Denge Bozulmadan Önce
1 gün önce
şu 24 nisan günlerinde yurtta ve dünyada yer yerinden oynuyor! batılı devletler kendi pislikleri yokmuşcasına utanmadan, sıkılmadan, büyük bir yüzsüzlükle kendilerinin de(özellikle almanya) neden olduğu ermeni katliamını 'soykırım' olarak kabul edip, anıyorlar. bizimkiler ise "yok öyle şey, müslüman katliam yapmaz" tadında geçinmeye devam ediyor. hatta bekir coşkun'un deyimi ile "demedi" bayramımızı kutluyoruz! oysa ortada büyük bir trajedi ve katliam gerçekten var. bu katliamda neler olduğunu öğrenmek için kemal tahir'in büyük mal romanını okumak bile yeter. romanda bizim yayla padişahı sülük oğlanın aklından geçenler vasıtasıyla öğreniriz neler yapıldığını. kemal tahir de cezaevlerindeki mahkumlardan duymuştur olan biteni. bir ara o bölümleri de kopyalarım belki, neyse.



asıl adı leopold stotch olan bu karakter, hepinizin bildiği gibi butters olarak tanınır. south park'ın ilk sezonlarında sınıftaki çocuklardan birisidir sadece. ama zamanla rolü artar. beşinci sezonun son bölümü sadece kendisiyle ilgili olduğundan ve sevildiğinden, kenny'nin tamamen ölümünden sonra kyle, cartman ve stan'in düzenlediği yarışmayı kazanarak, gruba dördüncü olarak katılır. ki bu yarışmanın olduğu bölüm başlı başına enfestir.
butters dizide bahtsız bir karakterdir. step dans yarışmasında ayağından ayakkabısı fırlar ve biri hamile sekiz kişinin ölümüne neden olduktan sonra dansı bırakır. naif bir insandır, ki başka bir bölümde tüm bu aşağılanmalardan kurtulmak için vampir olmaya karar verir, kılık kıyafetini tedarik edip olur ve cartman'ın kanını emmek için gece yarısı onun evine gider. ama cartman'ı bile öldüremeyecek kadar insancıl bir karakterdir.
bir kaç gündür nezle yüzünden sıkı giyinmek zorunda kaldım. fazla giysi giyince, üzerimdeki ağırlık yüzünden kendimi aşırı derecede pis hissediyorum. yani yazlık kıyafetlerin kolu uzasın, biraz kalınlaşsın, bir de mont tamam işte. kat giyinmek bunaltıcı bir şey. neyse işte, doktor sağ bırakmayanım bira ile beraber hastalığı atlatacağımı sansam bile şirinleri asla göremeyeceğimi hissediyorum!
evinin altında 6 km uzunluğunda bir laboratuara sahip olan, 50 santimlik boyu ile ablası dee dee'nin dizine kadar gelebilen, kocaman gözlükleri, dehşet ayakkabıları ve beyaz önlüğü ile süper şirin bir karakterdir dexter. 3. sınıf öğrencisi bu çocuk bilim insanının maceraları harbiden çok güzel. yani sırf dexter'ı izlemek için prime time'da cartoon network'ü açabilirsiniz. tabii evde yalnızsanız!
ama bu 6 km uzunluğundaki laboratuardan sadece 2 kişinin haberi vardır. dee dee ve dexter'ın en büyük rakibi mandark'ın. mandark hippi anne babası tarafından oldukça doğal ortamlarda ve cinsiyetsiz biri olarak büyütülmüş, doğadan nefret eden, teknoloji ve dee dee aşığı bir tip. zafer kazandığını sandığı zamanlardaki kahkası müthiş. onun gibi zafer kahkahası atasım var, o derece. seslendiren büyük iş yapmış. neyse, dee dee'nin mandark'ın kendisine olan aşkından hala haberi yok. mandark'ın tek amacı dexter'ı ve laboratuarını yok etmek. bu amaçla kendi laboratuarını kuruyor! onunkide 6 km. hippi anne ve babasından hefret ediyor! gerçi dexter'ın anne babası da olur karakterler değil hani. annesi tam bir temizlik hastası. sürekli temizlik yapan, koca kıçlı, elinde bulaşık eldiveni eksik olmayan bir karakter. babası da bilim adamı. dexter'ın en en en büyük korkusu anne ve babasının laboratuarından haberdar olması. bunun için oldukça saf görünüşlü anne ve babasını kandırması gerekiyor. laboratuarının girişi kitaplığının arkası. dee dee savar silahları da var. ama içeri girme ve kırıp dökme konusunda dee dee'yi hiç bir güç engeleyemez.
tabii bu oldukça asosyal dexter'ın da ilginç yönleri var. mesela sevgilisi! dikdörtgen t-3000 bilgisayar dexter'ın gizli laboratuvarının enerji, güç, plan, proje gibi işlerini yöneten bilgisayarıdır. süper zekidir. onu dexter imal etmiştir.

9-10 yaşımdan beri örümcek adam hayranıyım. spiderman değil ha, örümcek adam. gerçi hala daha hastasıyım. ama tekrar tekrar yazayım; örümcek adam'ın.
bugün 1 nisan, neşe doluyor insan! artık 1 nisanların benim için bir anlamı var. ne zaman aklıma 1 nisan gelse johnny bravo da aklıma geliyor. sarışın, kaslı, 90 larda kalan bu ana kuzusu apaçi tam bir embesildir. önüne gelen her kıza "merhaba bebek" diyerek asılır. ama her seferinde tokadı yer. harbi güzel bir çizgi filmdir. neyse, ekşi sözlük bile bir ara johnny e kız bulmaya kalkmıştı, o derece ümitsiz bir tip, işte bir bölümde tüm kızlar buna asılıyor, çıkma teklifi ediyor, hepsine kanıyor, ama her seferinde "1 nisannn" lafını duyuyor. ah johnny ahh!! güzel bölümdü.

büyük bir pişmanlık duyar. dostlarının yardımı ile barışın devamı için darkwood ormanına yerleşir. bir kaç küçük numara ile kızılderilileri kendisinin bir yarı-tanrı olduğuna inandırır.ama sonra kendisinin gerçekten önemli bir kişi olduğunu da anlar. kızılderililerin kutsal ruhu kiki manitu'nun dünyaya yardım etmesi için zaman zaman seçtiği savaşçılardan birisidir zagor. kiki manitu'nun yardımı ile bir bazı olaylardan sıyrılır. mesela kendi kötü kişiliği lanetli topraklarda kanı aktığı için ortaya çıkınca kendisiyle savaşmak zorunda kalır. tam yenilecekken kiki manitu ortaya çıkar ve ikisini de zamansızlık boyutuna gönderir. zagor bu sayede kendisini yener.
maceraya koşmuşluğu da vardır. yani kadınlarla arası iyidir. mesela daha önce bahsettiğim kaptan fishleg'in yeğeni virginia, soylu bir avusturyalı olan frida lang ve tabii ilenia varga. ama kadınlar konusunda ketum bir tiptir. maceraları salt darkwood'da geçmez elbette. edgar allen poe ile yaşadığı muhteşem bir macerası vardır, ki yıllar geçse bile hala daha tadı damağımdadır. iyi bir denizcidir. buzullara gitmiştir. arabistan'da, afrika'da maceraları vardır. yukarıda söylediğim gibi kendisiyle, bir macerasında tapınak şövalyeleriyle, ispanya'dan gelen bir golem ile, amerikan başkanıyla, darkwood'un bir gizemi sonucunda orta dünyaya düşüp orayı yönetmeye kalkanlarla, uzaylılarla, zombilerle, dev canavarlarla, robotlarla, çılgın bilimadamlarıyla hatta ninjalarla da karşılaşmıştır. kemerinin bir yanında baltası, diğer yanında silahı vardır. ilk hamle olarak ahyaaaak diye bağırarak baltasını fırlatır.
frank sinatra ve bilimum şarkıcı parçasının üzerine mutlaka bir şarkı yaptıkları şehirdir new york. hiç gitmemiş olsam da, hatta ve hatta gitmeyi düşünmüyor olsam da, knicks'den ve yankees'den nefret etsem de, taxi driver'ın hatırına bir şeyler anlatmak gerekiyor ;