğrendim. memleketi conwy'de barlara girmesi yasaklanmış. karısı rebecca'dan boşanmış. vs..

19 Ocak 2018 Cuma

bergen vs ceylan ertem



ceylan ertem'i feci şekilde bergen'e benzetiyorum. ikisi de çok güzel kadın. kaderleri benzemesin..

11 Ocak 2018 Perşembe

sömürge


haritaları severim. o yüzden bir kaç ilginç harita paylaşayım dedim. sömürgecilik çağının afrikası, amerikasının haritaları yayınlanır ama nedense çin ve iran pas geçilir. oysa o bölgeler de sömürgeleştirilmiştir. afrika ve hindistan gibi tamamen idareleri altına alamasalar bile bu iki ülkenin de hakkından geldiler. zaman 1850. yeşil bölge ingiliz ve hindistan ile sarı denizi birleştirme gayretleri varmış sanırım. fransızlar turuncu ve sarı. turuncu zaten vietnam. sarı bölge daha kuzeye çıkamamış. ingiliz korkusu olsa gerek.  kuzeyi rus bölgesi. doğu ise japon. yani kore, tayvan ve çevresi. yellow sea yazısının sol tarafındaki küçük kahverengi alan alman bölgesi. almanlar da payını istemiş. bu bölge küçük olsa bile birinci savaşta ingilizleri çok uğraştırmıştır.


bu da iran'ın sömürge haritası. ruslar kuzeyi, ingilizler güneyi parsellemiş. haritayı hazırlayan önce persia british zone yazsa bile inanmayın. önce ingilizler gelir. BP gibi.


bu haritata da 1914'deki ortadoğu sömürge bölgeleri net bir şekilde işlenmiş. güney arabistan ve iran'ın durumu ortada.


sykes-picot anlaşmasının bize hep güneyimizdeki durumu anlatılır. oysa anadolu da bu anlaşma ile paylaştırılmıştır. sarı bölgeler rus. yani istanbul ve doğu anadolu. iran'da, hindistan'da, çin'de olan anadolu'da da oluyor. daha ilginci yine bir rus-ingiliz sınırının olmaması. ingilizler ruslarla sınır olmamak için afganistan'ın haritasını kendileri çizmişlerdir. bunu iran'da da yaparlar. sıra bize geldiğinde de durum değişmez. c bölgesi italyandır bu arada. renkli bölgeler direkt sömürgeleştirilen, harfli bölgeler ise yarı sömürge alanları. sevres'den bir farkı yok.


sevres'in bu haritası daha etkileyici. anlaşma tüm detayları ile gözlerimizin önünde.


bu harita ise 1919'da arabistan'ın hali. tamamen ingilizlerin kontrolünde.

bu da afrika'nın 1930'daki hali. alman bölgeleri de paylaşılmış. bu harita da fazla bir yerde yer olmaz. sömürgecilik haritalarında hep 1914 yılı esas alınıyor. savaş sonrası haritalar da önemli. togo'yu ingilizler ve fransızlar paylaşır. kamerun fransız, angola ve tanganika ingiliz olur. böylece kuzeyden güneye ingilizler pasaportsuz bir şekilde yürüyerek gidebilir hale gelir.


birde meşhur faşoda krizi vardır. 1898'de fransızlar sömürgelerini doğu-batı yönünde birleştirmek ister. haritada görüleceği üzere faşoda ketini işgal eder. ama ingilizlerin de kuzey-güney yönünden sömürgelerini birleştirmek isterler ve fransızlara "siktirin gidin, döverim seni" der. fransızların da ingilizlerle savaşmaya götü yemez. usul usul giderler. utançlarından ingilizlere ricada bulunurlar ve faşoda kentinin adı kodok olarak değişir. olayı tarihten silmek istemişlerdir.

13 Ekim 2017 Cuma

sapiens

okuduğum en iyi kitaplardan bir tanesi ve kesinlikle ufuk açıcı bir çalışma. bazen kendi çapımda katılmadığım noktaları olsa bile türümüzün diğer canlılarla ve kendimizle olan ilişkisini ve gelişim sürecimiz ile varacağımız noktayı anlatışı çok iyi.

kısaca şöyle özetlersem eğer; son derece vahşi bir türüz.

11 Ağustos 2017 Cuma

aslan asker şvayk



tanıtımında ‘Aslan Asker Şvayk, insanlık tarihinin en acımasız savaşlarından birini, İkinci Dünya Savaşı'nı, tüm anlamsızlıkları.. ibaresi kullanılan ama olayların birinci savaşta geçtiği tam bir baş yapıt. Tanıtımını yapan denyo kitabı okumamış!

neyse, kahramanımız şvayk çek kökenli avusturya askeridir. savaş başlar ve pragda her zaman içtiği pubda içerken askere alınır. olaylar böylece başlar. oldukça saftirik, hatta beyinsiz olan kahramanımız ikinci cildin sonuna doğru daha akıllı bir karaktere bürünür. ve yazarımız jaroslav haşek ölür, kitap biter. hepi topu sekizyüz sayfalık inanılmaz güzellikte bir hikaye böylece birdenbire biter. gogolun ölü canlarından sonra böyle yarım kalmış bir hikayeye rastlamak feci içimi burktu. gogol hikayesini yaktığından yarım kalmış, ama haşek bir biranede ölür.

haşek eğer avusturya ordusunda savaştıysa tüm erlerden bir şvayk oluşturmuş gibi geldi bana. böyle bir karakter olamaz, veya gerçekten var.


yalnız, avusturya ordusu buysa savaşı kaybetmeleri çok doğal.  imparatorluğun bitmesi hiç şaşırtıcı değil. napoleon boşuna tanrı avusturya da savaş kazansın diye italyanları yarattı lafını boşuna dememiş!

eğer bu kitabı okumadıysanız acilen okuyunuz. ciddiyim bak..

7 Ağustos 2017 Pazartesi

dunkirk


yönetmen çok iyi, konu çok iyi ama ortaya çıkan sonuç kötü. çok kötü değil, ama bildiğin kötü bir film olmuş. biraz goygoyculuk, tamamen gizlenmiş ve hiç olmamış almanlar (yönetmenin bilerek göstermediği belli) vs. nerede vurulan atlar, parçalanan araçlar, hastalıktan ölen askerler, kendilerini eğlenceye kaptıranlar. dunkerque bildiğin trajedidir.

ingilizler buna benzer bir tahliyeyi çanakkale'de yapmışlar ve bir askerin bile burnu kanamadan gelibolu'yu boşaltmışlar, o orduyu selanik'e çıkartıp bulgaristan'ı, dolayısıyla bizi savaş dışı bırakmışlardı.

atonement'in beş dakikalık durkerque sahneleri bile daha güzeldi.

neyse, churchill'in sözüyle bitireyim:

"tahliye ile zafer kazanılmaz"


3 Mayıs 2017 Çarşamba

bıyıklı ağbi..


fotoğraf 70'lerden. yer istanbul. hurriyet.com.tr'den aldım. şimdi yıl 2017 ve ben şöyle bi şey giyip sokağa çıksam utancımdan 20 yıl evden çıkamam. çok cesur bir ağbi ve çocuğu da cabası :)

26 Ekim 2016 Çarşamba

ekim

ekim ayı malumunuz üzere tarlalarda ekimin başladı zamanı temsil ediyor. aşağı yukarı ekim 15-aralık 15 arası kışlık ürünler ekilir. ekim kelimesinin kökeni ek. serpmek anlamında. bir şeyin üzerine ilaç vs serpmeyi de anlatır. 10 ocak 1945 tarihli yasayla birinci teşrin ayına bu ad verilir. teşrin ise rumi takvimin sekinci ve dokuzuncu ayları oluyor. arapçası işrin. aramcası tişrin. arami/süryani takviminin yedinci ayı.

ingilizce ve dolayısıyla batı dillerindeki october kelimesi de sekizinci ay demek. malumunuz üzere eskiden takvimler mart gün dönümü ile beraber başladı. sekizinci denmesi bu yüzden olsa gerek.

neyse, bu ayın bahsedecek uzun uzun bir yanı bulunmuyor. buğdaylar bile artık genelde kasımda ekiliyor. zaten sonbahar ile kış arasındaki ne emmeye ne gömmeye gelen garip aydır. ama gerek 29 ekim dolayısıyla ve gerekse ekim devriminden dolayı (devrim kasım ayında olmuştur ama) sevilir ve seviniz. valla bak..




18 Nisan 2016 Pazartesi

taharet musluğu 4

ecnebilerin tuvalet zevki farklı. bizim dört beş yıldızlı otellerde kaldıysanız da görmüşsünüzüdür. ayrıca kıç yıkamaya yaradığı söylenen bir yer daha var. hatta içine kokulu sabunlar dökülüp hoş dakikalar da geçirebilirmişsiniz. bu aparatın başka bir işlevi olduğunu bilen varsa eklerim. benim bilgim bu yönde..

fotoğraf roma'dan. dört yıldızlı bir otel. eski roma bildiğiniz gibi bir odaya gider, sıçar ve üstüne tüy dikermiş. bok kuruduğunda da tüyden tutup atarlarmış. neyse işte, atilla, roma'ya girdiğinde içindeki hahamları görünce bu şehirde fazla kalamayacağını düşünmüş. malum, konfor erkeği yumuşatır :)




20 Ocak 2016 Çarşamba

masa da masaymış ha

ekşi sözlük'te yazdığına göre bu şiir edip cansever'in belası olmuş, "yaşamım boyunca kurtulamadığım şiir" olarak adlandırmış. kendi ifadesi ile ahmet muhip dıranas ile aralarında şöyle bir diyalog geçmiş;

"başkası yazılmasa da olurmuş diyorum. ayrıca bu şiirden yaşamım boyunca kurtulamadım. antolojilerde aynı şiir, şiirimi uzaktan bilenlerin dilinde aynı şiir, yabancı dillere şiir mi çeviriyorlar benden, ille masa şiiri de olacak. bir gün ankara’da ahmet muhip dıranas’ın da bulunduğu bir masadayız. bir ara dıranas bana döndü, adı geçen şiiri övdü. “üstad, ben o şiirden bıktım” dedim, “benim başka şiirlerim de var” dıranas gülümseyerek, “eh, ben de fahriye abla’dan bıktım, ne yapalım, her şairin bıktığı bir şiiri vardır” dedi. doğruydu elbet. çünkü ülkemizde çoğu kez bir kuşağın şiiri okunur, yeni kuşaklarınsa yeni okuyucuları çıkar. öncesi ve sonrasıyla şiirimizi izleyen pek az okur vardır.”

nedense daha sonra milli eğitim bakanlığının da bıktığı bir şiir olsa gerek içinde bira geçtiği için ilgili bölümleri ders kitabına koymamış. neyse işte, bana bahsi geçen masa daha çok kadını çağrıştırıyor. ilk okuduğumda "ne kadınmış be" demiştim içimden. belki gerçekten masadır, belki değildir. ama en azından bir porselen firması reklamında taklit edilmesi hiç olmamış..
adam yaşama sevinci içinde
masaya anahtarlarını koydu
bakır kaseye çiçekleri koydu
sütünü yumurtasını koydu
pencereden gelen ışığı koydu
bisiklet sesini çıkrık sesini
ekmeğin havanın yumuşaklığını koydu
adam masaya
aklında olup bitenleri koydu
ne yapmak istiyordu hayatta
işte onu koydu
üç ker üç dokuz ederdi
adam koydu masaya dokuzu
pencere yanındaydı gökyüzü yanında
uzandı masaya sonsuzu koydu
bir bira içmek istiyordu kaç gündür
masaya biranın dökülüşünü koydu
uykusunu koydu uyanıklığını koydu
tokluğunu açlığını koydu.

masa da masaymış ha
bana mısın demedi bu kadar yüke
bir iki sallandı durdu
adam ha babam koyuyordu.

19 Kasım 2015 Perşembe

kapitalizm canavarı


ali koç "eşitsizliğin ortadan kalkması için kapitalizmin ortadan kalkması gerekir. ben en azından eşitsizliğin minimum seviyeye indirilmesi gerektiğini düşünüyorum. gerçek sorun kapitalizmdir" diye buyurmuş. üstüne malum kişinin "... ben de işverenlere tavsiye ediyorum, biraz az kazanın ve kazandıklarınızı dar gelirli insanlarla paylaşın. bunu bir defa başarmamız lazım. neden, fakirliği tahrik etmeyelim ve paylaşımcı anlayışı hayatımıza egemen kılalım" diye bir laf etmiş.

sanırım trafik ve enflasyon canavarından sonra bir de kapitalizm canavarımız oldu. malumunuz üzere ülkede herhangi bir sorun olursa bu hiç kimsenin sorunu değildir. kaza olduysa trafik canavarı, dolar arttıysa faiz lobisi iş başındadır. eğer ülkede eşitsizlik varsa bu özel sektörün ve devletin sorunu değildir. kapitalizmin sonucudur. artık geçmiş olsun. ücretiniz mi az? ali koç'a bağırmayın ve hatta onu övün. ne güzel tespit yapmış işte. sorun onda değil, kapitalizmde. geçinemiyor musunuz? devlet sınıflar arasındaki eşitsizliği fazla kazanandan vergi toplayarak düzelteceğine hala zenginlere rica minnet "maaşları yükseltin" mi diyor? hiç canınızı sıkmayın. bakın sorun çözüldü. dilsizlerin dili oldu yine..

asgari ücretin 1300 veya 1500 olması sorunu hala çözmüyor. anadoluda millet zaten asgari ücret kazanmıyor. bir çok yerde hesaplarına 1000 tl yatıyor, ama şirket muhasebecisi bankamatiğin önünde bekliyor ve işçilerin elinden 200-250 tl parasını alıyor. size belki abartı gelebilir ama gerçek durum bu. şimdi hesaba 1300 tl yatar ama 500 tl'sini işçinin elinden alırlar.

istanbul'da tekstil işi yapanlar bu durumu bildiklerinden yavaş yavaş dükkanlarını anadoluya taşımaya başlayacaklardı ki suriye boşaldı ve alın size bedava iş gücü. asgari ücretin yarısına çalışan yüzbinler geldi. kaçak çalıştıkları için çoğuna ücret bile verilmiyor. 1 ay sonra atılıyorlar. ülke kaçak işçi cenneti. türkmenistan, afganistan, kırgızistan, moldova boşalmış sanki. adam afganistan'da kurtlar vadisi izliyor ve türkiye'yi polat alemdar'ın yönettiğini sanıyor. ona katılmak için yola çıkıyor ve 17 günde van'a geliyor.. neyse, bedava yaşıyoruz..

neyi paylaşacağımızı gerçekten bilmiyoruz. 60 yaşında kağıt toplamak zorunda olan kadın, kendi çöp tenekesinde kağıt toplayan suriyeliyi dövmeye kalkıyor. onu suriyeli olduğunu ve ülkeden attıracağını söylüyor. ülke bu kadar felaket durumda. tam bir çürüme, tam bir dibe vurma, tam bir alçalma, söylenen her yalana kanma.. yazık..

15 Temmuz 2015 Çarşamba

ayletme beni

(derya petek)

bu zamana kadar dinlediğim en güzel türkülerden biri. üstelik daha geçenlerde tamamen tesadüf eseri haberim oldu. yazık bana. neyse, türkümüz kuzey bulgaristan orjinliymiş. ayletme, bildiğin ağlatma demek. şavk kelimesini hemen herkes bilir. yine de yazayım. ışık demek.

türküyü söyleyen bir çok sanatçı var. bir kaç tanesini seçtim. ben derya petek'ten ilk kez duyduğum için onu üste koydum..

şu karşıki dağda lambalar yanar
lambaların şavkına fadimem
sevgilim yazar

ayletme beni söyletme beni
alçak yüksek tepede fadimem
bekletme beni

şu karşıki dağda kuzular meler
kuzu sesi değildir fadimem
ömürler biter

ayletme beni söyletme beni
alçak yüksek tepede fadimem
bekletme beni 



(adile yadırgı)

(volkan konak)

bu arada, bayramınız kutlu olsun :)

8 Mayıs 2015 Cuma

şemsiye

Gökyüzünde birlikte gezen yağmur damlaları ve rüzgarın etkisiyle maalesef şemsiyelerimiz mahvolmaktadır. demek çin'e muson yağmıyor(!) ki böyle kalitesizler ve hemen bozulup gidiyorlar. eskiden şemsiye tamircileri vardı, hallederlerdi. şimdi zaten 10 tl. al, kullan, at..

bildiğiniz gibi şemsiye "güneşlik" demek. kelime arapça. arabistan'da yağmur yok elbet. o yüzden güneş için kullanmaları doğal. şems kelimenin kökeni. direkt güneş demek. aramca şimşa, akadca şamşu, şamaş. şamaş ise güneş tanrısının kendisi. kendisi sin'in oğludur ve sin de ay tanrısıdır. ay ve güneş baba-oğuldur. şamaş'ın bir özelliği de hamurabi kanunlarının dayandırıldığı tanrı olması. ikiz kardeşi inanna/iştar ise fecidir. babaları sin ile birlikte lübnan-suriye ekseninde de bilinen bir tanrıdır. ama onlar baal der. neyse, ingilizce sun kelimesinin kökeni de aynıdır.

vay be, koskoca güneş tanrısının dilimizde geldiği son noktaya bak..


(sur dibi civarı)


(yine sur dibi)


(sanırım mecidiyeköy'dü)


(atina)


(mecidiyeköy)


(atina)
Related Posts with Thumbnails

...

ilet:

ytravisbickle@hotmail.com

Sayfalar

telif falan istemiyorum, iyi eğlenceler... Blogger tarafından desteklenmektedir.