heyy!!! heyecanlı mısın?!

korkma, okudukça geçer!

27 Ocak 2009 Salı

stanley kubrick ve savaş sanatı

stanley kubrick filmlerini izleyenler bilir. savaş sahnesi olan filmlerinde dünyanın kuruluşundan beri kullanılan tüm savaş taktiklerini sinemasına yansıtmıştır. üstelik bu filmlerinde düellodan başlayarak, o zamanlar moda olan kişisel ölüm şekillerini de sinemasında izleyicilerine gösterir.
ilk önce silahın keşfiyle başlayalım. 2001 a space odyssey'de maymunun biri eline bir kemik alır ve diğer kemik parçalarını kırar. akabinde monolitin gelmesiyle birlikte ilk savaş meydana gelecek ve kan dökülecektir. böylece pek düelloya benzemese bile ilk karşılıklı kan dökme de görülür. gerçi daha çok bir linç vardır, ki hala daha modası geçmedi.

film derin bir karanlık ile başlar. yani daha big bang bile meydana gelmemiştir. akabinde büyük bir patlama ve maymun kemiği havaya fırlatır. onun bir alet olduğunu anlamıştır. o kemiğin bir uzay mekiğine dönüşmesi sahnesi, sinema tarihinin en uzun zaman sıçramasıdır. bir geçişte bütün insanlık tarihi anlatılmıştır.

silahın keşfinden sonra elbette kullanıdığı sahalar gösterilecek. oklu, kılıçlı, mızraklı sahnelerini ilk uzun metrajlı filmi olan spartakus'de bol bol görürüz. dönemin en güçlü ordusu roma'nınkidir ve onun o devirdeki en güçlü rakiplerinden birisi de bir köle olan spartakus'tür. üstelik düello sahnelerinin vazgeçilmez yönetmeni olan kubrick, bu filmde gladyatör dövüşleri ile bunu da kullanmıştır. spartaküs bir köle olsa bile özgürlük tutkusu uğruna isyan eder, çok uğraşır, ama başaramaz.

filmin sonunda yönetici sınıfın acımasızlığını göstermesi açısından çarmığa germe işlemi de gösterilir. kazanan daima haklıdır ve kazanır.

sıra geldi ateşli silahlar çağına. barry lyndon'ı izleyenler bilir. bir irlandalının başına gelebilecek her şey barry'nin de başına gelir. aldatılır, kandırılır, kandırır, aldatır, acır ve acınacak duruma düşer. bu filmde ise kubrick, müthiş bir ingiliz disiplinin ürünü olan sıralı tüfek ateşleme savaşı diyebileceğim taktiği gösterir. hani kırmızı urbalılar üç sıra halinde yürür. atış mesafesine gelince önce ilk sıra, sonra ikinci ve en son üçüncü sıra ateş eder. akabinde düşman dağılınca süngü takarlar ve bu sefer süngülemek için disiplinli bir şekilde yürürler. işte yedi yıl savaşları içerisinde uygulanan bu taktiği gösteren ve elde tüfekle o sıralarda durmak için harbiden cesaret gerektirdiği ve taktiğin iğrençliğini haykıran bir baş yapıttır barry lyndon.
filmdeki düello sahneleri ise olağanüstü. hem filmin başındaki o kandırmaca, hem de sonunda bacağını kaybettiği sahne. oyunculuklar kusursuz. aslında bu tür sahneler insanı ölüm korkusuyla dolduruyor. eğer tek bir kurşunun varsa onu iyi değerlendirmek lazım. ve acınacak duruma düşmemek için sıra sana geldiğinde hakkını iyi kullanmak gerekir!
paths of glory ise tam bir birinci dünya savaşı destanıdır. siper savaşlarının tüm acımasız taraflarını, askerin ruh halini, generallerin umursamazlığını, iğrenç disiplin anlayışını, dikenli tellere takılan ve takır takır taranan askerleri, siperlerinden çıkar çıkmaz boşu boşuna ölenleri, askerlerin ölüm karşısındaki korkularını anlatır. yani gücü elinde tutan kişi için, geri kalan böceklerin hayatları anlamsızdır. film tek kelime ile müthiştir ve hatta 1970'lere kadar fransa'da gösterimi yasaklanmıştır. bu derece etkilidir.

zaman geçtikçe düello iyice anlamsızlaşır. artık mutlak itaat devridir ve düello yerine kurşuna dizilme modası başlamıştır! mutlak itaat zamanlarında ölmek için emir gerekmektedir.
ve sıra full metal jacket'a geldiğinde olayı en başından başlatır. yani; "bu ölüme giden ve ölen askerler nasıl yetiştirilir?" bunu da çavuşun tavırlarından ve konuşmalarından anlarsınız.

ikinci bölümde ise günümüzün savaş stratejisini anlatmaya başlar. artık kılıç, kalkan, ok, mızrak, doldurmalı tüfekler, siper savaşları bitmiştir. gerilla tipi savaşı, insanlarını, bu düşmanların! gündüzleri içimizden biri, geceleri asker olduğunu, kimsenin kimseye güvenmediği bir çağa doğru gidişi anlatır. gerçi savaş sahnesi altı üstü bir binadır. yani pek fazla değil. ama amerikan askerlerinin öldürülmesini izlemek zevkliydi.

aslında bu filmdeki bir söz, her şeyi açıklıyor:

"ve biz bu görkemli güce duyduğumuz saygıdan onun cennetini boş bırakmıyor ve ona taptaze yeni ruhlar gönderiyoruz."

1960'lar ve 70'lerde ise kurşuna dizilmek de moda olmaktan çıkmıştır. artık revaçta olan intihar etmektir.
ve nükleer çağı anlattığı filme gelelim. kubrick, dr. strangelove'da savaşı yönetenleri, yani; başkanını, generallerini, bilimadamlarını, askerlerini, anlayacağınız herkesi güzel bir kara mizah ile izleyiciye aktarılır. en son savaş taktiklerinden biri olan b 52'lerle bombalama da gösterilir. hatta bombanın üstünde bir kovboy bile vardır! ve bu film, aslında soğuk savaş dönemini anlatan, savaşı kontrol edecek olan insanların ruh halini yansıtan bir belgeseldir.

nükleer çağda insanlar çıldırmıştır. intiharlarına bile farklı bir boyut katarlar ve kendileriyle birlikte öldürebilecekleri herkesi öldürmeyi amaç edinirler. yani intihar bombacısı olurlar.
kubrick'i sevelim, sevmeyeni dövelim!

2 yorum:

travis and tyler durden dedi ki...

"Eyes wide shut" filminde ise kadın-erkek savaşını anlatmıştır. Bu mükemmele çok yakın bilgilendirme yazısında pas geçilsin istemedim.

Saygılar,
t&t

gerisi önemli değil... dedi ki...

the killing de de bir düello sahnesi vardı. kullandıkları materyali hatırlayamadım. o yüzden koyamadım. üstelik tamamen cansız mankenlerle dolu bir odaydı. sadece birinin ölmesini isteyen ruhsuz arena izleyicisini hatırlatıyordu. zaten film, soygun filmiydi. gerçi soygun filmlerinin en iyilerini baştan aşağıya yazmak lazım.

eyes wide shut yorumunuza katılmıyorum. lolita da ki kadın-erkek ilişkileri/savaşı çok daha güzel anlatılmıştı.

hatta a clockwork orange da şiddetin en mükemmeli var. singing in the rain söylerek birini hiç dövmedim!

Related Posts with Thumbnails

...

ilet:

ytravisbickle@hotmail.com

Sayfalar

telif falan istemiyorum, iyi eğlenceler... Blogger tarafından desteklenmektedir.