heyy!!! heyecanlı mısın?!

korkma, okudukça geçer!

19 Ocak 2018 Cuma

bergen vs ceylan ertem



ceylan ertem'i feci şekilde bergen'e benzetiyorum. ikisi de çok güzel kadın. kaderleri benzemesin..

11 Ocak 2018 Perşembe

sömürge


haritaları severim. o yüzden bir kaç ilginç harita paylaşayım dedim. sömürgecilik çağının afrikası, amerikasının haritaları yayınlanır ama nedense çin ve iran pas geçilir. oysa o bölgeler de sömürgeleştirilmiştir. afrika ve hindistan gibi tamamen idareleri altına alamasalar bile bu iki ülkenin de hakkından geldiler. zaman 1850. yeşil bölge ingiliz ve hindistan ile sarı denizi birleştirme gayretleri varmış sanırım. fransızlar turuncu ve sarı. turuncu zaten vietnam. sarı bölge daha kuzeye çıkamamış. ingiliz korkusu olsa gerek.  kuzeyi rus bölgesi. doğu ise japon. yani kore, tayvan ve çevresi. yellow sea yazısının sol tarafındaki küçük kahverengi alan alman bölgesi. almanlar da payını istemiş. bu bölge küçük olsa bile birinci savaşta ingilizleri çok uğraştırmıştır.


bu da iran'ın sömürge haritası. ruslar kuzeyi, ingilizler güneyi parsellemiş. haritayı hazırlayan önce persia british zone yazsa bile inanmayın. önce ingilizler gelir. BP gibi.


bu haritata da 1914'deki ortadoğu sömürge bölgeleri net bir şekilde işlenmiş. güney arabistan ve iran'ın durumu ortada.


sykes-picot anlaşmasının bize hep güneyimizdeki durumu anlatılır. oysa anadolu da bu anlaşma ile paylaştırılmıştır. sarı bölgeler rus. yani istanbul ve doğu anadolu. iran'da, hindistan'da, çin'de olan anadolu'da da oluyor. daha ilginci yine bir rus-ingiliz sınırının olmaması. ingilizler ruslarla sınır olmamak için afganistan'ın haritasını kendileri çizmişlerdir. bunu iran'da da yaparlar. sıra bize geldiğinde de durum değişmez. c bölgesi italyandır bu arada. renkli bölgeler direkt sömürgeleştirilen, harfli bölgeler ise yarı sömürge alanları. sevres'den bir farkı yok.


sevres'in bu haritası daha etkileyici. anlaşma tüm detayları ile gözlerimizin önünde.


bu harita ise 1919'da arabistan'ın hali. tamamen ingilizlerin kontrolünde.

bu da afrika'nın 1930'daki hali. alman bölgeleri de paylaşılmış. bu harita da fazla bir yerde yer olmaz. sömürgecilik haritalarında hep 1914 yılı esas alınıyor. savaş sonrası haritalar da önemli. togo'yu ingilizler ve fransızlar paylaşır. kamerun fransız, angola ve tanganika ingiliz olur. böylece kuzeyden güneye ingilizler pasaportsuz bir şekilde yürüyerek gidebilir hale gelir.


birde meşhur faşoda krizi vardır. 1898'de fransızlar sömürgelerini doğu-batı yönünde birleştirmek ister. haritada görüleceği üzere faşoda ketini işgal eder. ama ingilizlerin de kuzey-güney yönünden sömürgelerini birleştirmek isterler ve fransızlara "siktirin gidin, döverim seni" der. fransızların da ingilizlerle savaşmaya götü yemez. usul usul giderler. utançlarından ingilizlere ricada bulunurlar ve faşoda kentinin adı kodok olarak değişir. olayı tarihten silmek istemişlerdir.

13 Ekim 2017 Cuma

sapiens

okuduğum en iyi kitaplardan bir tanesi ve kesinlikle ufuk açıcı bir çalışma. bazen kendi çapımda katılmadığım noktaları olsa bile türümüzün diğer canlılarla ve kendimizle olan ilişkisini ve gelişim sürecimiz ile varacağımız noktayı anlatışı çok iyi.

kısaca şöyle özetlersem eğer; son derece vahşi bir türüz.

11 Ağustos 2017 Cuma

aslan asker şvayk



tanıtımında ‘Aslan Asker Şvayk, insanlık tarihinin en acımasız savaşlarından birini, İkinci Dünya Savaşı'nı, tüm anlamsızlıkları.. ibaresi kullanılan ama olayların birinci savaşta geçtiği tam bir baş yapıt. Tanıtımını yapan denyo kitabı okumamış!

neyse, kahramanımız şvayk çek kökenli avusturya askeridir. savaş başlar ve pragda her zaman içtiği pubda içerken askere alınır. olaylar böylece başlar. oldukça saftirik, hatta beyinsiz olan kahramanımız ikinci cildin sonuna doğru daha akıllı bir karaktere bürünür. ve yazarımız jaroslav haşek ölür, kitap biter. hepi topu sekizyüz sayfalık inanılmaz güzellikte bir hikaye böylece birdenbire biter. gogolun ölü canlarından sonra böyle yarım kalmış bir hikayeye rastlamak feci içimi burktu. gogol hikayesini yaktığından yarım kalmış, ama haşek bir biranede ölür.

haşek eğer avusturya ordusunda savaştıysa tüm erlerden bir şvayk oluşturmuş gibi geldi bana. böyle bir karakter olamaz, veya gerçekten var.


yalnız, avusturya ordusu buysa savaşı kaybetmeleri çok doğal.  imparatorluğun bitmesi hiç şaşırtıcı değil. napoleon boşuna tanrı avusturya da savaş kazansın diye italyanları yarattı lafını boşuna dememiş!

eğer bu kitabı okumadıysanız acilen okuyunuz. ciddiyim bak..

7 Ağustos 2017 Pazartesi

dunkirk


yönetmen çok iyi, konu çok iyi ama ortaya çıkan sonuç kötü. çok kötü değil, ama bildiğin kötü bir film olmuş. biraz goygoyculuk, tamamen gizlenmiş ve hiç olmamış almanlar (yönetmenin bilerek göstermediği belli) vs. nerede vurulan atlar, parçalanan araçlar, hastalıktan ölen askerler, kendilerini eğlenceye kaptıranlar. dunkerque bildiğin trajedidir.

ingilizler buna benzer bir tahliyeyi çanakkale'de yapmışlar ve bir askerin bile burnu kanamadan gelibolu'yu boşaltmışlar, o orduyu selanik'e çıkartıp bulgaristan'ı, dolayısıyla bizi savaş dışı bırakmışlardı.

atonement'in beş dakikalık durkerque sahneleri bile daha güzeldi.

neyse, churchill'in sözüyle bitireyim:

"tahliye ile zafer kazanılmaz"


3 Mayıs 2017 Çarşamba

bıyıklı ağbi..


fotoğraf 70'lerden. yer istanbul. hurriyet.com.tr'den aldım. şimdi yıl 2017 ve ben şöyle bi şey giyip sokağa çıksam utancımdan 20 yıl evden çıkamam. çok cesur bir ağbi ve çocuğu da cabası :)

10 Şubat 2017 Cuma

marcantonio raimondi

bugün sevan nişanyan'ın blogunu okurken öğrendim bu şahsı. I Modi -Usuller- ya da "pozisyonlar" demekmiş. roma 1524, rafael'in dostu ve gravürcüsüymüş. rafael erken ölünce bunları çizmiş. vikipediye göre papa vii. clement'in emriyle, pietro aretino2nun soneleri üzerine giulio romanı'nun yaptığı tasarımları I Modi için erotik gravürlere çevirdiği için tutuklanmış. bir kaç etkili kişinin araya girmesi ile serbest bırakılmış. gravürleri matbaanın icadından sonra ilk porno koleksiyonuymuş. çok satmış ve bence gerçekten sanat eseri. google aramasıyla bolca bulabilirsiniz. ben hoşuma gidenleri koydum..





26 Ekim 2016 Çarşamba

ekim

ekim ayı malumunuz üzere tarlalarda ekimin başladı zamanı temsil ediyor. aşağı yukarı ekim 15-aralık 15 arası kışlık ürünler ekilir. ekim kelimesinin kökeni ek. serpmek anlamında. bir şeyin üzerine ilaç vs serpmeyi de anlatır. 10 ocak 1945 tarihli yasayla birinci teşrin ayına bu ad verilir. teşrin ise rumi takvimin sekinci ve dokuzuncu ayları oluyor. arapçası işrin. aramcası tişrin. arami/süryani takviminin yedinci ayı.

ingilizce ve dolayısıyla batı dillerindeki october kelimesi de sekizinci ay demek. malumunuz üzere eskiden takvimler mart gün dönümü ile beraber başladı. sekizinci denmesi bu yüzden olsa gerek.

neyse, bu ayın bahsedecek uzun uzun bir yanı bulunmuyor. buğdaylar bile artık genelde kasımda ekiliyor. zaten sonbahar ile kış arasındaki ne emmeye ne gömmeye gelen garip aydır. ama gerek 29 ekim dolayısıyla ve gerekse ekim devriminden dolayı (devrim kasım ayında olmuştur ama) sevilir ve seviniz. valla bak..




18 Nisan 2016 Pazartesi

taharet musluğu 4

ecnebilerin tuvalet zevki farklı. bizim dört beş yıldızlı otellerde kaldıysanız da görmüşsünüzüdür. ayrıca kıç yıkamaya yaradığı söylenen bir yer daha var. hatta içine kokulu sabunlar dökülüp hoş dakikalar da geçirebilirmişsiniz. bu aparatın başka bir işlevi olduğunu bilen varsa eklerim. benim bilgim bu yönde..

fotoğraf roma'dan. dört yıldızlı bir otel. eski roma bildiğiniz gibi bir odaya gider, sıçar ve üstüne tüy dikermiş. bok kuruduğunda da tüyden tutup atarlarmış. neyse işte, atilla, roma'ya girdiğinde içindeki hahamları görünce bu şehirde fazla kalamayacağını düşünmüş. malum, konfor erkeği yumuşatır :)




20 Ocak 2016 Çarşamba

masa da masaymış ha

ekşi sözlük'te yazdığına göre bu şiir edip cansever'in belası olmuş, "yaşamım boyunca kurtulamadığım şiir" olarak adlandırmış. kendi ifadesi ile ahmet muhip dıranas ile aralarında şöyle bir diyalog geçmiş;

"başkası yazılmasa da olurmuş diyorum. ayrıca bu şiirden yaşamım boyunca kurtulamadım. antolojilerde aynı şiir, şiirimi uzaktan bilenlerin dilinde aynı şiir, yabancı dillere şiir mi çeviriyorlar benden, ille masa şiiri de olacak. bir gün ankara’da ahmet muhip dıranas’ın da bulunduğu bir masadayız. bir ara dıranas bana döndü, adı geçen şiiri övdü. “üstad, ben o şiirden bıktım” dedim, “benim başka şiirlerim de var” dıranas gülümseyerek, “eh, ben de fahriye abla’dan bıktım, ne yapalım, her şairin bıktığı bir şiiri vardır” dedi. doğruydu elbet. çünkü ülkemizde çoğu kez bir kuşağın şiiri okunur, yeni kuşaklarınsa yeni okuyucuları çıkar. öncesi ve sonrasıyla şiirimizi izleyen pek az okur vardır.”

nedense daha sonra milli eğitim bakanlığının da bıktığı bir şiir olsa gerek içinde bira geçtiği için ilgili bölümleri ders kitabına koymamış. neyse işte, bana bahsi geçen masa daha çok kadını çağrıştırıyor. ilk okuduğumda "ne kadınmış be" demiştim içimden. belki gerçekten masadır, belki değildir. ama en azından bir porselen firması reklamında taklit edilmesi hiç olmamış..
adam yaşama sevinci içinde
masaya anahtarlarını koydu
bakır kaseye çiçekleri koydu
sütünü yumurtasını koydu
pencereden gelen ışığı koydu
bisiklet sesini çıkrık sesini
ekmeğin havanın yumuşaklığını koydu
adam masaya
aklında olup bitenleri koydu
ne yapmak istiyordu hayatta
işte onu koydu
üç ker üç dokuz ederdi
adam koydu masaya dokuzu
pencere yanındaydı gökyüzü yanında
uzandı masaya sonsuzu koydu
bir bira içmek istiyordu kaç gündür
masaya biranın dökülüşünü koydu
uykusunu koydu uyanıklığını koydu
tokluğunu açlığını koydu.

masa da masaymış ha
bana mısın demedi bu kadar yüke
bir iki sallandı durdu
adam ha babam koyuyordu.
Related Posts with Thumbnails

...

ilet:

ytravisbickle@hotmail.com

Sayfalar

telif falan istemiyorum, iyi eğlenceler... Blogger tarafından desteklenmektedir.