heyy!!! heyecanlı mısın?!

korkma, okudukça geçer!

26 Ocak 2015 Pazartesi

geçmiş zaman - 7

 (bir zamanlar ayasofya)

 (bir zamanlar zeki müren. bir kaç ay önce odatv'de bir yazı okudum. çok yakın bir arkadaşının anlattığına göre zeki müren ile bir başbakan bile beraber olmuş. elini sallasa ellisiymiş. neyse, kendisi çok büyük bir çapkınmış vesselam)

 (james bond: diamonds are forever - 1971)

 (frankeştayn çay içerken. marry shelley 1816'da yazmıştır. lord byron ve diğer iki arkadaşıyla  bir odada afyon çekip grup seks yaparlarken yazıldığı bilinir. uyuşturucu kafası işidir)


 (geleceğe dönüş 3. ve tren marty'yi geleceğe yolluyor)


                             
 (70'lerde porno sektörü patladı patlayacak(!) o saksı değil, erol büyükburç.)

 (1919'da bir alman komünist idam edilirken. muhtemelen yer bavyera)

 (1955 yılı ideal kadını. aslında her zamanın ideal kadını. o nefis ayva göbeği ve göğüsleri inanılmaz çekici. harika)

 (istanbul sinemalarında geleceğe dönüş zamanları. 1980 sonları)

 (normalde dünya haritası bu şekildeymiş. bize yutturulan ise tamamen çakma)

 (hehehe:)

 (bunu dalga geçmek için birileri üretmediyse eğer.. ne diyeceğimi bilemiyorum. hani insan donup kalır ya bazen, işte öyle bir şey)

 (ibrahim tatlıses'in ayva göbeği)

 (churchill'in gençlik yılları. bu arada, annesi olacak kadın ingiltere kralı 7. edward'ın metresiymiş. kraliyete hizmet, hizmettir)

 (gülyabaniyim ben(!)

 (aynı zamanda hep gülerim ben)

 (
 (peheyyy)

 (fazla söze gerek yok)

 (fahrettin cüreklibatur özçekimi)

 (einstein'ın öldükten sonra görüntülenen masası)

 (emrah tuvalette gazete okurken. kardeşi gülcan mekanı basar..)

 (papalara yapılan taşşak kontrolünün temsili resmi. malum kadın papa hikayesinden sonra başlamıştır)
 (bir zamanlar george clooney)

 (hitler miting konuşması için prova yaparken)

 (ilhan koman akdeniz heykelini yaparken. malumunuz üzerine kolunu kestiler)

 (jennefer aniston'ın gençliği)

 (derler ki bu niçe imiş)

 (scarlett johansson çirkin ördek yavrusuyken)

 (şarlo'nun gençliği)

(versay imzalanırken dışarısı. tarihe bakmak istiyorlar)

7 Ocak 2015 Çarşamba

yunanistan

yılbaşı nedeniyle yunanistan'a gittik ve bu küçük komşumuzu dedeağaç'tan atina'ya kadar bir güzel gezdik.
(selanik beyaz kule. google)

selanik 90'larda kalmış bir şehir. atatürk'ün evi hariç öyle ahım şahım bir durumu yok. beyaz kulesi, iskender heykeli, aziz dimitri kilisesi(güzel bir mekan) birde roma zafer takı var. amerikan pazarı hala mevcut. havası çok soğuk. kale içi kısmı ilginç. kahvede tavla oynayan tipleri görünce ilk şaşkınlığımı yaşadım. daha sonrasında da gördüm ki söylendiği gibi yunanlıların bizden hiçbir farkı yok.

(fotoğraf google'dan)

sonra atina yolunda bir manastıra saptık. mekanın adı agia paraskevi kilise ve manastırı. aslında bir ayazma. gözleri görmeyenlerin gözlerini açıyormuş. çok güzel bir manastırdı. kutsal suyundan içip dileğimizi de diledik. ama yılbaşı ikramiyesi bana vurmadı. gözlerinden kurtulanlar gözlüklerini asmış ama bana yaramadı(!)


(pantheon)

atina akropolis öyle kafamda büyüttüğüm kadar büyük bir mekan değilmiş. ben çok ihtişamlı bir yer bekliyordum. bizim efes, akropolis'i beşe katlar. tiyatroları küçücük. binaları o kadar muhteşem değil. gerçi o meşhur panteonu venedikliler havaya uçurmuş, ingilizler yağmalamış. neyse, zeus tapınağı ise bildiğin sütun işte. hayal kırıklığına uğradım. atina'nın taksim'i plaka. yunan yemeği yiyelim dedik, musakkas dediler. zaten her yer dönerci, şiş kebabçı. türkiye'de yemediğiniz bir yunan yemeği yok. esasında türk-yunan ayrımı da saçma. bir türk-yunan kültürü var ortada. buzuki dedikleri şey aslında bozuk saz. biz bozuk saz demişiz, onlar buzuki. musakka, baklava kelimelerinin kökeni arapça. bu yemek-tatlıyı yunanlılardan öğrenmemiz biraz saçma. neyse, yunanlılar ile bizler arasında da fiziksel farklılık yok bence. kültür büyük oranda aynı. kiliselerinde azizlerine yalvarışlarını gördüm. bizdeki evliyalara el sürmelere benziyordu. yenilen yemekler aynı, müzik aynı. öyle sanılan kadar bir farkımız ciddi anlamda yok. şimdi düşündüm de var aslında. çok temizler. yollar temiz, tuvaletler pırıl pırıl. ipsala'da türk tarafına geçince tuvalete girdik, bok götürüyor, sular akmıyor. yunanistan'ın en ücra tuvaletleri bile mükemmel ve parasız. bu arada, ülke pahalı bir ülke.

(meteora manastırlarından birisi)

neyse, meteora'daki manastırlar muhteşem. kayaların tepelerine resmen sanat inşa etmişler. haklarını yememek lazım.

kavala'da bir tek kale içi var. insanları genelde karadeniz'den gelmiş. zaten tipleri karadenizlilere benziyor. heyecanlı, aceleci tipler. şehir ise bizim küçük bir sahil kasabası gibi. şirin ve güzel.

(kavala)

yunanistan'da hala daha anten kullanılıyormuş :) yol boyunca dikkat ettim, fabrika falan yok. zaten ülkeyi gemi taşımacılığı, turizm ve zeytin ayakta tutuyormuş. zamanında ab'den daha çok para almak için zeytin sayısını fazla göstermişler. ab bu zeytinlikleri helikopterle denetlemek isteyince her tarafı plastik zeytinliklerle doldurmuşlar :) ülkede baraj, rüzgar gülü de görmedim. ama güneş panalleri vardı. yunanlılar kültür miraslarını çok iyi koruyorlar. inanılmaz bir bilinç var. tarihi roma-istanbul yolunun kalan parçalarını bile koruma altına almışlar. koruyabilecekleri her şeyi koruyorlar. ama tüm zenginliklerinin bizim ege kıyılarının toplamı kadar olacağını sanmam. mesela atina-istanbul kıyası yapılamaz.

velhasıl kelam; güzel ve temiz bir ülke. ama kışın çok soğuk..

17 Aralık 2014 Çarşamba

büyük rusya

sovyet rusya, 80'lerin sonlarına doğru mevcut yapı ile devam edemeyeceğinin farkına varmıştı. askerlerin karşı çıkmasına rağmen nispeten kontrol edilebilen bir bölünme yaşadılar. çünkü rus doğurganlığı azalmış ve rus nüfus oranı % 51 civarına gerilemişti. bağlı devletcikler onlardan ayrıldı ve bu sayede yeniden toparlanma için vakit kazandılar.


ama bu bölünme esnasında kendilerinden kabul ettiklerini vermemeye kararlıydılar. grozni gibi. şiddetli bir savaş ve neticesinde çeçen nüfusunun % 25'ini öldürdüler(toplam çeçen nüfus 1 milyon). böylece ayrılmak için iç çeken diğer küçük grupları da kendilerine tekrar bağladılar. toparlanma süreci şiddetli oldu. sovyet kazanımlarının hemen hepsi yağma edildi. eğitimli insanları ayağa düştü. ama artan enerji fiyatları sayesinde tekrar rus ayısı olabildiler. ta ki ukrayna'ya kadar..

ruslar büyük ihtimal ayrılmadan sonra kendilerine soğuk davranan ukrayna'ya uzun zamandır bozuktular. beyaz rusya'ya bozulmaya gerek yok. onlar hala daha avrupa'nın tek diktatörlüğü olarak yaşamaya devam ediyor ve rusya'nın ekseninden çıkmaya niyetli değil. ukrayna'nın da öyle olacağını tahmin etmişlerdir ama öyle olmadı. beyaz rusya ise esasında rusya ile birlik olacaklar ama lider kim olacak çekişmeleri var. neyse, ama diğer kardeşleri ukraynalılar ruslardan ayrılmaya pek niyetli. şunu bilmek gerekir. ruslar, beyaz ruslar ve ukraynalılar aynı ana-babanın çocuklarıdır. bizimle azeriler ve tatarlar gibi. aralarında öyle büyük büyük farklar yok(mesela bizim yazı dilimiz istanbul türkçesi olmasa ve her yöre kendi konuştuğu gibi yazsa uzun vadede yöresel dil ayrı dil olarak avrupalılar tarafından kabul edilebilirdi). rusca ve ukranca uzun vadede birbirinden ayrılmış yöresel ağızlardır. aralarındaki temel ayrılık olarak moğol istilası vakti gösterilir. o zamana kadar beraber anılan bu halklar, o zamandan sonra ayrım geçirmişler, moğollardan kaçan slavlar rus olarak adlandırılmış, kalanlar ise zamanla istilacılarla da karışarak ukraynalı olmuş. ayrıca günümüzde oluşan kiev ve moskova patrikliği ayrılıklarını da unutmamak gerek. bu kilise ayrılığı/din ayrılığı, yine birbiriyle bildiğin kardeş olan sırp, hırvat ve boşnakları perişan etmiştir.

neyse, sovyetler birliğini kuran 4 devletten biri olan ukrayna(diğerleri rusya, beyaz rusya ve transkafkasya) devleti yıkan üç devletten de biridir(rusya, ukrayna ve beyaz rusya ortak kararı). ruslar şimdi kontrollü bir yayılma peşinde. bunu önce gürcistan'da denediler. abhazya ve güney osetya'yı kendilerine bağladılar.şimdi ukrayna'nın rus bölgelerinin peşindeler. karadenize yeniden sağlam bir şekilde girdiler. en sonunda kazakistan'daki rus bölgelerini isteyecekleri şüphe götürmez bir gerçek.


oysa batının planları farklı. amerika, sovyetler bölündükten sonra kendilerine tehdit olabilecek üç bölge belirlemiş. balkanlar, orta doğu ve eski sovyetler. balkan kısmını yugoslavya'yı paramparça ederek ve her bölünen parçayı kendisine bağlayarak halletti. kalanını ise ab parçası yaptılar. orta doğuda ise peyki israil'i rahatlatmak için yaklaşık 25 yıldır süren savaş ve iç savaşlarla işi kotarıyorlar. geriye en büyük rakibi kalıyor. rusya'yı tekrar durdurmak.

ikinci dünya savaşı'ndan sonra stalin temelde kimseyle kapışmak istemiyordu. o, rusya'nın hep batıdan işgal edildiğini bildiği için doğu avrupa'yı elinde tutup tekrar işgali önlemek istiyordu(patton kuvvetli bir işgal taraftarıydı mesela) ve savaşın gerçek kazanını olarak buna bence hakkı vardı(o savaşta 30 milyon sovyet vatandaşı öldü). ama çapsız truman yönetimindeki amerika, yeni savaş meraklısı kadrosu sayesinde tüm dünyayı istiyordu. ruslar ise çevresini tamamen saran amerikan devletcikleri, üsleri, uzun menzilli amerikan bombardıman uçakları ve en önemlisi atom bombası yüzünden korkuyorlardı. atom bombasını amerika'dan çalınca ve çin komünist olunca amerikalılar kendilerini tehlikede hissetti ve soğuk/sıcak savaş başladı. amerika, dünyanın her yerinde komünistlerle savaştı(kore, vietnem, afganistan hatta türkiye) ve sovyetlere karşı kazandı. şimdi doğu avrupa'dan yıllarca süren ekonomik savaş neticesinde attığı rusları, ukrayna'dan da atmak istiyor. ekonomik savaşı yeniden yürürlüğe soktu. rusların en büyük gelirine çomak sokup petrol fiyatlarını dip seviyelere getirdiler. suudiler, petrol 40 dolar olsa bile üretimi azaltmayacaklarını açıkladı. dolar sürekli değer kazanıyor ve ruslar anlaşılan o ki yine uzun vadede kaybedecekler.

her zaman derim; amerika, rusya'dan daha büyük bir tehdittir. çok güçlü ve sinsidir. bu şartlarda yaşama devam edebilmek için demokrasi ve insan hakları adı altında yemedikleri nane kalmamıştır. gezegenin en büyük belasıdırlar. şimdide kendi egemenliklerini tehdit edebilecek olan ruslara hadlerini bildirmek istiyorlar.

(1980-soğuk savaş zamanı dünya paylaşımı)

10 Aralık 2014 Çarşamba

bıraktım sigarayı


(esin iris - bu gece)
bıraktım sigarayı
bıraktım üzülmeyi
bıraktım arkadaşları
bıraktım oldu bitti :)

on gün oldu be, şöyle oynak bi şeyler çalmak farz oldu :)

26 Kasım 2014 Çarşamba

nem alacak felek benim


sarı saçlı yar yerine esmer ve amcamgillerin partilisi yar bulan öykü gürman hızlı bir yükseliş göstererek dizilerde bile rol almaya başladı. felek, bir şeyini almak bir yana ona vermeye başlamış bile. en azından sarılacak yari var diyelim ve kendisini daha fazla eleştirmemeye özen göstereyim. ama "sarılacak yar mı verdi" yerine "sarı saçlı yar mı verdi" diyen kendisinin ağzının ortasına kürekle vurma hissiyatları geçirdiğimi belirteyim. türkülerin orjinal sözlerini bozmak feci bir şey.

nevi şahsına münhasır sesi ile anadolunun gerçek ozanlarından. her söylediği türküyü daha da güzel yapan enfes bir ses. takdire fazla gerek yok. felek ondan çok şey aldı.

şahsen halil sezai'nin bir tanju okan çakması olduğunu düşünüyorum. bu adam kadar dertli kim şarkı söyleyebilir ki? bu kadar dertli bir şarkıyı, tanju okan gibi kim bu kadar güzel yorumlayabilir ki? cem karaca'dan da daha iyi söylüyor. felek neyini aldı bilmiyorum, ama öyle bir ses vermiş ki ona, öyle bir yorum kabiliyeti var ki..

10 Kasım 2014 Pazartesi

unutursam fısılda

ileride unutursam kulağıma fısıldayın. 1.80'lik kerem bursin, 1.60'lık köksal engür'e dönüşecek. demedi demeyin(!) insan utanır lan bu değişim için. bari tarık akan'la falan anlaşsalardı. ne bileyim, göksel arsoy, ediz hun bile olabilirdi.


(tedaviden önce)

(tedaviden sonra)


bu alemde tek bir gitarist erhan vardır. o da teyzem'deki rolü ile yaşar alptekin. sanırım erhan adını da teyzem filmine istinaden koydular.

film ise olmamış. üzerinde daha çok çalışılmalıydı. abla-kardeşten çok esaslı bir kavga bekliyordum. kırk yılın acısını çıkaracak bir kavga. hepi topu masa başı muhabbeti çıktı..

24 Ekim 2014 Cuma

friday i'm in love


günün birinde robert smith adlı ingiliz beyefendisi müslüman olursa "ben biliyordum" diyeceğim. çünkü malumunuz üzere cuma mübarek gün ve ertesi tatil. hem banane pazartesi maviyse, salı çarşamba griyse.. ben cumaları seviyorum. o koskoca kalabalık içinde huşu içinde namaz kılmak yok mu? mest oluyorum(!)

şaka bir yana, en son cumaya gittiğimde, hoca cami halıları için para topluyordu ve bir metrekare halı alanın, cennete de bir metrekare yerinin hazır olduğunu söylemişti. ondan önceki hafta ise kadınlarınıza erkek giyisileri giydirmeyin diye hönkürüyordu. neyse işte, pazartesi ayrı düşesin, salı çarşamba kır kalbimi, perşembe ne ki, seviyorum cumayı..

sene 2005 falan, aylardan eylül, gününü hatırlamıyorum. rock'n coke'a geldi bu beyefendiler. bir güzel yağmur yağıyor, inanamazsınız. ve bu beyefendi kırmızı dudaklarıyla sahnede, harika söylüyor. şimdi hatırlayamadığım kadar bis yapmıştı. inanılmaz güzel bir geceydi. o gece hep aklımda kalacak, daima ve daima. hem siyahtır pazartesi, salı çarşamba da kalp ağrısı. ama cuma hep gelir, güzelinden gelir..

haydi hep beraber;

pazartesi dinle kafanı, salı ve çarşamba topla odanı, perşembe izle duvarı, ama o cumalar yok mu o cumalar, seviyorum ulann..

22 Ekim 2014 Çarşamba

mekan

4 ay önce taşındım. mekanı söylemeyeyim, ama yeni mahallem ilginçliklerle dolu.

- elektrik, su abonelikleri üzerime almaya gittiğimde şokla karşılaştım. elektrik 1200, su 800 tl borç olmuş. "neden kesmediniz" diye sorunca görevlilere "kesemiyoruz ki" cevabını aldım. polissiz gidemiyorlarmış. bence abartıyorlar, o kadar değil.

- yazın kavga döğüş sesleri bol oluyordu. bir keresinde karı koca ingilizce kavga ediyordu. abarttığımı sanmayın sakın, bildiğin ingilizce. sanırım afrika kökenli yurttaşlarımızdılar.

- yine yazın pencere önünde sigara içerken başka acayip sesler de duydum. sanırım karı koca veya sevgililer sevişiyordu ve kadının çığlığı geniş bir alanda yankılanıyordu.

- "sizin mahalle üzerinde helikopter gördüm, gene operasyon yapmışlar" sözünü yoldan geçenler bile söyler oldu. mahalle merkezi nispeten karışık olabiliyor ama sokakda bir durum yok. gerçi evin dibine bonzaiye hayır diye pankart astılar. işte bunlar hep böyle şeyler.

- sokak feci dar. ev alma komşu al derler ya hani, ev alma sokak al diye cevaplarım ben bu sözü. araba park etmek büyük mesele. park ettiğim yerde iki günden fazla araba kalamıyor. mahallenin kadınları hemen "burası benim evimin önü çek arabanı" diyorlar. kendi kapımın önüne çeksem yol tamamen kapanır bu arada.

- sokak ahalisi tüm yaz dışarıda sabahladı. bana ilginç geldi.

- sokakta kiralar taş çatlasa 1000 tl. iyi kötü 500-750 arası ev bulabilirsin. ama 5 dakika mesafemizde kocaman bir rezidans var ve benim duyduğum bunların aylık aidatları 15.000 tl'ymiş. zengin fakir iç içe yaşıyoruz. sokak varoş ama 5 dakika mesafede sinema ve migros var!

- mahalle merkezinde damacana su arıyorum. hanım "7,5 ph'dan büyük olsun su" dedi. bi sucuya girdim ve "ph kaç" dedim. dükkan sahibi ters ters yüzüme baktı ve "amacın ne senin birader" deyince "yok ağbi bir amacım" demek zorunda kaldım. adama hak verdim.

- neredeyse istanbul'un göbeğindeyim. 40 km mesefesi olan işime belediye otobüsüyle 40 dakikada gidiyorum. otobüs durağı yürüme 10 dakika mesafede. bu tür mahalleler öyle söylendiği gibi berbat falan değil. rahat rahat yaşanabiliyor. her şeyi abartmamak lazım. yukarıda yazdığım gibi ilginç durumlar olabiliyor. ama o kadar..

19 Eylül 2014 Cuma

henry agard wallace

meraklıları franklin d. roosevelt'in dört dönem amerika başkanı olduğunu bilir. onun üçüncü dönemindeki yardımcısı olan henry agard wallace, dördüncü döneminde parti tarafından başkan yardımcısı adayı seçilmeyerek amerikan ve dolayısıyla dünya tarihinin değişmesine yol açtı. çünkü wallace sol eğilimliydi ve sovyetlerle gayet iyi ilişkilere sahipti. onun yerine başkan yardımcısı seçilen truman ise bildiğin kişiliksiz ve yönlendirilmeye müsait yapısı ile savaş bitmeden vefat eden roosevelt'in yerine başkan oldu. peki wallace kimdi?

aslında bir tarım uzmanıdır. mısır veriminin artmasını sağlayan çalışmaları ile büyük paralar kazanır. tenis ve boks yapan, içki ve sigarayı sevmeyen bu insan, 1933-40 arasında ise roosevelt'in tarım bakanı olur. görev süresi boyunca oldukça başarılıdır. amerikan çiftçisi daha çok kazanır, amerikan toprağı daha verimli hale gelir, toprak korunur, zor zamanlar için depolar oluşturulur ve üretim denetlenir.  savaş zamanı başkan yardımcısıdır ve savaş ekonomisi danışmanı olarak bir çok görevi üstlenir. ama 1944'deki seçim zamanı gelince yeniden başkan yardımcısı adaylığı oylaması sırasında resmen taklaya getirilir. ticaret bakanı olarak görevine devam eder. truman'ın sertlik yanlısı sovyet politikası yüzünden partiden ayrılır. sol tandanslı ilerici parti ile başkan adayı olur. bir milyon oy alır. ileride ilerici partiden de ayrılacaktır.


oliver stone, the untold history of the united states adlı belgeselinin ikinci bölümünde kendisinden bahseder.  temmuz 1944'de. chicago'da demokrat parti kongresi toplanmış ve başkan yardımcısı adayları oylanmaktadır. o seçimde hile yenik sayılır. bir önceki başkan yardımcılığı seçiminde de güneyli sermayedarların kendisini istememesine rağmen roosevelt'in tavır koyması ile başkan yardımcısı olmuştur. hileli seçimdeyse yine roosevelt'in desteğine rağmen(ki kendisi şahsen katılamamıştır ve wallace karşıtları, roosevelt'in onu desteklemediğini söylemişlerdir) güneyli beyefendiler ve grev kırıcılar, sovyet-alman savaşında açık açık almanya'nın kazanmasını istediğini haykıran silik ve beceriksiz truman'ı seçerler. kongrede büyük çoğunluk wallace'ı desteklediği halde destekçileri salona sokulmamıştır. şunu unutmayın ki siyahlarla beyazlar arasında tam eşitliği lindon johnson döneminde demokratlar getirmiş ve 1970'lere kadar güney silme demokratlara çalışmıştır. çünkü iç savaşta lincoln cumhuriyetçilerden seçilmiştir. şimdi ise güney cumhuriyetçilere çalışmaktadır.

wallace olayından sonra sonrası malum.. george kennan..

kennan, "amerika dünya nüfusunun % 6'sını oluşturuyor, ama dünya kaynaklarının yarısını kullanıyor. bu eşitsizlik tüm dünyada protestolara yol açıyor. ama biz yine de bu eşitsizliği sürdürecek politikalara devam etmeliyiz. bu hususta gerçekçi olmalıyız. asyada ve dünyanın her yerinde demokrasi ve insan hakları ile ilgili duygusal kaygıları bir kenara bırakmalıyız ve sıkı tedbirler uygulamak için hazırlıklı olmalıyız" diyen kişidir. soğuk savaşın mimarlarındandır. sovyetlerde konsolosken çektiği "sovyetler sadece tehditten ve kaba kuvvetten anlar" temalı  uzun telgraf ile truman'ın sovyetleri atom bombası ile tehdit etmesini ve sovyet paranoyasının oluşmasına katkıda bulunmuştur.

wallace başkan olabilse bile uzun vadede amerikan politikasının değişeceğini düşünmemekle birlikte bu gereksiz soğuk savaş yılları ve türkiye'nin amerikan emperyalizmi altına girmesi gerekmezdi. 1947 truman doktrini'nin dayanak noktalarından birisi yunanistan'daki komünist tehlike ve türkiye'ye yönelik sovyet tehdididir. oysa stalin, yunan iç savaşında komünistlere destek vermemiş, destek veren tito'yu da azarlamıştır. çünkü ingilizlerle antlaşmasında yunanistan ingiliz bölgesi olarak kabul edilmiştir. türkiye ve iran tehditleri ise amerika ve ingilizleri deneme mahiyetinde olup tepkiyi görünce bir daha bu ülkeleri ağzına bile almamıştır.  wallace ise demokrasi ile yönetilmeyen ülkelere yardıma karşıdır.  yunanistan ve bizi demokrat saymamaktadır. şunu unutmayın ki sovyet paranoyası yüzünden  marshal yardımları, demokrasi ve askeri darbeler türkiye'ye ve yunanistan'a ulaşmıştır.

wallace'a göre faşizm dünya çapında bir hastalıktır. wallace bu hastalık ile mücadele etmiş, savaşa girmiş, amerikan halkının, işçisinin ve sendikaların sevgisini ve saygısını kazanmış bir kişidir. başkan yardımcısı iken çıktığı güney amerika turunda milyonlar onu karşılamak için sokağa çıkmıştır. çin ziyaretinde komünistlerin kazanabileceğini görmüştür. eşit işe eşit ücret söylemini dile getiren, ırk ve cinsiyet ayrımcılığına karşı olan, ifade ve konuşma özgürlüğünün taraftarı, din ve vicdan özgürlüğüne önem veren ve en önemlisi insanların ekonomik özgürlükleri için çalışan kişi olmuştur. siyah insanları ayırmamış ve hatta kendi seçim çalışmalarında siyahlardan nasıl etkilendiğini bile anlatmıştır. anglo-sakson zihniyetinden nefret ettiğini ve sömürge imparatorluklarına kesinlikle karşı olduğunu her yerde söylemiştir. bu yüzden churchill tarafından peşine ajan bile takılmıştır. churchill, wallace'dan nefret etmiştir.

şunu unutmayın ki 1945'e kadar amerikan toplumu genel anlamda barışçı bir toplumdur ve savaşı acımasızlık olarak görmüşlerdir. 1939'da amerika'nın ellibin askeri ve 300 milyon dolar ordu harcaması vardır. savaş bittiğinde askeri harcama 13 milyar dolara fırlamıştır. amerika'nın büyük çoğunluğu tekrar kendi başlarına ve avrupa'dan uzak duran anlayışa geçmek istemektedirler. ancak truman'ın liderliğinde gelişen belirgin sovyet düşmanlığı ve çin'de mao'nun iktidarı tam olarak ele geçirmesiyle beraber amerikan milliyetçiliği militarizm yönünde tavan yapmış ve komünizm düşmanlığı salgın gibi yayılmıştır. amerika içinde komünist avı başlamış, amerika dışında da sovyetleri kuşatma ve her yerde komünistlerle savaş stratejisi belirlenmiştir. askeri harcamaların limiti 50 milyar dolara çıkmıştır. her yerde komünistlerle savaş stratejisi ise vietnam'da çökmüştür.

oysa wallace daha 1946'da truman'ın bakanıyken kendisine bir mektup yazmıştı. o'na göre savaşın gerçekte galibi zaten amerika'dır ve muazzam ekonomik güç ve atom bombası yüzünden sovyetler amerika'yı tehdit olarak görmektedir. doğu avrupa'daki sovyet hakimiyeti kaldırmak imkansızdır. amerika bu gerçeği kabul etmeli ve iki ülke arasındaki gerginlikleri azaltıcı davranışlarda bulunmalıdır. wallace, amerikan askeri bütçesinin 13 milyar dolar olması, uzun menzilli savaş uçaklarının sayısının artması, atom bombası denemelerinin devam etmesi ve en önemlisi olarak dünyanın dört bir yanında askeri üsler edinmesi yüzünden sovyetlerin kendilerine karşı yeni bir savaş başlayacağı endişesi taşıdığını söyler. mektubunun sonunda şöyle der; "atom bombasına ruslar sahip olsaydı bizim atom bombamız olmasaydı ne hissederdik? eğer rusların 10.000 mil menzilli bombardıman uçakları olsaydı ve bizim sahillerimizin 1000 mil çevresinde hava üsleri olsaydı ve bizim olmasaydı ne düşünürdük?"

mektubu okuyan truman o'nu kabinesinden atmıştır. wallace, 1942'de yaptığı konuşmada bu yüzyılın amerikan yüzyılı olacağını söyleyenlere yanıt vermiş ve 1900'lerin sıradan insanın yüzyılı olacağını söylemiştir. sömürgeciliğe ve ırk ayrımına düşman olan bu insan kaybetmiş ve amerikan yüzyılı kazanmıştır..

kaynak: oliver stone - the untold history of the united states, behlül özkan - soğuk savaş sonrası abd dış politikası, ekşisözlük ve vikipedi'de henry agard wallace maddesi..

28 Ağustos 2014 Perşembe

pembe, gönlüm sende


geçen gün peder ameliyat oluyor. kardeşim, ben ve ablam farklı ilçelerden gelerek sabah hastanede buluştuk. o da ne, üçümüzde pembe giymişiz. annemin başörtüsünde de pembe var. kardeşimin eşinde ve benim hanımda da pembe renkli giysiler mevcut. vay be, insan psikolojisi cidden ilginç. demek hayatı o gün pespembe görmek istemişiz.

bu arada, pembe ile pamuk kelimeleri aslında temelde aynıymış. pamuk gibi kalbimiz varmış :)

6 Ağustos 2014 Çarşamba

ayrıntıladım - 18

zıbık, kocası askere giden osmanlı kadınınon kullandığı bir aletmiş. kapalı çarşı'da eskiden sırf bunu satan zıbıkçılar çarşısı mevcutmuş. sex shop işte..

the beatles üyeleri bir örnek giydikleri kıyafetleri ile o yıllardaki çin komünist partisi üyelerine benzerler. valla bak..

kocaman göğüslü kadınlar korku filmlerinin öğelerinden birisidirler. o seksi yaratıklar da öldürüleceğini gördükten sonra diğerlerinin hiç şansı yoktur. ciddiyim bak!

brezilya ve rus kızlarından sonra katar kadınları futbol manyağı erkeklere ilaç gibi gelecektir! 2026 dört gözle beklenecektir!

türk ahlak yapısı, toplumun sapıklık saydığı eylemleri gizlice yapıp, ayan beyan yapanları sapıklık ve ahlaksızlıkla suçlamaktır. mesela herkes kadına tacize karşıdır, ama ülkedeki tüm kadınlar istisnasız tacize uğramıştır. yakalananlar ayıplanır, yakalanmayanlar işlerine devam eder.

manisa-selendi'de uzun boylulara deve kıçı yağlatırlarmış. develer güreşirken kıçlarından güç almasın diye. oralarda uzun boylu olmayın. harbi bak!

bisiklet sürerken arka freni kullanmadan ön freni kullanmayın. yoksa takla atarsınız. atın sizi üzerinden atması gibi bisiklet sizi üzerinden atar.

"tanrı yoktur" demek saçmalık. "yoktur" diyerek bir nevi varlığı onaylanıyor. aslında "tanrı mı, o da ne demek" daha güzel.

rakı renksiz olduğundan osmanlı zamanı içki yasaklarında tüketilmeye başlanmıştır. üçüncü ahmet pek bir severmiş.

gandhi, birinci dünya savaşında ingilizler için gönüllü hint askerleri toplar. üstüne bunları birde ingilizlerin gözüne sokarcasına cephelere yollar.

budhha'nın eski türkler tarafından okunuşu bildiğin put'tur. araplar puta sanem dermiş.

kadınların söylediği en büyük yalan "5 dakka sonra ordayım" lafıdır.

dır dır yapan kadının dır dırına dayanandan nihilist olmaz. valla bak!

candan erçetin, naumoski'ye benziyor. ikisi de makedon, belki ondandır..

çok konuşan kadınlardan dolayı oral seks icat edilmiştir!

malum kişinin son reklamı karşısında nutkum tutuldu. milli birlik ve dayanışmaya en çok ihtiyaç duyduğumuz şu günlerde, birlik ve beraberliğimizi daha da perçinleyecek bu reklam, bu müzik, bu söz, aman tanrım! bu müziği ve sözleri duyan türk halkı kenetlenmesinde napsın a dostlar!

ölünce şeytanla karşılaşan dindar, ne bedbaht bir dindardır!

güçlü kadın, erkeğini gömen kadındır.

her katil, cinayet işlediği mekana geri döner misali her tecavüzcü hakkında çıkan haberleri okur. ülkede bir sürü tecavüzcü olduğunu bilen gazeteci takımı, daha fazla satmak için bu haberleri yayınlar.

pelin batu'nun sesi falso olsa bile kimseyi umursamaz gülüşü bir ömre bedel.

"insan o kadar çok acı çeker ki en sonunda gülmeyi icat etmiştir." nietzsche

penis; pis, pin, en, enis, esin, es, sin, sen, pen, nip, ise, seni, esip gibi kelimelere yataklık eder. yani; en pis sensin esin. enis ise esip seni nipler. (ler joker!)

eskimeyen sevgili, sürekli estetik yaptıran sevgilidir!

nedensiz özlemek, sebep-sonuç ilişkisi içerisinde düşünürsek eğer, anlamsız iki kelimedir. 

"neden yoksa sevgilim 
seni niye özleyeyim"

17 Temmuz 2014 Perşembe

matrix


şu an evren bilimciler ilginç bir teori ile ilgileniyorlarmış. aslında gerçekten matrixde yaşıyor olabiliriz. yani evrenimiz bir similasyondan başka bir şey olmayabilir. bu teoriyi ispatlamak veya çürütmek adına deneyler yapılıyor ve matematiksel olarak bu durum kesin.

araştırmacılar bu teoriden yola çıkarak(doğada kanun yoktur, her şey teoridir, yerçekimi de dahil) evren içinde bulunan kozmik ışınları incelemeyi planlıyorlarmış. böylece kozmik ışınlar içerisindeki ana kaynağın imzasını bulabilirlermiş. esas merak edilen ise başka bir şey. aynı platform üzerinde yürütülen diğer sanal evrenlerle bağlantıya geçilebilir mi?

neyse, evren bilmediğimiz ve mecburen karanlık madde adını verdiğimiz bir şey tarafından giderek hızlanıyor ve genişliyor. sonunda olacak olan şey ise evrenin atomlarına ayrılması ve sonra atom altı parçacıklara kadar bölünmesi. bu parçacıklar arasında da mesafe genişleyince enerji seviyesi ve ısı 0 noktasına varacak. radyoaktif bozunmayla beraber evren karanlık, soğuk bir hiçlik olarak genişlemeye devam edecek ve en sonunda ölecek.

evren, 10 trilyon kere trilyon kere trilyon kere trilyon kere trilyoon kere trilyon kere trilyon kere trilyon kere yıl sonra yok olacak.

ciddiyim bak..

(not: video, evrenin keşfedilen kısımlarının hazırlanan simülasonudur.)

18 Haziran 2014 Çarşamba

bekir vs seligman

biri medar-ı iftiharımız masumiyet'in zavallı karakteri bekir, diğeri nymphomaniac'ın entelektüel beyefendisi seligman. sanırsın aralarında dağlar kadar fark var ama hepi topu her şey cinsellikte kilitlenip kalıyor. biri "bana da vereceksin, bana da, bana da. orospusun sen, orospu" diyor. diğeri "zaten binlerce kişiye vermişsin, bana da ver" diyor.

yok avrupalılar şöyleymiş böyleymiş, iskandinavlar süpermiş, türkler çok reröroymuş hepsi hikaye. en azından bekir daha dürüst lan. seligman da kimmiş, pehh..

bu arada; derya alabora'nın uğur, charlotte gainsbourg'un joe olması ayrı bir benzerlik katmış olaya. neyse, zeki demirkubuz'un masumiyet'i daha güzel..


24 Nisan 2014 Perşembe

geçmiş zaman - 6



bir zamanlar istanbul yolları. traktör var, gidiş-geliş yok, tek şerit. 

bu kare, dünyanın en bilinen fotoğraflarından birisiymiş. ama burası neresi, bilinmiyormuş. 


şu gözlere bak, adamın zevkten gözü dönmüş demek. severim vedat milör'ü ve kendim çektim kareyi. hayvan herif güvercin yemiş. yuhh..


the shining. jack'in çıldırma anları.. 


gravity, uzay sahneleri..


demir adam'ın üzerindeki yegane kıyafetler buymuş. gerisi bilgisayar vs..


bizans dönemi suriçi. tahminen böylemiş. bu şekildeyse eğer kesinlikle çok etkileyici..


jimmy ağbimizin son dönemleri. o tombik yanaklarını yerim ben onun. yanındaki kadının adını şimdi hatırlayamadım. ama büyük ihtimal kayıt yaparken ona sakso çeken hatun..


leonardo ve bir barış manço hayranı olduğu öğrendiğimiz frodo namlı elijah wood. bebeykene..


meşhur mgm aslanının kükreme anı. birazdan motor diyecekler..


monroe ablamız spor yaparken. kotla spor yapmak iyiymiş.. 


güzeller güzeli pi'nin çekimi. sinema dediğimiz şey bilgisayar olmuş. 


ıspartalılar..


süpermen böyle uçar..


bu kare gerçek. taytanikin deniz sahneleri. meğer çocuk havuzunda çekmişler..


ordu-giresun taşıt muayene, ehehe :)

ikinci dünya davaşı’nda almanya’nın düştüğü an. iki sovyet askeri raqymzhan qoshqarbaev ve georgij bulatov, berlin’deki reichstag binasına sovyetler birliği bayrağını dikiyor..


büyüksün yoda..
Related Posts with Thumbnails

...

ilet:

ytravisbickle@hotmail.com

Sayfalar

telif falan istemiyorum, iyi eğlenceler... Blogger tarafından desteklenmektedir.