heyy!!! heyecanlı mısın?!

korkma, okudukça geçer!

2 Eylül 2010 Perşembe

ne sanıyormuşum!

15-16 yaşlarıma kadar tüm siyah oyuncuları eddie murphy zannediyordum.

8-9 yaşlarıma kadar denizlerin kazmalarla kazılıp içine su boşaltığını sanırdım. çünkü küçükken istanbul'da denize akan çeşmeler gördüğümü hatırlıyorum.

8-9 yaşıma kadar tepelerin ve dağların savaşlarda ölmüş insanların cesetlerinin üst üste koyularak ve onların toprak olması ile gerçekleştiğini sanıyordum.

10-11 yaşıma kadar meyveyi çekirdeği ile yiyince midemde onun ağacının çıkacağını düşünüyordum.

kiraz ağacının büyük olduğu için erkek, vişne ağacının küçük olduğu için kadın olduğunu düşünürdüm.

dedem çok sevdiğimiz karakız adlı ineği satınca, onu alan herifin ona çok iyi bakacağını düşünmüştük. hatta herif o kadar zengindi ki gömlek ceplerinin ikisinde de kalın para tomarları vardı. bu sayede ona iyi bakacaktı.

ilk tuttuğum takım fenerbahçe'dir. ama üzerimdeki febe forması vücuduma o kadar çok batıyor ve kaşındırıyordu ki febe'yi tutmaktan vazgeçtim. o renk formadan nefret ettim. gerçeği gören herkes gibi galatasarayımla buluştum.

galatasarayımızın stadı olan ali sami yen'de soyunma odalarından çıkış zeminden olduğu için tüm sahalarda soyunma odalarının zeminde olduğunu düşünürdük. köy stadlarında bile giriş tünellerini arardık.

1980'lerin başları aklımda hep puslu bir sabah olarak kalmıştır.

istanbul'dan bursa'ya tekrar göçünce trene bindiğimizi, hatta trenden bursa'da indiğimizi hatırlıyorum. oysa bursa'da tren yok.

su kuyularının olduğu yerlerde şeytan olduğunu düşünüyorduk ve yanlarından geçerken daima o kuyulara taş atardık. şeytan taşlardık.

ilkokul birden ikiye geçerken, bir tünelden geçmemiz gerektiğini zannediyordum.

eski bir arkadaşım renk körlerinin dünyayı siyah beyaz gördüğü söylemişti! çok gülmüştük.

ziyaretçiler adlı dizinin bir bölümünü izledikten sonra çok korkmuştum ve gökyüzünde kayan bir yıldızı uzay gemisi sanıp yatağa girmiştim. sabaha kadar yorganın altından kafamı çıkarmamıştım.

8 yaşına girince sabah kahvaltısında sekiz bardak çay içmeye karar verdim. her yaş günümde girdiğim yaş kadar çay içecektim. ama daha beşinci bardakta tıkanıp bu planı uygulamaktan kesin olarak vazgeçmiştim.

karanlık bodrumlarda daima cinler olduğunu düşünüp elimizde ışık olmadan asla oralara girmezdik. çarpılırdık çünkü.

eski temellerde define olduğunu düşünüp oraları daima kazardık. en sonunda o yıllarda tedavülden kalkmış onlarca 25 kuruş bulduk. gözleri az gören bir bakkala paraları kakalayıp bir dünya bisküvi aldık.

bir mahalle arkadaşım bir kandil günü bize kandil simiti verip, "bugün allah'ın doğum günü" demişti. o gün yarı şapşal bir halde dolaşmıştım.

başka bir arkadaşım tanrıyı neden göremediğimiz sorusunun cevabı olarak biz aşağıya baktığımızda onun yukarı çıktığını, yukarı baktığımızda da aşağıya indiğini söylemişti. ben yukarı, o aşağıya baktığında ise ikimiz de bir şey göremeyip paniklemiştik.

11 yorum:

bossa nova dedi ki...

söylediğin birçok şeyi ben de yaptım hem de aynı yaşlarda:)acaba gelişimsel bir süreç mi ki bu? Aşağı yukarı allah olayına güldüm çokça:)

gerisi önemli değil... dedi ki...

cevaba kolay yoldan ulaşma isteği :)

otto dedi ki...

kendimden yola çıkarsam eğer hepsinde doğruluk payı var.
acaba şimdi neleri ne sanıyoruz bu aklımızla kim bilir.

gerisi önemli değil... dedi ki...

interneti gerçek sanıyoruz :)

Pinky Freud dedi ki...

Erkeklerin kiraz, kadınların vişne olabiliritesi var :)

mia dedi ki...

çok renkli bir çoçukluk :) bi çoğunu bende düşünmüşümdür :)

Nobody dedi ki...

:))
*6-7 yaşlarımda ölüm denen şeyi çok merak ederdim, sık sık nefesimi tutup ölmeye çalışırdım. Başım dönmeye başlayınca da daha fazla dayanamayıp bırakırdım. Zira başka bi ölüm şekli bilmiyodum.
*Annem tanrının gökte olduğunu söylemişti bi keresinde, sonra bende yemeğimizi allah verdiğinden gökten makarna, pirinç, patates filan yağdığını sonra insanların ihtiyacına göre gidip topladığını sanırdım:)
*Yaz başında tatile giderdik 3 aylığına filan. Babam bizi almaya geldiğinde geçen zaman içinde onun çok yaşlanıp nasreddin hocaya benzediğini sanırdım. Babamı görünce rahatlardım.
*4-5 yaşlarımdayken sinemaya her gittiğimizde feryad figan ağlayarak karın ağrılarıyla salondan çıkarılırdım. Çünkü tüm şiddet ve ölüm sahnelerinin gerçek olduğunu,az sonra sıranın bize geliceğini zannederdim.
*Nasıl doğdum sorusuna ne cevap aldıysam kafamdaki sahne:
bütün bebekleri vitrine dizmişler annemle babam da beni beğenip almışlar.
*7-8 yaşlarındayken alt kattaki komşunun kızı Kaderle evden kaçmaya karar vermiştik. Planımız da:
Para biriktiricez sonra tahtakaleden uçan balon alıcaz bizim balkondan balona binip uzaklara gidicez.
Çocukluk güzel şeydi:)))

gerisi önemli değil... dedi ki...

nobody:

kırmızı balon vardı, hikaye, ben tatil kitabında okuyunca o hikayeyi tüm yaz o balonla kaçmayı hayal etmiştim. başka türlü ölüm şekli bilmemen iyi olmuş, ya filmleri taklit etseydin :)

seninkiler oldukça iyiymiş, kızların kafası başka basıyor demek :)

gerisi önemli değil... dedi ki...

pinky freud:

fransızcada kelimelerin önüne gelen erkek dişi ekleri kiraz ve vişnede ne, bilemeyeceğim, ama şimdi düşününce kiraz daha tatlı, daha güzel bir meyve ve ağaç. kesinlikle dişi. vişne ise faydasız!

gerisi önemli değil... dedi ki...

mia:

çocukluk aylaklıktır, o yüzden düşünür durursun :)

Pinky Freud dedi ki...

Fransızcada meyve adları dişi.d

Related Posts with Thumbnails

...

ilet:

ytravisbickle@hotmail.com

Sayfalar

telif falan istemiyorum, iyi eğlenceler... Blogger tarafından desteklenmektedir.