heyy!!! heyecanlı mısın?!

korkma, okudukça geçer!

17 Aralık 2014 Çarşamba

büyük rusya

sovyet rusya, 80'lerin sonlarına doğru mevcut yapı ile devam edemeyeceğinin farkına varmıştı. askerlerin karşı çıkmasına rağmen nispeten kontrol edilebilen bir bölünme yaşadılar. çünkü rus doğurganlığı azalmış ve rus nüfus oranı % 51 civarına gerilemişti. bağlı devletcikler onlardan ayrıldı ve bu sayede yeniden toparlanma için vakit kazandılar.


ama bu bölünme esnasında kendilerinden kabul ettiklerini vermemeye kararlıydılar. grozni gibi. şiddetli bir savaş ve neticesinde çeçen nüfusunun % 25'ini öldürdüler(toplam çeçen nüfus 1 milyon). böylece ayrılmak için iç çeken diğer küçük grupları da kendilerine tekrar bağladılar. toparlanma süreci şiddetli oldu. sovyet kazanımlarının hemen hepsi yağma edildi. eğitimli insanları ayağa düştü. ama artan enerji fiyatları sayesinde tekrar rus ayısı olabildiler. ta ki ukrayna'ya kadar..

ruslar büyük ihtimal ayrılmadan sonra kendilerine soğuk davranan ukrayna'ya uzun zamandır bozuktular. beyaz rusya'ya bozulmaya gerek yok. onlar hala daha avrupa'nın tek diktatörlüğü olarak yaşamaya devam ediyor ve rusya'nın ekseninden çıkmaya niyetli değil. ukrayna'nın da öyle olacağını tahmin etmişlerdir ama öyle olmadı. beyaz rusya ise esasında rusya ile birlik olacaklar ama lider kim olacak çekişmeleri var. neyse, ama diğer kardeşleri ukraynalılar ruslardan ayrılmaya pek niyetli. şunu bilmek gerekir. ruslar, beyaz ruslar ve ukraynalılar aynı ana-babanın çocuklarıdır. bizimle azeriler ve tatarlar gibi. aralarında öyle büyük büyük farklar yok(mesela bizim yazı dilimiz istanbul türkçesi olmasa ve her yöre kendi konuştuğu gibi yazsa uzun vadede yöresel dil ayrı dil olarak avrupalılar tarafından kabul edilebilirdi). rusca ve ukranca uzun vadede birbirinden ayrılmış yöresel ağızlardır. aralarındaki temel ayrılık olarak moğol istilası vakti gösterilir. o zamana kadar beraber anılan bu halklar, o zamandan sonra ayrım geçirmişler, moğollardan kaçan slavlar rus olarak adlandırılmış, kalanlar ise zamanla istilacılarla da karışarak ukraynalı olmuş. ayrıca günümüzde oluşan kiev ve moskova patrikliği ayrılıklarını da unutmamak gerek. bu kilise ayrılığı/din ayrılığı, yine birbiriyle bildiğin kardeş olan sırp, hırvat ve boşnakları perişan etmiştir.

neyse, sovyetler birliğini kuran 4 devletten biri olan ukrayna(diğerleri rusya, beyaz rusya ve transkafkasya) devleti yıkan üç devletten de biridir(rusya, ukrayna ve beyaz rusya ortak kararı). ruslar şimdi kontrollü bir yayılma peşinde. bunu önce gürcistan'da denediler. abhazya ve güney osetya'yı kendilerine bağladılar.şimdi ukrayna'nın rus bölgelerinin peşindeler. karadenize yeniden sağlam bir şekilde girdiler. en sonunda kazakistan'daki rus bölgelerini isteyecekleri şüphe götürmez bir gerçek.


oysa batının planları farklı. amerika, sovyetler bölündükten sonra kendilerine tehdit olabilecek üç bölge belirlemiş. balkanlar, orta doğu ve eski sovyetler. balkan kısmını yugoslavya'yı paramparça ederek ve her bölünen parçayı kendisine bağlayarak halletti. kalanını ise ab parçası yaptılar. orta doğuda ise peyki israil'i rahatlatmak için yaklaşık 25 yıldır süren savaş ve iç savaşlarla işi kotarıyorlar. geriye en büyük rakibi kalıyor. rusya'yı tekrar durdurmak.

ikinci dünya savaşı'ndan sonra stalin temelde kimseyle kapışmak istemiyordu. o, rusya'nın hep batıdan işgal edildiğini bildiği için doğu avrupa'yı elinde tutup tekrar işgali önlemek istiyordu(patton kuvvetli bir işgal taraftarıydı mesela) ve savaşın gerçek kazanını olarak buna bence hakkı vardı(o savaşta 30 milyon sovyet vatandaşı öldü). ama çapsız truman yönetimindeki amerika, yeni savaş meraklısı kadrosu sayesinde tüm dünyayı istiyordu. ruslar ise çevresini tamamen saran amerikan devletcikleri, üsleri, uzun menzilli amerikan bombardıman uçakları ve en önemlisi atom bombası yüzünden korkuyorlardı. atom bombasını amerika'dan çalınca ve çin komünist olunca amerikalılar kendilerini tehlikede hissetti ve soğuk/sıcak savaş başladı. amerika, dünyanın her yerinde komünistlerle savaştı(kore, vietnem, afganistan hatta türkiye) ve sovyetlere karşı kazandı. şimdi doğu avrupa'dan yıllarca süren ekonomik savaş neticesinde attığı rusları, ukrayna'dan da atmak istiyor. ekonomik savaşı yeniden yürürlüğe soktu. rusların en büyük gelirine çomak sokup petrol fiyatlarını dip seviyelere getirdiler. suudiler, petrol 40 dolar olsa bile üretimi azaltmayacaklarını açıkladı. dolar sürekli değer kazanıyor ve ruslar anlaşılan o ki yine uzun vadede kaybedecekler.

her zaman derim; amerika, rusya'dan daha büyük bir tehdittir. çok güçlü ve sinsidir. bu şartlarda yaşama devam edebilmek için demokrasi ve insan hakları adı altında yemedikleri nane kalmamıştır. gezegenin en büyük belasıdırlar. şimdide kendi egemenliklerini tehdit edebilecek olan ruslara hadlerini bildirmek istiyorlar.

(1980-soğuk savaş zamanı dünya paylaşımı)

10 Aralık 2014 Çarşamba

bıraktım sigarayı


(esin iris - bu gece)
bıraktım sigarayı
bıraktım üzülmeyi
bıraktım arkadaşları
bıraktım oldu bitti :)

on gün oldu be, şöyle oynak bi şeyler çalmak farz oldu :)

26 Kasım 2014 Çarşamba

nem alacak felek benim


sarı saçlı yar yerine esmer ve amcamgillerin partilisi yar bulan öykü gürman hızlı bir yükseliş göstererek dizilerde bile rol almaya başladı. felek, bir şeyini almak bir yana ona vermeye başlamış bile. en azından sarılacak yari var diyelim ve kendisini daha fazla eleştirmemeye özen göstereyim. ama "sarılacak yar mı verdi" yerine "sarı saçlı yar mı verdi" diyen kendisinin ağzının ortasına kürekle vurma hissiyatları geçirdiğimi belirteyim. türkülerin orjinal sözlerini bozmak feci bir şey.

nevi şahsına münhasır sesi ile anadolunun gerçek ozanlarından. her söylediği türküyü daha da güzel yapan enfes bir ses. takdire fazla gerek yok. felek ondan çok şey aldı.

şahsen halil sezai'nin bir tanju okan çakması olduğunu düşünüyorum. bu adam kadar dertli kim şarkı söyleyebilir ki? bu kadar dertli bir şarkıyı, tanju okan gibi kim bu kadar güzel yorumlayabilir ki? cem karaca'dan da daha iyi söylüyor. felek neyini aldı bilmiyorum, ama öyle bir ses vermiş ki ona, öyle bir yorum kabiliyeti var ki..

10 Kasım 2014 Pazartesi

unutursam fısılda

ileride unutursam kulağıma fısıldayın. 1.80'lik kerem bursin, 1.60'lık köksal engür'e dönüşecek. demedi demeyin(!) insan utanır lan bu değişim için. bari tarık akan'la falan anlaşsalardı. ne bileyim, göksel arsoy, ediz hun bile olabilirdi.


(tedaviden önce)

(tedaviden sonra)


bu alemde tek bir gitarist erhan vardır. o da teyzem'deki rolü ile yaşar alptekin. sanırım erhan adını da teyzem filmine istinaden koydular.

film ise olmamış. üzerinde daha çok çalışılmalıydı. abla-kardeşten çok esaslı bir kavga bekliyordum. kırk yılın acısını çıkaracak bir kavga. hepi topu masa başı muhabbeti çıktı..

24 Ekim 2014 Cuma

friday i'm in love


günün birinde robert smith adlı ingiliz beyefendisi müslüman olursa "ben biliyordum" diyeceğim. çünkü malumunuz üzere cuma mübarek gün ve ertesi tatil. hem banane pazartesi maviyse, salı çarşamba griyse.. ben cumaları seviyorum. o koskoca kalabalık içinde huşu içinde namaz kılmak yok mu? mest oluyorum(!)

şaka bir yana, en son cumaya gittiğimde, hoca cami halıları için para topluyordu ve bir metrekare halı alanın, cennete de bir metrekare yerinin hazır olduğunu söylemişti. ondan önceki hafta ise kadınlarınıza erkek giyisileri giydirmeyin diye hönkürüyordu. neyse işte, pazartesi ayrı düşesin, salı çarşamba kır kalbimi, perşembe ne ki, seviyorum cumayı..

sene 2005 falan, aylardan eylül, gününü hatırlamıyorum. rock'n coke'a geldi bu beyefendiler. bir güzel yağmur yağıyor, inanamazsınız. ve bu beyefendi kırmızı dudaklarıyla sahnede, harika söylüyor. şimdi hatırlayamadığım kadar bis yapmıştı. inanılmaz güzel bir geceydi. o gece hep aklımda kalacak, daima ve daima. hem siyahtır pazartesi, salı çarşamba da kalp ağrısı. ama cuma hep gelir, güzelinden gelir..

haydi hep beraber;

pazartesi dinle kafanı, salı ve çarşamba topla odanı, perşembe izle duvarı, ama o cumalar yok mu o cumalar, seviyorum ulann..

22 Ekim 2014 Çarşamba

mekan

4 ay önce taşındım. mekanı söylemeyeyim, ama yeni mahallem ilginçliklerle dolu.

- elektrik, su abonelikleri üzerime almaya gittiğimde şokla karşılaştım. elektrik 1200, su 800 tl borç olmuş. "neden kesmediniz" diye sorunca görevlilere "kesemiyoruz ki" cevabını aldım. polissiz gidemiyorlarmış. bence abartıyorlar, o kadar değil.

- yazın kavga döğüş sesleri bol oluyordu. bir keresinde karı koca ingilizce kavga ediyordu. abarttığımı sanmayın sakın, bildiğin ingilizce. sanırım afrika kökenli yurttaşlarımızdılar.

- yine yazın pencere önünde sigara içerken başka acayip sesler de duydum. sanırım karı koca veya sevgililer sevişiyordu ve kadının çığlığı geniş bir alanda yankılanıyordu.

- "sizin mahalle üzerinde helikopter gördüm, gene operasyon yapmışlar" sözünü yoldan geçenler bile söyler oldu. mahalle merkezi nispeten karışık olabiliyor ama sokakda bir durum yok. gerçi evin dibine bonzaiye hayır diye pankart astılar. işte bunlar hep böyle şeyler.

- sokak feci dar. ev alma komşu al derler ya hani, ev alma sokak al diye cevaplarım ben bu sözü. araba park etmek büyük mesele. park ettiğim yerde iki günden fazla araba kalamıyor. mahallenin kadınları hemen "burası benim evimin önü çek arabanı" diyorlar. kendi kapımın önüne çeksem yol tamamen kapanır bu arada.

- sokak ahalisi tüm yaz dışarıda sabahladı. bana ilginç geldi.

- sokakta kiralar taş çatlasa 1000 tl. iyi kötü 500-750 arası ev bulabilirsin. ama 5 dakika mesafemizde kocaman bir rezidans var ve benim duyduğum bunların aylık aidatları 15.000 tl'ymiş. zengin fakir iç içe yaşıyoruz. sokak varoş ama 5 dakika mesafede sinema ve migros var!

- mahalle merkezinde damacana su arıyorum. hanım "7,5 ph'dan büyük olsun su" dedi. bi sucuya girdim ve "ph kaç" dedim. dükkan sahibi ters ters yüzüme baktı ve "amacın ne senin birader" deyince "yok ağbi bir amacım" demek zorunda kaldım. adama hak verdim.

- neredeyse istanbul'un göbeğindeyim. 40 km mesefesi olan işime belediye otobüsüyle 40 dakikada gidiyorum. otobüs durağı yürüme 10 dakika mesafede. bu tür mahalleler öyle söylendiği gibi berbat falan değil. rahat rahat yaşanabiliyor. her şeyi abartmamak lazım. yukarıda yazdığım gibi ilginç durumlar olabiliyor. ama o kadar..

19 Eylül 2014 Cuma

henry agard wallace

meraklıları franklin d. roosevelt'in dört dönem amerika başkanı olduğunu bilir. onun üçüncü dönemindeki yardımcısı olan henry agard wallace, dördüncü döneminde parti tarafından başkan yardımcısı adayı seçilmeyerek amerikan ve dolayısıyla dünya tarihinin değişmesine yol açtı. çünkü wallace sol eğilimliydi ve sovyetlerle gayet iyi ilişkilere sahipti. onun yerine başkan yardımcısı seçilen truman ise bildiğin kişiliksiz ve yönlendirilmeye müsait yapısı ile savaş bitmeden vefat eden roosevelt'in yerine başkan oldu. peki wallace kimdi?

aslında bir tarım uzmanıdır. mısır veriminin artmasını sağlayan çalışmaları ile büyük paralar kazanır. tenis ve boks yapan, içki ve sigarayı sevmeyen bu insan, 1933-40 arasında ise roosevelt'in tarım bakanı olur. görev süresi boyunca oldukça başarılıdır. amerikan çiftçisi daha çok kazanır, amerikan toprağı daha verimli hale gelir, toprak korunur, zor zamanlar için depolar oluşturulur ve üretim denetlenir.  savaş zamanı başkan yardımcısıdır ve savaş ekonomisi danışmanı olarak bir çok görevi üstlenir. ama 1944'deki seçim zamanı gelince yeniden başkan yardımcısı adaylığı oylaması sırasında resmen taklaya getirilir. ticaret bakanı olarak görevine devam eder. truman'ın sertlik yanlısı sovyet politikası yüzünden partiden ayrılır. sol tandanslı ilerici parti ile başkan adayı olur. bir milyon oy alır. ileride ilerici partiden de ayrılacaktır.


oliver stone, the untold history of the united states adlı belgeselinin ikinci bölümünde kendisinden bahseder.  temmuz 1944'de. chicago'da demokrat parti kongresi toplanmış ve başkan yardımcısı adayları oylanmaktadır. o seçimde hile yenik sayılır. bir önceki başkan yardımcılığı seçiminde de güneyli sermayedarların kendisini istememesine rağmen roosevelt'in tavır koyması ile başkan yardımcısı olmuştur. hileli seçimdeyse yine roosevelt'in desteğine rağmen(ki kendisi şahsen katılamamıştır ve wallace karşıtları, roosevelt'in onu desteklemediğini söylemişlerdir) güneyli beyefendiler ve grev kırıcılar, sovyet-alman savaşında açık açık almanya'nın kazanmasını istediğini haykıran silik ve beceriksiz truman'ı seçerler. kongrede büyük çoğunluk wallace'ı desteklediği halde destekçileri salona sokulmamıştır. şunu unutmayın ki siyahlarla beyazlar arasında tam eşitliği lindon johnson döneminde demokratlar getirmiş ve 1970'lere kadar güney silme demokratlara çalışmıştır. çünkü iç savaşta lincoln cumhuriyetçilerden seçilmiştir. şimdi ise güney cumhuriyetçilere çalışmaktadır.

wallace olayından sonra sonrası malum.. george kennan..

kennan, "amerika dünya nüfusunun % 6'sını oluşturuyor, ama dünya kaynaklarının yarısını kullanıyor. bu eşitsizlik tüm dünyada protestolara yol açıyor. ama biz yine de bu eşitsizliği sürdürecek politikalara devam etmeliyiz. bu hususta gerçekçi olmalıyız. asyada ve dünyanın her yerinde demokrasi ve insan hakları ile ilgili duygusal kaygıları bir kenara bırakmalıyız ve sıkı tedbirler uygulamak için hazırlıklı olmalıyız" diyen kişidir. soğuk savaşın mimarlarındandır. sovyetlerde konsolosken çektiği "sovyetler sadece tehditten ve kaba kuvvetten anlar" temalı  uzun telgraf ile truman'ın sovyetleri atom bombası ile tehdit etmesini ve sovyet paranoyasının oluşmasına katkıda bulunmuştur.

wallace başkan olabilse bile uzun vadede amerikan politikasının değişeceğini düşünmemekle birlikte bu gereksiz soğuk savaş yılları ve türkiye'nin amerikan emperyalizmi altına girmesi gerekmezdi. 1947 truman doktrini'nin dayanak noktalarından birisi yunanistan'daki komünist tehlike ve türkiye'ye yönelik sovyet tehdididir. oysa stalin, yunan iç savaşında komünistlere destek vermemiş, destek veren tito'yu da azarlamıştır. çünkü ingilizlerle antlaşmasında yunanistan ingiliz bölgesi olarak kabul edilmiştir. türkiye ve iran tehditleri ise amerika ve ingilizleri deneme mahiyetinde olup tepkiyi görünce bir daha bu ülkeleri ağzına bile almamıştır.  wallace ise demokrasi ile yönetilmeyen ülkelere yardıma karşıdır.  yunanistan ve bizi demokrat saymamaktadır. şunu unutmayın ki sovyet paranoyası yüzünden  marshal yardımları, demokrasi ve askeri darbeler türkiye'ye ve yunanistan'a ulaşmıştır.

wallace'a göre faşizm dünya çapında bir hastalıktır. wallace bu hastalık ile mücadele etmiş, savaşa girmiş, amerikan halkının, işçisinin ve sendikaların sevgisini ve saygısını kazanmış bir kişidir. başkan yardımcısı iken çıktığı güney amerika turunda milyonlar onu karşılamak için sokağa çıkmıştır. çin ziyaretinde komünistlerin kazanabileceğini görmüştür. eşit işe eşit ücret söylemini dile getiren, ırk ve cinsiyet ayrımcılığına karşı olan, ifade ve konuşma özgürlüğünün taraftarı, din ve vicdan özgürlüğüne önem veren ve en önemlisi insanların ekonomik özgürlükleri için çalışan kişi olmuştur. siyah insanları ayırmamış ve hatta kendi seçim çalışmalarında siyahlardan nasıl etkilendiğini bile anlatmıştır. anglo-sakson zihniyetinden nefret ettiğini ve sömürge imparatorluklarına kesinlikle karşı olduğunu her yerde söylemiştir. bu yüzden churchill tarafından peşine ajan bile takılmıştır. churchill, wallace'dan nefret etmiştir.

şunu unutmayın ki 1945'e kadar amerikan toplumu genel anlamda barışçı bir toplumdur ve savaşı acımasızlık olarak görmüşlerdir. 1939'da amerika'nın ellibin askeri ve 300 milyon dolar ordu harcaması vardır. savaş bittiğinde askeri harcama 13 milyar dolara fırlamıştır. amerika'nın büyük çoğunluğu tekrar kendi başlarına ve avrupa'dan uzak duran anlayışa geçmek istemektedirler. ancak truman'ın liderliğinde gelişen belirgin sovyet düşmanlığı ve çin'de mao'nun iktidarı tam olarak ele geçirmesiyle beraber amerikan milliyetçiliği militarizm yönünde tavan yapmış ve komünizm düşmanlığı salgın gibi yayılmıştır. amerika içinde komünist avı başlamış, amerika dışında da sovyetleri kuşatma ve her yerde komünistlerle savaş stratejisi belirlenmiştir. askeri harcamaların limiti 50 milyar dolara çıkmıştır. her yerde komünistlerle savaş stratejisi ise vietnam'da çökmüştür.

oysa wallace daha 1946'da truman'ın bakanıyken kendisine bir mektup yazmıştı. o'na göre savaşın gerçekte galibi zaten amerika'dır ve muazzam ekonomik güç ve atom bombası yüzünden sovyetler amerika'yı tehdit olarak görmektedir. doğu avrupa'daki sovyet hakimiyeti kaldırmak imkansızdır. amerika bu gerçeği kabul etmeli ve iki ülke arasındaki gerginlikleri azaltıcı davranışlarda bulunmalıdır. wallace, amerikan askeri bütçesinin 13 milyar dolar olması, uzun menzilli savaş uçaklarının sayısının artması, atom bombası denemelerinin devam etmesi ve en önemlisi olarak dünyanın dört bir yanında askeri üsler edinmesi yüzünden sovyetlerin kendilerine karşı yeni bir savaş başlayacağı endişesi taşıdığını söyler. mektubunun sonunda şöyle der; "atom bombasına ruslar sahip olsaydı bizim atom bombamız olmasaydı ne hissederdik? eğer rusların 10.000 mil menzilli bombardıman uçakları olsaydı ve bizim sahillerimizin 1000 mil çevresinde hava üsleri olsaydı ve bizim olmasaydı ne düşünürdük?"

mektubu okuyan truman o'nu kabinesinden atmıştır. wallace, 1942'de yaptığı konuşmada bu yüzyılın amerikan yüzyılı olacağını söyleyenlere yanıt vermiş ve 1900'lerin sıradan insanın yüzyılı olacağını söylemiştir. sömürgeciliğe ve ırk ayrımına düşman olan bu insan kaybetmiş ve amerikan yüzyılı kazanmıştır..

kaynak: oliver stone - the untold history of the united states, behlül özkan - soğuk savaş sonrası abd dış politikası, ekşisözlük ve vikipedi'de henry agard wallace maddesi..

10 Eylül 2014 Çarşamba

tamam sustum


deniz özbey, mert koral ve tuğrul akyüz adlı kişilerden oluşan vega adlı grubumuzun çıkış parçası "tamam sustum" adlı çalışma olmakla beraber bu güzide parçanın size aslında gerçekten anlatmak istediğini yazmayı üzerime borç bilirim(!) 

işin özü şudur ki grubumuz grup seks esnasında yaşadıklarını bu parçada anlatmıştır. solistimiz deniz hanım'ın güzel sesi(gerçekten güzel), "tamam sustum" deyişi, tonunu alçaltıp yükseltmeleri ve çığlıkları her yana gri renkli vücut sıvıları gibi bulaşmıştır. klibine dikkat ederseniz şarkının gerçek özünün gerçekten bu olduğunu anlarsınız. ciddiyim bak. neyse, işimize başlayalım;

sevgili baylar, 
onarın ruhumu sil baştan. 
ama sızsın müzik içeri 
kupkuru dal gibiyim 
ne bileyim. 

(sevgili erkekler-ler eki önemli- çok yalnızım ve müzik ile beraber sızın benim bedenime, kurudum, bittim, mahvoldum çünkü)

tamam, sustum. 
tamam tamam, sustum. 


(tamam çok konuştum, farkındayım, sustum, hadi zikin beni)

şey, baylar 
siz dilerseniz 
başlayalım mi en baştan? 
dans edelim mi yavaştan? 


(direkt olaya başlamak sizde mahçup etkiler bırakabilir. o zaman en baştan başlayalım ve önce dans edelim, üç dört kişi sarsın hemen etrafımı)

tamam tamam sustum. 
tamam tamam sustum. 
tamam tamam, sustum. 
tamam, sustum, tamam. 


(yine çok konuştum, tamam, sustum)

acımasız öcünü aldı bu bar 
ben gideyim bu gece burası bana dar 
bana dar 

(barda olmuyor demek, intikamını aldı demek, neyse, hadi eve gidelim, bu gece burada rahat hareket edemeyeceğim)

haydi baylar, 
büsbütün acıla yayıla 
tırmalayalım mı her yeri 
yoksa atalım mı bir adım geri? 
yoksa? 


(nihayet eve geldik, büsbütün açılın ve yayılın bakayım, yoksa önce birer içki mi isterseniz? yoksa..)

tamam tamam sustum. 
tamam tamam sustum. 
tamam tamam, sustum. 
tamam, sustum, tamam. 

(çok konuşuyorum, farkındayım, tamam sustum..)sevgili baylar, 
onarın ruhumu sil baştan. 
ama sızsın müzik içeri 
kupkuru dal gibiyim 
ne bileyim. 

(evde de müziksiz olmaz mı? ama hala yalnızım, çaresi olun artık yalnızlığım, aylardır tık yok, kuru bir dal gibiyim, hadi..)

tamam tamam sustum. 
tamam tamam sustum. 
tamam tamam, sustum. 
tamam, sustum, tamam. 


(tamam, yine sustum, ama hata sizde, sustum derken bile dudağıma bakmıyor musunuz? doldurun artık her yerimi)

karşılıksız duygular nefret kusar 
ben gideyim, 
bu gece burası bana dar. 
haydi baylar 
büsbütün acıla yayıla 
tırmalayalım mı her yeri? 
yoksa? 
yoksa?


(nihayet! duygu önemli değil, nefretinizi kusun bana, dövün, parçalayın, bu gece istanbul bile bana dar, herkes gelsin, acılarım yayılsın, tırmalayalım her yerimizi, yoksa.. yoksa işte öyle be gülüm..)

28 Ağustos 2014 Perşembe

pembe, gönlüm sende


geçen gün peder ameliyat oluyor. kardeşim, ben ve ablam farklı ilçelerden gelerek sabah hastanede buluştuk. o da ne, üçümüzde pembe giymişiz. annemin başörtüsünde de pembe var. kardeşimin eşinde ve benim hanımda da pembe renkli giysiler mevcut. vay be, insan psikolojisi cidden ilginç. demek hayatı o gün pespembe görmek istemişiz.

bu arada, pembe ile pamuk kelimeleri aslında temelde aynıymış. pamuk gibi kalbimiz varmış :)

14 Ağustos 2014 Perşembe

cumhur

birincisi: adamlar çalışıyor ağbi. seçmen listesinde oy kullanmayanları tek tek arayıp rica minnet getiriyorlar. chp/mhp zor zahmet bir tane sandık görevlisi bulurken(ciddiyim), bunların parti içi disiplini çok iyi. sandığa sahip çıkıyorlar. benim sandıkta 35 tane parmak basan insan vardı. özürlülere kadar sandığa getirdiler. ama ekmel'e oy verecek ihtiyarların çocukları, o sıcakta bir şey falan olur diye anne/babalarını evden pek çıkartmadı.

ikincisi: ihtiyarlar faktörü önemli kardeşlerim. bu ülkede bir gözü toprağa bakanların büyük çoğunluğu tayyip'i seviyor ve oy veriyor. bu insanlar çok sevimli, çok şakacı insanlar(dinci/terörist değil). gerilimli tv'lerden uzak duruyorlar ve böylece bir çok şeyi bilmiyorlar. benim kendi ihtiyar bir büyüğüm 1 ay bizde kaldı ve halk tv'ye maruz kaldıktan sonra "ben ajans mı dinliyorum, ne bileyim tayyip'in hırsız olduğunu, hırsıza oy mu verilir" demişti.

üçüncüsü: halkımız bir acayip. istanbul'un köylerinden birisinde görevliydim ve maşallah herkes birbirine şakacıktan(!) küfrediyor. herkes birbirini dürtüyor. akp chp'liyi, chp mhp'liyi, mhp akp'liyi, sonra cem yılmaz'ın dediği gibi, hepsi birden birbirine. halkımızın en büyük eğlencesi birbirinin annesi. sandığımda 200 rte, 100 ekmel, 13 selo çıktı. halkımızın birbiriyle münasebeti çok iyi(!)

dördüncüsü: tatilciler sonucu belirledi. saadet'ten gelen oyları da katarsanız tayyip'in oyu aşağı yukarı aynı(akp'de de çok tatilci var. kendi yakınlarımdan biliyorum). "tıpış tıpış gideceksiniz" diyerek tehditle chp seçmenini sandığa toplayamazsınız. adama sorarlar "sen ne işe yararsın!"

beşincisi: bu ülke seçmeninin en fazla yüzde onu ülkücü camiadandır. gerisi ülkücü falan değil. sadece biraz yatkın o kadar. 

altıncısı: demirtaş'ın ağzı iyi laf yapıyordu, kendisi de iş yaptı..

yedincisi: akp'de bok gibi para var. bazı yerlerde çeyrek altın bile dağıtıyorlar. her seçim öncesi seçmenini hediyelere boğuyor. "bir kahvenin kırk yıl hatırı var" diyerek kahve dağıttılar ve bi dünya oy topladılar. bu halk, döner-ekmek verdi diye cem uzan'a yüzde sekiz oy verdi. küçük küçük de olsa rüşvete alışkın. küçücük hediyeler bile oylarını kapmaya yetiyor. bu hali ile açık söyleyeyim, dünyanın en ahlaksız halklarından biriyiz. ahlak, insanın para ile olan ilişkisidir. gerisi laf..


sekizincisi: ülkenin yüzde otuzu tayyip'e aşık. bu aşk yüzünden gözleri bir şey görmüyor. yüzde onu meyilli. bir yüzde on daha var. esas olarak bu kişilerin tercihleri değişebilir durumda. belediye seçimlerinde değişti. iyi bir aday ve sağlanan katılımla tayyip yüzde kırk civarında kalırdı.

dokuzuncusu: yılmaz özdil'in yazdıkları doğruysa chp içindeki durum fecaat. akp'den de beter bir parti içi demokrasi var sanırım. her şey gizli kapaklı. 

onuncu: kılıçdaroğlu temiz bir insan, ona lafım yok. kendisi, ailesi, oğlu, kızı, kardeşleri yankesici değil. chp'yi yüzde yirmi bandından da kurtardı. şu an yüzde yirmibeş kemik oyu var. ama bunu otuza çıkaramıyor, başaramıyor. bir yerden sonra "tamam" demeyi bilmek gerek..

6 Ağustos 2014 Çarşamba

ayrıntıladım - 18

zıbık, kocası askere giden osmanlı kadınınon kullandığı bir aletmiş. kapalı çarşı'da eskiden sırf bunu satan zıbıkçılar çarşısı mevcutmuş. sex shop işte..

the beatles üyeleri bir örnek giydikleri kıyafetleri ile o yıllardaki çin komünist partisi üyelerine benzerler. valla bak..

kocaman göğüslü kadınlar korku filmlerinin öğelerinden birisidirler. o seksi yaratıklar da öldürüleceğini gördükten sonra diğerlerinin hiç şansı yoktur. ciddiyim bak!

brezilya ve rus kızlarından sonra katar kadınları futbol manyağı erkeklere ilaç gibi gelecektir! 2026 dört gözle beklenecektir!

türk ahlak yapısı, toplumun sapıklık saydığı eylemleri gizlice yapıp, ayan beyan yapanları sapıklık ve ahlaksızlıkla suçlamaktır. mesela herkes kadına tacize karşıdır, ama ülkedeki tüm kadınlar istisnasız tacize uğramıştır. yakalananlar ayıplanır, yakalanmayanlar işlerine devam eder.

manisa-selendi'de uzun boylulara deve kıçı yağlatırlarmış. develer güreşirken kıçlarından güç almasın diye. oralarda uzun boylu olmayın. harbi bak!

bisiklet sürerken arka freni kullanmadan ön freni kullanmayın. yoksa takla atarsınız. atın sizi üzerinden atması gibi bisiklet sizi üzerinden atar.

"tanrı yoktur" demek saçmalık. "yoktur" diyerek bir nevi varlığı onaylanıyor. aslında "tanrı mı, o da ne demek" daha güzel.

rakı renksiz olduğundan osmanlı zamanı içki yasaklarında tüketilmeye başlanmıştır. üçüncü ahmet pek bir severmiş.

gandhi, birinci dünya savaşında ingilizler için gönüllü hint askerleri toplar. üstüne bunları birde ingilizlerin gözüne sokarcasına cephelere yollar.

budhha'nın eski türkler tarafından okunuşu bildiğin put'tur. araplar puta sanem dermiş.

kadınların söylediği en büyük yalan "5 dakka sonra ordayım" lafıdır.

dır dır yapan kadının dır dırına dayanandan nihilist olmaz. valla bak!

candan erçetin, naumoski'ye benziyor. ikisi de makedon, belki ondandır..

çok konuşan kadınlardan dolayı oral seks icat edilmiştir!

malum kişinin son reklamı karşısında nutkum tutuldu. milli birlik ve dayanışmaya en çok ihtiyaç duyduğumuz şu günlerde, birlik ve beraberliğimizi daha da perçinleyecek bu reklam, bu müzik, bu söz, aman tanrım! bu müziği ve sözleri duyan türk halkı kenetlenmesinde napsın a dostlar!

ölünce şeytanla karşılaşan dindar, ne bedbaht bir dindardır!

güçlü kadın, erkeğini gömen kadındır.

her katil, cinayet işlediği mekana geri döner misali her tecavüzcü hakkında çıkan haberleri okur. ülkede bir sürü tecavüzcü olduğunu bilen gazeteci takımı, daha fazla satmak için bu haberleri yayınlar.

pelin batu'nun sesi falso olsa bile kimseyi umursamaz gülüşü bir ömre bedel.

"insan o kadar çok acı çeker ki en sonunda gülmeyi icat etmiştir." nietzsche

penis; pis, pin, en, enis, esin, es, sin, sen, pen, nip, ise, seni, esip gibi kelimelere yataklık eder. yani; en pis sensin esin. enis ise esip seni nipler. (ler joker!)

eskimeyen sevgili, sürekli estetik yaptıran sevgilidir!

nedensiz özlemek, sebep-sonuç ilişkisi içerisinde düşünürsek eğer, anlamsız iki kelimedir. 

"neden yoksa sevgilim 
seni niye özleyeyim"

17 Temmuz 2014 Perşembe

matrix


şu an evren bilimciler ilginç bir teori ile ilgileniyorlarmış. aslında gerçekten matrixde yaşıyor olabiliriz. yani evrenimiz bir similasyondan başka bir şey olmayabilir. bu teoriyi ispatlamak veya çürütmek adına deneyler yapılıyor ve matematiksel olarak bu durum kesin.

araştırmacılar bu teoriden yola çıkarak(doğada kanun yoktur, her şey teoridir, yerçekimi de dahil) evren içinde bulunan kozmik ışınları incelemeyi planlıyorlarmış. böylece kozmik ışınlar içerisindeki ana kaynağın imzasını bulabilirlermiş. esas merak edilen ise başka bir şey. aynı platform üzerinde yürütülen diğer sanal evrenlerle bağlantıya geçilebilir mi?

neyse, evren bilmediğimiz ve mecburen karanlık madde adını verdiğimiz bir şey tarafından giderek hızlanıyor ve genişliyor. sonunda olacak olan şey ise evrenin atomlarına ayrılması ve sonra atom altı parçacıklara kadar bölünmesi. bu parçacıklar arasında da mesafe genişleyince enerji seviyesi ve ısı 0 noktasına varacak. radyoaktif bozunmayla beraber evren karanlık, soğuk bir hiçlik olarak genişlemeye devam edecek ve en sonunda ölecek.

evren, 10 trilyon kere trilyon kere trilyon kere trilyon kere trilyoon kere trilyon kere trilyon kere trilyon kere yıl sonra yok olacak.

ciddiyim bak..

(not: video, evrenin keşfedilen kısımlarının hazırlanan simülasonudur.)

18 Haziran 2014 Çarşamba

bekir vs seligman

biri medar-ı iftiharımız masumiyet'in zavallı karakteri bekir, diğeri nymphomaniac'ın entelektüel beyefendisi seligman. sanırsın aralarında dağlar kadar fark var ama hepi topu her şey cinsellikte kilitlenip kalıyor. biri "bana da vereceksin, bana da, bana da. orospusun sen, orospu" diyor. diğeri "zaten binlerce kişiye vermişsin, bana da ver" diyor.

yok avrupalılar şöyleymiş böyleymiş, iskandinavlar süpermiş, türkler çok reröroymuş hepsi hikaye. en azından bekir daha dürüst lan. seligman da kimmiş, pehh..

bu arada; derya alabora'nın uğur, charlotte gainsbourg'un joe olması ayrı bir benzerlik katmış olaya. neyse, zeki demirkubuz'un masumiyet'i daha güzel..


24 Nisan 2014 Perşembe

geçmiş zaman - 6



bir zamanlar istanbul yolları. traktör var, gidiş-geliş yok, tek şerit. 

bu kare, dünyanın en bilinen fotoğraflarından birisiymiş. ama burası neresi, bilinmiyormuş. 


şu gözlere bak, adamın zevkten gözü dönmüş demek. severim vedat milör'ü ve kendim çektim kareyi. hayvan herif güvercin yemiş. yuhh..


the shining. jack'in çıldırma anları.. 


gravity, uzay sahneleri..


demir adam'ın üzerindeki yegane kıyafetler buymuş. gerisi bilgisayar vs..


bizans dönemi suriçi. tahminen böylemiş. bu şekildeyse eğer kesinlikle çok etkileyici..


jimmy ağbimizin son dönemleri. o tombik yanaklarını yerim ben onun. yanındaki kadının adını şimdi hatırlayamadım. ama büyük ihtimal kayıt yaparken ona sakso çeken hatun..


leonardo ve bir barış manço hayranı olduğu öğrendiğimiz frodo namlı elijah wood. bebeykene..


meşhur mgm aslanının kükreme anı. birazdan motor diyecekler..


monroe ablamız spor yaparken. kotla spor yapmak iyiymiş.. 


güzeller güzeli pi'nin çekimi. sinema dediğimiz şey bilgisayar olmuş. 


ıspartalılar..


süpermen böyle uçar..


bu kare gerçek. taytanikin deniz sahneleri. meğer çocuk havuzunda çekmişler..


ordu-giresun taşıt muayene, ehehe :)

ikinci dünya davaşı’nda almanya’nın düştüğü an. iki sovyet askeri raqymzhan qoshqarbaev ve georgij bulatov, berlin’deki reichstag binasına sovyetler birliği bayrağını dikiyor..


büyüksün yoda..

12 Şubat 2014 Çarşamba

kılıçdaroğlu

bu adam hakkında beceriksiz ve sakar olduğuna dair bir propaganda var. öyle ki, konuştuğum bir kaç insan onun ciddi anlamda beceriksiz olduğunu, ülkeyi yönetemeyeceğini düşündüklerini anlattılar. sonra facebookda onun hakkında dolaşan capsleri hatırlayınca böyle bir algı yaratma çalışması olduğunu sezdim. evet, bir kısım insanlar böyle bir algı yaratıyor ve bu algı sanırım bir çok insanda var.

bu kişilere bu ülkeyi kim yönetirse yönetsim şimdikinden daha kötü olamayacağını anlatmaya çabalıyorum. doğal olarak olmuyor. bizim insanız tek adam sever. çokluktan nefret eder. nerde çokluk orda bokluk lafı boşuna çıkmamıştır.

bir kısım insan ise(mesela yılmaz özdil gibi) chp'de her kafadan ses çıktığından, ortak hareket edilemediğinden, partinin sağdan soldan adam topladığından bahsediyor. onlara göre böyle olmamalıymış. bence bu düşünce feci şekilde sakat. partilerin bir sınıfsal tabanı olur. ama türkiye'den bahsediyoruz. ülke partilerinin sınıfsal tabanı yoktur. mezhepsel ve ulusal tabanları vardır. böyle bir ülkede, her parti liderinin tek adam olmak çabaladığı yerde, chp'nin değişik siyasi görüşteki insanları bünyesinde toplamasında, belediye başkanı adayı yapmasında hiçbir sakınca yok. muharrem ince ile mansur yavaş arasında allah aşkına temelde ne fark var?

bir insan kendi düşüncelerini özgürce ifade etmek ve uygulamaya koymak için siyasi partilere katılır ve çalışır. malum parti yüzde yüz tek adamın heves ve beklentileri için hareket ediyor ve partinin ikinci adamlarından birisi özgül ağırlığından bahsetme gereği duyuyor. oysa chp bu yönden kesinlikle daha iyi. sevmedikleri adaylar eleştiriliyor, parti lideri eleştiriliyor, politikası eleştiriliyor ve bence daha iyiye bir yolculuk var. chp hiçbir zaman sol parti olmadı. solcuları içinde barındıran bir parti oldu. zaman zaman milliyetçi kanat daha etkindi. şimdi sol kanat sanki biraz daha etkin. kızacak, küsecek bir durum göremiyorum ben.

partinin iyi muhalefet yapamadığı kısmına ise inanın gülüyorum. türk milletinin bilmem neresine koyan insanları eleştirmeyen, eleştirilmesine engel olmaya çabalayan bir iktidar var. medyanın hali zaten meydanda. danışmanlar muhalefetin grup toplantılarını trt'den yayınlamamakla övünüyor. kırşehir'in, çorum'un halkı gidip halk tv izlemiyor. yalanın bini bir para olmuş, en büyük yalancılar baş tacı ediliyor, duygu sömürüsünün feriştahı yapılıyor ve pompalanıyor. bundan iyisi tüm evleri kapı kapı dolaşıp anlatmak.

tek kafadan çıkan ses yerine her kafadan çıkan ses, içinde faşizm bile barındırsa daha iyidir..

27 Ocak 2014 Pazartesi

son büyücü

kraliçe birinci elizabeth'in danışmanı olan, son büyücü olarak da ünlenen john dee'den bir formül. DİKKAT DİKKAT!! bu sözleri gerçekten okursanız eğer görünmez olabilirsiniz. ciddiyim bak. aşağıdaki sözler uygun bir şekilde söylenirse sizi görünmez yapabiliyormuş. ona göre, okumadan önce tırsın. valla bak..

ol sonuf vaor sag goho iad balt, lonsh calz vonhpo. sobra z-ol ror i ta nazps

okudunuz mu? ellerinize bir bakın görünüyor mu diye. bu arada, görünmez adam kördür, çünkü gözleri ışığı kıramaz ve bu yüzden göremez. hayalet gibi olursunuz alimallah..

ayrıca, wells'in görünmez adamında bir saçmalık vardır. kumaşı görünmez yaptıktan sonra vücuduna sarsa zaten görünmez olacaktı. kendine niye uyguladı ki?

uzun lafın kısası, harflerden ikisinin yerlerini değiştirdim, ne olur ne olmaz!

24 Ocak 2014 Cuma

mayssa karaa


kendi güzel sesi güzel lüblanlı bu hatun, neredeyse grace slick kadar güzel söylüyor şarkıyı. arapça white rabbit ve feed your head..

(american hustle'da o sahne ve arka fondaki şarkı tek kelime ile mükemmel bir uyum sergilemiş. öyle böyle değil)


19 Ocak 2014 Pazar

türk kası

göbeğime uzun yıllar isim bulamamış biri olarak gittiğim american hustle filminde göbeğime isim buldum. christian bale'in american hustle'daki göbeği. tıpkısının aynısı. ciddiyim bak.. göbeğime laf edenlere "ulan aynı göbek christian bale'de de var diyeceğim. çok mutluyum blog, huzur doluyum..






9 Ocak 2014 Perşembe

istanbul'un düşmesi(!)

istanbul'un fethindeki karadan gemilerin yürütülmesi, şahi topu, ulubatlı hasan kısımlarını tüm okul hayatımız boyunca bize öğrettiler. türk kaynakları da bunun pek dışına çıkmaz. şimdi ben size istanbul'un düşüşünü(!) anlatacağım. anlayacağınız genelde hristiyan kaynakları esas alacağım.


öncelikle istanbul halkının bazı boş inançlarını yazmak lazım. hammer tarihine göre, şehrin sakinleri latinlerin zaferle yaldızlı kapıdan içeri gireceklerine inandıkları için o kapı latin istilasından önce imparator tarafından örülmüştür. ama durum değişmemiştir. latin istilası gerçekleşmiş ve talan esnasında çarhımın iki büyük parçası, isa'nın böğrüne saplanan mızrağın demiri(hitler bu parçayı elde etmek için büyük çaba göstermiş ve üstün ırk kuramının bir parçası haline getirmiş), ellerine ve ayaklarına mıhlanan çivilerin ikisi, kristal bir şişe içerisinde bulunan bir parça kanı, meryem ana'nın giyisileri ile vaftizci yahya'nın başını alıp gitmişlerdi. talan ve yağma oldukça uzun sürmüş, görece batı feodal sisteme sahip olmayan istanbul ahalisi feodalite ile tanışmış ve frenklerden nefret etmiştir. ürünü yetiştirir yetiştirmez el koyulan halk arasında latin nefreti yüzyıllarca sürecektir.

ama başka inançlara da sahiptiler. mesela osmanlılar, imparator ve spartalıların bütün çabasına rağmen aya romanos(topkapı) kapısını zorlayacaklar ve oradan kente gireceklerdir. hipodrama kadar(sultan ahmet meydanı) ilerleyecekler, ama tam o sırada göklerden bir melek inecek, osmanlıları önce kentten, sonra avrupa'dan ve hatta anadoludan kovalayıp iran'a kadar sürecektir. işi bitince elindeki kutsal kılıcı sütunlardan birinde oturan ihtiyara verecek ve istanbul dünyanın yeniden kraliçesi olacaktır. ama o melek hiç bir zaman ortalıkta görülmedi.

başka rivayette ise osmanlı şehre girecek, boga meydanına kadar gelecek, ama direnen halk en sonunda şehrini kurtaracaktır.

ahali için kötü olan rivayetler de vardır. aziz morenus adlı birine ait olduğu söylenen rivayete göre oklarla silahlanmış bir halk bütün rumları yok edecektir. paleologların ilki olan mişel, falcı bir kadına torunları zamanında şehrin ne olacağını sorduğunda "mamaimi" cevabını almış. kelimenin esasında bir anlamı yoktur. ama harf sayısından ötürü paleologlardan yedi imparator geleceği ve sonra düşeceklerine dair açıklamalar yapılmış. amaa hammer'e göre mamaimi aslında mehmet'ten başka bir şey değildir. bu rivayetin başka bir versiyonunda osmanoğlunun yedinci ile paleologların yedincisi karşılaşacak ve rumlar esir edilecektir. sultan mehmet yedinci osmanlı padişahı olduğunda kent bir süre korkudan kiliselerden çıkmamıştır.

şimdi gelelim gerçeklere.. sultan mehmet karaman(bizans, karaman'a selçuklu der) ile işini hallettikten sonra şehri kuşatma hazırlığına başlar. önce boğazkesen'i yapar. durumun ciddiyetini kavrayan imparator kostantinos paleologos batıdan yardım ister. ama italya birbirini yemekle meşguldur. fransa ise ingiltere kendisine saldıracak diye büyük bir tedirginlik içindedir. katalanlar araplarla çarpışıyor, almanlar ise  güçsüzlük içinde debeleniyordur. sadece ceneviz, o da ticari çıkarlarının tehlikeye düşeceğini görüp 200 savaşçı göndermiştir. batının bu ilgisizliğinin bir nedeni de kiliselerinin birleşmesini istanbul halkının istememesidir. halk, birlikçiler ve ayrılıkçılar diye ikiye bölünmüştür. birleşme için yapılan toplantıda halk galeyana gelmiş ve imparatora dinsiz ve slav diye hakaret etmiştir. onlara göre ayasofya kirlenmiştir. bu kilisenin yunan tapınağından ve havradan farkının kalmadığı konuşulmakta, birlikçilerin cenazelerini rahipler kaldırmamaktadır.

6 nisanda kuşatma başladığında halk önce panik olsa bile rivayetlerin iyi olanlarını hatırlayıp kendini rahatlatmıştır. birlikçiler durumdan ümitsiz, ayrılıkçılar durumdan memnundur. ayrılıkçıların lideri lukas notaras "şehirde latin serpuşu yerine türk sarığı hakim olsun daha iyi" diyerek tüm okul kitapları yazarlarına gerekli olan sözü de söylemiş oluyordu. rivayetlere inanç o kadar fazlaydı ki gennadios(fetihten sonraki ilk patrik) liderliğindeki rahipler şehrin kapılarının açılarak kehanetlerin bir an önce gerçekleşmesini istemektedir.

imparator ise iki yüz binlik şehirde beş bin asker toplamıştır. türkler şehri kuşatmasa büyük ihtimal ayrılıkçılar birlikçileri ve imparatoru da katledecekti. bu ayrılık öyle bir raddeye varmıştı ki ayasofya'da görevli 40 papaz müslüman olmuştur. ama sultan mehmet içeri girdiğinde sadece altısı sağdır. geri kalanları imparatorun katlettiği sanılıyor. evliya çelebi'nin bir rivayetinde de 300 rahibin şehir kuşatılırken bir kapıdan kaçtıkları ve müslüman oldukları söylenir. bu hikaye önemlidir. çünkü bu rahiplerden ikisi surların tamiri için imparatordan para almıştır. ama surları tamir etmeyip, parayı da iç ederek kaçmışlardır.

buna rağmen şehir iyi savunulmuştur. sakız adasından cenevizli giustiniani liderliğindeki paralı askerler çok marifetlidir. üstelik rumların dorgano dedikleri, büyük ihtimal fetret devri artığı şehzade orhan çelebi komutanlığında altıyüz kişilik türk birliği de şehri savunmuştur. ama halk, imparatora bir türlü arka çıkmıyordur. surlara saldırı olduğunda halk kiliselere toplanmakta ve dua etmektedir. imparator, halkı para ile çalıştırmaya çabaladığında bile boş vakitleri olmadığını söyleyerek evlerine gitmişlerdir. şehir resmen zıvanadan çıkmıştır.


kuşatma giderek daralıyor, imparator papa'dan gerekli yardımı alamıyor, yiyecek hızla tükeniyor, ayrılıkçılar ayaklanıyor ve o sırada tam bir trajedi başlıyordu. gök delinmiştir adeta ve ilkbahar yağmurları sel şeklinde şehri mahvetmektedir. sultan mehmet'in donanması takviye ediliyor, cenevizlilerin bu donanmayı yakma girişimi başarısız oluyor ve ağır toplar surlara büyük hasarlar veriyordu. üstelik 22 nisanda dolmabahçe açıklarında 70 tekne karaya çıkıp, pera üzerinden haliç'e inmiştir. halk hala kiliselerden çıkmıyor ve surlara yardımlar felaket derecesinde az kalıyordu. 12 mayısta büyük bir saldırı olmuş, surların altında tüneller kazdıran sultan mehmet buradan içeri girmeyi tasarlıyordu. ama başarılı olamamıştı.

23 mayıs akşamı müthiş top atışları başlamıştı ve hemen herkes şehrin bu bombardımana dayanamayacağını görüyordu. halk yine kiliselere toplanmış ve isa ve azizlerden yardım diliyordu. 24 mayısta eğrikapı'da büyük bir tüneli ortaya çıkardılar. 25 mayısta büyük bir bombardımandan sonra savaş konseyi toplanmıştır. ya surlar yıkılıncaya kadar savaşılacak, ya da şehir teslim edilecektir. saray görevlileri ise imparator ve ailesinin kaçmasını teklif etmiş, patrik de bu teklifi desteklemiştir. imparatora şehirdeki tüm ileri gelenler kaçma teklifinde bulunca imparator toplantıda bayılmıştır. üstelik daha vahim(!) gelişmelerde olmaktadır. papaz, kadın ve çocukların elden ele dolaştırdıkları dev meryem ana ikonası düşerek çamura saplanmıştır. bu hiç iyiye alamet değildir. daha da kötüsü o güne kadar görülmemiş şiddette bir yağmur yağmış, gökyüzü boşalmıştır. ertesi gün ise sis şehri basmış ve göz gözü görmez olmuştur. artık şehre türklerin girme vakti gelmiştir. konsey yeniden toplanmış, ayrılıkçılar şehrin teslim edilmesini, birlikçiler şehrin sonuna kadar savunulmasını teklif etmişler, imparator ise sultan mehmet'e tazminat ödeyerek işin içinden sıyrılmayı seçmiştir. ama sultan mehmet teklifi kabul etmemiş ve o ünlü lafını söylemiştir, "ya ben şehri alacağım, ya da şehir beni.. ölü ya da diri.." anlaşılan bizans'ın çandarlı halil paşa'ya verdiği rüşvet bile kar etmiyordur. sultan mehmet oldukça inatçıdır.

şehir ileri gelenleri ise tekrar imparatorun şehri terk etmesini, mora ve arnavutluk'tan adam toplayarak geri gelmesini teklif etmiş, ama imparator yine kabul etmemiştir. imparator azimlidir. oysa şehirdeki giustiniani ve notaras liderliklerindeki birlikçi-ayrılıkçı kavgası iyice kızışmıştır. öyle ki cenevizli, notaras'tan yıkılmak üzere olan romanos kapısını(topkapı) korumak için top istediğinde notaras top göndermemiştir. cenevizli toplantı esnasında delirmiş ve "ey hain, seni hançerimle boğazlamamak için kendimi zor tutuyorum" diye bağırmıştır ve imparator araya girmese boğazlayacaktır. bu kahraman asker son saldırıdan önce şehirden askerleriyle beraber kaçacaktır. öyle ki, imparator gitmemesi için onun ayaklarına kapanarak yalvarmıştır. kaçmaya karar vermesinin nedeni olarak rum mermisi ile yaralanması gösterilir(ayrılıkçıların mermisi). yarası ağır olmasa bile ayrılıkçılardan bıkmıştır.

imparator ve sultan mehmet arasındaki son barış çabaları da işe yaramayınca halk şehri terk etmeye başlamış ve binlerce kişi türklere teslim olmuştur. böylece son saldırı başlamıştır. evliya çelebi'ye göre 70-80 bin asker şehre girmiş ve saraya yönelmiştir(osmanlı toplam asker sayısı üçyüz bine kadar gider, ki sırp kralının gönderdiği binbeşyüz kişilik voynuklar bile vardır). ama orada bir kaç bin kişilik rum askerinin direnişi ile karşılaşmıştır. çarpışmalar oldukça şiddetlidir ve imparator hayatını bu esnada kaybetmiştir. cesedi sulu manastırda saklanmıştır. rivayete göre son bir umutla latinlerden yardım istemiş, latinler ise inancını terk edip şehri kendilerine devrederse yardım edebileceklerini söylemişlerdir.

türkler daha sonra ayasofya'ya giderler ve rumlar kilisenin içinden tüfeklerle ateş edip bombalar atmaya başlarlar. ayasofya çevresinde savaş üç gün sürmüştür. bazı hristiyan tarihçiler olayı farklı anlatır. onlara göre ayasofya antlaşma ile teslim edilmiştir. oysa türkler kapıları baltalarla parçalamıştır. bazı tarihçileri de katliamlardan bahsetmektedir ve şehir üç gün talan edilmiştir. talanı ancak padişah durdurabilmiştir. bu süre içerisinde 33 bin rum esir edilmiştir ve onlar da birlikçileridir. talan edilecek evlere işaret konulmuştur ve o evler de birlikçilerin evleridir.

şimdi şehre nasıl girildiğinden bahsetme zamanı geldi. dukas'a göre 29 mayıs sabahı şehir top gülleleri altında inlerken türklerin yoğun saldırısı başlar. saldırı sırasında surların kuzeyindeki kerkoporta denilen kapısı ilginç bir şekilde açıktır. bu kapıdan içeri giren 50 kadar türk, o civardaki rumları etkisiz hale getirmeye başlarlar ve kalanlar da edirnekapıya doğru çekilir. bu kapı da açılır ve göğüs göğüse çarpışmalar başlar. türkler surlara tırmanır ve imparatorluk bayrağı ile san marco bayrağını indirip kendi bayraklarını dikerler. kuzeyin savunması notaras'a aittir.

başka hristiyan tarihçiler de benzer bir olaydan bahseder. rumlar büyük bir inatla direnirken aniden edirnekapı'ın surlarında türk sancağı dalgalanmaya başlar. birden bire "şehir düştü" çığlıkları her yanı kaplar.

daha başka bir rivayette ise büyük taarruzun topkapı'dan başladığı, ama padişahın şehrin kuzeyinin zayıf ve muhafızların az olduğını bildiği, askerlerine buradan saldırılması için talimat verdiği söylenir. üstelik rum muhafızlar da firar etmişlerdir.

şehir yağma edilirken ayrılıkçılara dokunulmamıştır. notaras'ın evine bir tek türk bile girmemiş, üstelik türk muhafızlar tarafından korunmuştur. notaras, sultan mehmet tarafından sevilen bir kişi iken ve şehrin yöneticisi haline gelecekken çandırlı halil paşa'nın iftirasına uğramış ve çocuklarıyla beraber katledilmiştir. çandarlı'nın öldürülmesinin sebebi olarak bu iftira gösterilir. ayrılıkçıların dini lideri olan gennadios ise şehrin düşmesinden bir kaç gün önce kaçmıştır. fatih onu şehirde ararken o edirne'de ortaya çıkmıştır.


şimdi başka bir anlatıyı yazmanın vakti geldi. bazı hristiyan tarihçiler, patrik theoliptos'un (1514-1520) 'şehir zorla alındığı için kiliselerin yıkılacağını ve rumların müslüman yapılacağını' duyduğunu yazar. patrik hemen saraya koşar. yavuz'a, şehrin yarısının anlaşma ile dedesi sultan mehmet'e teslim edildiğini söyler(hangi yarısı sizce?). antlaşmaya göre kiliselere ve ahaliye dokunulmayacaktır. müftü antlaşmayı isteyince yangında yok olduğunu söyler. ama buna şahit olan 3 tane yeniçeri hala hayattadır(!) ve onların şahitliğinde rumların müslüman yapılma planından vazgeçilir. aynı konu kanuni zamanına da atfedilir(1532). yine üç yeniçeri hristiyanları kurtarmıştır. ama bu yeniçeriler 102 yaşındadır(!)


Related Posts with Thumbnails

...

ilet:

ytravisbickle@hotmail.com

Sayfalar

telif falan istemiyorum, iyi eğlenceler... Blogger tarafından desteklenmektedir.