heyy!!! heyecanlı mısın?!

korkma, okudukça geçer!

19 Mart 2013 Salı

400


geleneği devam ettiriyorum. tam 398 takipçim var ve 400'e az kaldı. 200 ve 300. takipçime birayı içiremedim. 400 üncü isterse eğer 5 bira benden. üstüne tavla. çarparım ama, ona göre..

(400 üncü içmeyi istemezse sizlerden birine de ısmarlayabilirim. istiyorum demeniz yeter :)

not: 400 üncü izlek istemediğini dolaylı yoldan bildirdi. isteyen varsa ve yorum bıraksın..

14 Mart 2013 Perşembe

eyvallah

ve en sonunda zaman hızla akıp giderken 36 yaşın zorlukları arasında tıkanıp kalmak böyle bir şey herhalde. "evlen.."

27 yaşındayken bir kız arkadaşım 32'ye kadar evlenmezsem eğer, ileride eşcinsel olabileceğimi söylemişti. en azından yüzük takmalıymışım, yüzük güven verir, kızlar atlarmış üzerime. parmaklarım bomboş hala.

şimdi başlayabilirim, ailem ve benim aramda giden kız paslaşmaları üzerine yazacağım yazıma. bana ilk 24 yaşımdayken buldukları kızdan kolay kurtulmuştum. köprü üzerinde kaçak cd satanlar vardı ve kızla beraber onların yanına gittim. direkt porno cd sordum. kız yüzüme baktı, satıcı olmadığını söyledi, ben tamam dedim ve beş dakika sonra yanımdan ayrıldı. oh be, rahatlamıştım. akabinde şanslarını 27 yaşımdayken deneyen ailem, bana takım elbise giydirdi ve kız görmeye bir eve gittik. evde 2 kız var, ben, hangisi diye kaş göz işareti yapıyorum. sarışın ve esmerden esmer olanı seçmiştim çünkü. o evli çıktı, sarışınmış meğerse. ama kız o kıyafetle beni elbette beğenmeyecekti ve 2 hafta sonra beğenmediğin cevabı geldi. aradan bir süre geçtikten sonra beğendikleri bir kızı bana çaktırmadan göstermek için akraba ziyareti adı altında yol aldık. evde bir kız vardı, ama yaşı 17-18 falan ve abartmıyorum, çok güzel bir kız. tipi ise bildiğin çocuk. eh işte biraz büyümüş. evden çıkışta beğenip beğenmediğimi sorduklarında o çocuğu mu dedim. çocuk ya hu o, ayıp ayıp dedim pedere, sübyenci yaptılar beni.

neyse, memlekete gittiğimde bir ev ziyareti neticesinde bana yine kız gösterdiler. aslında ketenpereye getirdiler desem yeridir. kız 20 yaş civarında bu sefer. nasıl kurtulurum, ne bahane üreteyim diye düşünüyorum ve evden tam çıkarken kız bana bir bakış attı ve korktum. dudaklarını ısırdı ve gözleri ile "şimdi siktim senin belanı" der gibiydi. uzun lafın kısası, kestirmeden beğenmediğimi söyledim. zaten o ketenpere işini hiç unutmadım. bağlasanız beni olmaz diye de belirttim. bazen işlem kolay oluyor. ama bazen de zor. bir başka seferinde ise kızla beni odaya kapattılar. kız içki içip içmediğimi, namaz kılıp kılmadığımı sordu. düzgün cevap verdim. 1 hafta sonra kızın olumsuz cevabı geldi ve nedeni zaten belliydi. üstelik o eve 3 bira içip gitmiştim. aile ile filmi orada biraz kopardım. 2 ay başımın etini yediler ve benim içine kapanık olduğumu, kızlarla konuşamadığımı, dereyi geçene kadar yalan söyleyebileceğimi söyleyip durdular. ama normalde durmadılar elbet. bir ara başörtülü bulduklarında direkt reddettim ve annem bir süre benimle dargın kaldığı gibi, sürekli laf çaktı durdu. bekar kalmak büyük sorun arkadaş. ama bu arada aile tarihine merak salıp, amcalarla ve babanne ile konuştum ve bir sürü gerçeği de öğrendim. yedi kuşak geriye kadar dedelerimi biliyorum. işin ilginç bir noktası var ama. dedeler hep 2 erkek kardeş gitmiş. tek erkek evlenmiş ve çocuk sahibi olmuş. ama ikinci erkek ya hiç evlenmemiş, ya da çocuğu olmamış. misal en küçük amcam evlenmedi. babamın amcasının çocuğu olmadı. dedemin amcası da evlenmemiş. dedemin dedesinin kardeşi ise ya deliymiş, ya da deli numarasına yatmış. dedemin dedesi 7 yıl yemen'de savaşmış. 1911-1918. derler ki savaşmamak için deli numarasına yatmış. gerçi ailenin savaşçı genlerini de bu sayede öğrendim. yemen var, dersim var(anlatması uzun hikaye), kıbrıs var, benim kardeşim de şırnak'ta yaptı. şimdi evli ve aslan gibi iki yeğenim var(toplamda dört). ben amcalarıma çekmişim ve ailedeki bildiğin o çürük elmayım. kardeşim ise sağlam taraf. 7,5 aylık ankara kısa dönemi bitirene kadar canım çıktı ve benim dede 7 yıl yapmış lan, var mı ötesi.

neyse, zalim kader tabancasını çekip bekarlık genlerini benim beynime boşaltırken ailenin aramasının yanında başkaları da aramaya devam etti. beni çok seven bir tanesi ise tam üç tane buldu. birincisini beğenmedim ve kız ağlaya ağlaya gözlerindeki tuzlu suları bitirmiş. ikincisinin neresini beğenecektim ki zaten. ama üçüncüsü iyiydi ve üstelik yeğeniydi. ama o da benim gibi tam bir iyi çocuk. ailesinin sözünden çıkmıyor ve kız hafta sonları beni sürekli ekiyor veya istemiyor. bende bir daha aramadım ve o işi tatlıya bağlamış oldum.

işte böyle sevgili okurlar. bu arama tarama faaliyetleri içinde yoğurula yoğurula vakit geçirirken bir gün annem aniden kesin bir emir verdi bana. acele memlekete gel. sebebi belliydi. uçağa atlayıp gittim. gördüğünüz üzere annemi kıramıyorum, ancak artık çok üstüme giderse biraz delirip benden uzaklaşmasını sağlayabiliyorum ve gittim memlekete. kızı gördüm. ertesi gün sote bir yerde buluştuk. kızla biraz laflayınca her şey anlaşıldı. kızın ailesi de onu zorlamış. üstelik kızın sevgili varmış. beni kıza "hiç sevgilisi olmadı" diye söylemişler. bana da "kızın eline erkek eli değmedi" demişlerdi. hepsi kocaman bir yalanmış meğerse(!) hayat böyle bir şey işte. karşılıklı kızla anlaşıp boşandık. şimdi kız evlenmeye karar vermiş. allah mesut etsin :)

velhasıl kelam, tüm bu ahval ve şerait içinde dahi aile ile karşılıklı inatlaşma devam ediyor. sen kız bulamazsın diyorlar. evlenmek çok gerekli mi acaba, kafama takılmıyor da değil. sıkılınca küçük amcama atıyorum pası. üstüne kuzenlerle toplanınca durum daha vahim bir hal alabiliyor. bende 50 tane kuzen var. bir kısmını hiç görmedim. ama benim yaşıtlarımı bilirim. artık onlar bile kız buluyor bana. bazıları evlenip, boşandı ve evlendi. eskiden suçu dayıma atardım. ama uzun süre önce o da evlendi. gerçi teyze ve halalarım da maşallahlık. toplamda 8 kişiler ama boşanma/ölüm derken sadece birinin kocası var. şu bir gerçek, köyden kente göçlerde ilk yıllar sakin geçebilir. ama aile reisi öldükten sonra herkes bambaşka yollara savrulabiliyorlar. şehirler insanları çatır çatır yiyor. benim önümdeki evlenme örnekleri çok feci. çaktırmadan bundan bahsettiğimde benim öyle olmayacağımı söyler ailem. iyi biriymişim. nerden biliyorsun ki, 14 yaşımdan beri ayrıyım ben sizden. bir keresinde onlara eğer evlenirsem karşımdaki insanla da nlaşamazsam eğer, onun hayatını cehenneme çevirebileceğimden bahsettim. bakın, kız iyi biridir, ama sonra boşanırsak hayatı kararabilir. ben, o ihtimali bile düşünüp karar veriyorum. "öyle yapacaksan hiç evlenme o zaman" diyorlar. olur diyorum. ama süreç değişmiyor.

kartlarımı açık oynamaya karar verdim. blöf yok. kriterleri tek tek söyledim. bana 30 küsür yaşında birini bulmayın. onların tek seçeneği ben mi olayım be ya. 25-30 arası olur. elim yüzüm düzgün ne de olsa. üstelik yaş 36, bu yaştan sonra aşk hikaye, o gençlik hastalığı. ama gördüğümde de biraz çekici gelsin, hem maaşı da olsun.

sonuç şudur ki ey dostlar, bu iki hafta içinde beni gezdirecekler bol bol. ellerinde bir katalog var sanırım. üstelik annemin bir de yancısı var artık. o da akraba ve çocuğu olmadı. kendisini mecbur mu hissediyor ne, bilemiyorum şimdilik.

tabi işin derini inmek lazım. kardeşimle konuşurken onun küçükken büyük amcama özendiğini fark ettim. onun gibi arabası olsun istermiş. çoluk çocuk vs. peder o sıra içeride. ben büyük amcamdan öteden beri uzak dururum. kendisinden başkasını sevmeyen bir tiptir. neyse, kardeşime babasız büyümek pek etki etmemiş. ama bana feci koymuş. ben çocukken 18 yaşımda bir işe gireceğimi, 20 yaşında da askere gideceğimi biliyordum. ama o zaman dahi evlenip çocuk sahibi olmak gibi bir düşüncem hiç yoktu. 19'da işe girdim. 25'de askerdim. 36'da hala bekarım. en sonunda küçük amcamla beraber huzur evine yatacağız ve emekli maaşlarını oraya vereceğiz.

kader bazen sizin tahmininizin de ötesinde yaşamınızı etkiler. çaktığı çiviyi çıkarmak için çaba göstermezsiniz. çünkü o çivi o kadar güzel girmiştir ki, size keyif verir..

13 Mart 2013 Çarşamba

1 Mart 2013 Cuma

çakal


the jackal, the day of the jackal filminin 1997'ye uyarlaması gibiydi. iki filmi de izlemiş biri olarak ilk filmin çok daha iyi olduğunu söyleyebilirim. ama the jackal soundtrack olağanüstüydü. özellikle bu parçası. yani massive attack - superpredators. erzurum'da bulunan beni massive attack manyağı yapmıştı. tek bu şarkı yok elbette. agent provocateur - red tape falan, ooo..

the day of the jackal'ı izlemeyenleri de şiddetle eleştiririm bak. cezayir'in bağımsızlığını tanıdığı için ordu içinden bir grup subay charles de gaulle'e suikast tertipler. olaylar gelişir. harika bir filmdir.

Related Posts with Thumbnails

...

ilet:

ytravisbickle@hotmail.com

Sayfalar

telif falan istemiyorum, iyi eğlenceler... Blogger tarafından desteklenmektedir.