heyy!!! heyecanlı mısın?!

korkma, okudukça geçer!

12 Şubat 2008 Salı

batı kültürünün ahlaksızlığını almak

başbakan ın yaptığı açıklamayı duymuşsunuzdur. bu ülke islamcılarının anlamadığı en önemli gerçeklerden biri, batının biliminin, sanatının bu ahlaksızlık dediği şeylerle beraber yürümesidir.

batı medeniyetinin heykelini, resmini, içkisini, kumarını, müziğini, biliminden ve sanatından ayrı göremezsiniz. bunlar beraber, el ele yürür. "onu almam, ama bunu alırım" da diyemezsiniz. "batının bilimini al ama evrim teorisini siktir et, resim yap ama çıplak kadın resmi yapma, heykele hiç dokunma, filozoflarını kaale bile alma" diye bir şey olamaz.

batı, kendi önünde duran tüm tabuları birer birer yıktığı için bilimde ve sanatta ilerlemiştir. islam dünyasının ilk bilim adamları din taassubu içinde kendi kendilerini yokettikleri için bir süre sonra bir şey üretemez duruma gelmişlerdir.

constantine ve hristiyanlık

istanbul un kurucu olan bu imparator, ms 323 de tek başına roma da tahta geçti. tahta geçtiğinde 15 yıllık iç savaş sona erdirmişti ve tetrarşiyi ortadan kaldırmıştı. babası birinci constantius; britanya, galya ve ispanya nın sorumlusuydu ve oğlunu imparatorluk için hazırlıyordu. balkanları ve anadolu yu galerius, kuzey afrika ve italya yı severus, suriye ve diğer doğu eyaletlerinden ise maximinus sorumluydu. en tepede ise diocletianus vardı. babası birinci constantius un 306 da ani ölümünden sonra kendisini york şehrinde hükümdar ilan etti. ardından meyadana gelen tüm çarpışmaları kazanarak imparatorluk içinde bu ayrımları ortadan kaldırdı ve mutlak monarşiye geçerek roma içinde az görünür şekilde despotizmini egemen kıldı. ve en sonunda tahtını sağlama için istanbul u kurmaya karar verdi.

ama costantine, tüm bunları yaparken geleceğin hristiyanlık olduğunu öngördü ve güneşe tapan paganları hristiyanlığa ikna etmeye karar verdi. böylece;

- mısır ın güneş çemberleri katolik azizlerin haleleri oldu.

- isis in mucevi şekilde gebe kaldığı horus u emzirdiğini belirten resimler, meryem in bebek isa yı emzirdiği resimlere heykellere döndü.

- katolik ayinlerindeki tüm görsel unsurlar-piskoposluk tacı, sunak, ilahi okumak, tanrıyı yeme töreni pagan dinlerinden alınmadır.

- en büyük tanrısı mithra-tanrının oğlu diye bilinir- ne zaman doğmuştu? 25 aralık. yani isa nın doğum günü bile pagan dininden alınmadır.

- ilk hristiyanlarda tatil günü tabiki cumartesiydi(şabat). ama costantine bunu bile düşündü ve güneş günü-sunday-(güneşe taparlardı unutmayın) tatil günü yaptı. yani aslında şimdiki hristiyanlar güneşe tapılan günde kiliseye gidiyor(monday-aygünü, saturday-saturüngünü-friday-freygünü). yani aslında avrupa daki tüm gün isimleri eski tanrılara ithafen verilmiştir).

- mithra ya bağlı askerlerin alınlarına mithra nın simgesi olarak çizdikleri, güneşin simgesi olan X işareti, çarmığa benzerliği öne çıkarılarak kullanıldı. ilk hristiyanlar bu simgeyi, güneş tapınımı ile alakası olduğu için yasaklamışlardı.

- mithra nın boğayı öldürdüğü gün olan ilkbahar ekinoksu gününden sonraki pazar günü, isa nın yeniden doğuşu olarak kutlanmaya başlandı. paskalya günü böyle doğdu.

- demeter in kızı kore yi bakireyken doğurmasına binaen isa nın bakire meryem den doğduğu vurgusu yapıldı.

tüm bunları, 325 de, iznik'te meşhur konseyi 230 piskoposla beraber toplayarak yaptı. isa nın tanrının oğlu olduğuna, ariuscuların itirazlarına rağmen konsey tarafından uzun tartışmalardan sonra oybirliği ile karar verildi. evet, ariuscular isa'nın ölümlü olduğuna inanıyorlardı. yazılı bulunan 80 civarı incil toplatıldı ve yakıldı. 4 tanesi kabul edildi. yakılanların bir kaç tanesi günümüzde bulunmuştur ama. kendisi bunları yaparken hala güneş tanrısı mithra ya tapıyordu. ama pontifex maximus ünvanı ile imparatorluk içindeki en yüksek ruhani lideriydi.

constantine hristiyanlığın amentüsünü belirlerken diğer dinlere karışmadı. ancak gelir kaynaklarını keserek hristiyanlığı destekledi. bunun sonucunda pagan tapınakları kiliselere dönmeye başladı. jüpiter rahipleri piskoposlara dönüştü. vesta bakireleri kilise rahibeleri oldu. bunun sonucunda iyice güçlenen hristiyan grupları geçmişin intikamı ile hırsı ile yanıp tutuşmaya başladılar ve ellerine geçen büyük gücü kullanarak diğer dine inananları ezmeye başladılar.

bu istanbul u kuran büyük imparator, pers seferine hazırlanırken 337 de öldü. ölürken rahiplerin tavsiyelerine uyarak vaftiz edildiği ve ancak bu sadece hristiyan olduğu kabul edilir. vasiyet ve paylaşma planına göre ülke; batısı oğlu ikinci constantine ve constans a, doğusu ise yine oğlu olan ikinci constantius a bırakıldı.

ayrıca kendisi ayasofya kilisesi/camii/müzesinin yapımına başlamış ama bitirmek constantius a nasip olmuştur. yine bu imparatoru çok kıskanan fatih sultan mehmet, onun mezarının üstüne gömüşmüştür.

23 Ocak 2008 Çarşamba

666



aslında 666 tamamen yanlış bir çeviridir. bu yanlış çeviriyi ortaya çıkaran kişide burak eldem'dir. babiller, en büyük tanrıları olan marduk u belirtmek için 60 tabanlı bir sayı sistemi kullanmışlar ve onu kabaca (iii) şeklinde göstermişler. yani (iii) onlu tabanda 111 yazmak gibi altmışlı tabanda 3661'nin yerini tutmaktadır.


yahudiler, babil esaretleri sırasında onlardan nefret ettikleri için, onların en büyük tanrıları olan marduk'u da hiç sevmezlerdi. en sonunda persler onları bu esaretten kurtarır ve kötülük tanrısı ile böylece tanışılar.(aslında şeytan kavramı yahudi inancının içine perslerle kaynaşmaları sonucu girmiştir.) yahudiler şeytanla tanışınca, onu en büyük düşmanlarının en büyük tanrısı olan marduk ile özdeşleştirmişler ve marduk hakkında çok az bilgiye sahip olduklarından, onu tanımlamak için en aptalca yolu seçip (iii) işaretini 666 olarak yorumlamışlardır. tabi bunda babillerin 6, 60 gibi rakamları çok sevmelerinin büyük payı vardır. ama 666 şeytanın sayısı değildir. şeytanın sayısı 3661'dir.
zaten yuhanna incili'nde de şeytanın rakamını sadece bilgelerin bildiği yazar. yani yuhanna incili'nde yazan 666, esseneli yahudilerin bu hatalı çeviriyi kabul ettiklerini gösterir.

"bu konu bilgelik gerektirir. anlayabilen, canavara ait sayıyı hesaplasın. çünkü bu sayı insanı simgeler. sayısı 666'dır." vahiy 13:18

hiram usta(hiram abif)

hiram abif olarak da bilinir. rivayete göre davut, tanrının evini yapamaz ve oğlu süleyman büyük bir mabed yapmak için çalışmalara başlar. bunun için sur kralından yardım ister ve kral, en büyük ustası, dul kadının oglu hiram'ı, süleyman'a gönderir.

hiram, çalışanları çırak, kalfa ve usta diye üçe ayırır. kendiside en tepede durur. sağ sütunu diker ve adını yakin koyar. sol sütunu diker ve adını boaz koyar. tapınağın tamamlanmasına yakın hiram yanlız başına dua ederken, üstadlarının sırrını öğrenmek isteyen üç biraderle karşılaşır. onlara gizli bilgiye vermez. bu kişiler de onu tapınağın kuzey, güney ve batı kapılarında başına çekiç, şakaklarına çekül ve tesviye aletini vurarak öldürür. doğu kapısına sendeleyerek gelir, ama yere yıkılır ve ölür. bu üç kişi cesedi gizlemek için akasya dallarının altına onu gömerler. yedi gün geçer ve ceset bulunur. daha sonra büyük bir törenle başka bir yerde gömülür.

cenazesinde, ustaları, beyaz eldiven ve önlük giyerek kanı ile kirlenmediklerini gösteren sembolik jestler yaparlar. bir çok mason ritüeli bu olayda gizlidir. dul kadının oglu efsanesi, dul kadının kesesi, pergel, çekül, tesviye aletleri gibi masonik işaretler, beyaz eldiven ve önlük, akasya yaprakları, tapınağın yönleri gibi ritüeller bu olaydan dolayı kullanılır. hatta masonik dereceler bile. 1- ile 11 arası çıraklık, 11-22 arası kalfalık ve 22-32 arası ustalık derecesidir. 33. dereceye gelmek çok zordur. o dereceye gelene kadar bilinen şeyler hep aynıdır. 33. dereceye ulaşanların hiram usta'nın sırrına ulaştığına inanılır. ama bu sırrında sirius takımyıldızına tapmak olduğu söylenir. yine de mısırlı matematikçi öklid'den aldığı sırraların, ölümüyle beraber yok olduğuna inanılır.

sonra görüşelim


hayko aslında bu parçasnda ne diyor? üşenmedim ve sizin için hayko nun ne demek istediğini yazdım...


geçmez yaran, yok hiç rengin

(sürekli mi kanıyor be, kırmızı o kırmızı)

bitmiş çaban, zor mu geldi?

(noldu artık sevişmek istemiyor musun?)

sen insansan, o insansa, ben de sansam ne olur ki?

(ulan herkse verdin, bende insanım ama)


volkan gibi sert olsan patlasan içine

(kendi kendini mi tatmin ediyorsun artık)

rüzgar gibi savursan fırlatsan da yere

(içinde kopan fırtınaları böyle mi hallediyorsun)

kabus gibi rüyaysan uyansan neyine

(sen ancak rüyalarında orgazm olabilirsin artık)

topraktaki harcanan kurtsun hep gözümde

(toprağa götüreceksin, kurtlar girecek o yere)


bir ben anlar severim, gözlerinden öperim

(bir ben severim seni, başkası anlamaz değerini)

altındaki arabayı, sat sonra görüşelim...

(ama o arabaya verdiklerini siktir et artık, ondan sonra görüşelim)

18 Aralık 2007 Salı

hasan şaş

galatasaray a ilk geldiğinde bir türlü sevemediğim bir topçuydu. aslında biz onun yerine baliç i almaya niyetlenmiştik. ama baliç feneri tercih edince bizde ankaragücü nden hasan şaş ı almıştık. neyse; ayağında topu tutar, sağa döner, sola döner, çalım atar ve topu kaybederdi. harbiden sinir bir topçuydu. uefa finalinde sonradan oyuna girdi. kafasında hala saç vardı. ama kupaya giden yolda istanbul da bologna ya attığı bir gol vardır.

emre-okan-suat üçlüsünden biri değildi. takımın direkt elemanı da değildi. ama o kupanın alınması hasan şaş ı, hasan şaş yaptı. ertesi yıl hakan şükür ve arif erdem in takımdan ayrılması ile beraber ve birazda lucescu sayesinde direkt oynamaya başladı. kafasındaki saçları kazıttı. ve cl 2. tur gruplarında ac milan deplasmanında hagi nin orta sahadan kullandığı serbest vuruşa ceza sahası yayından yaptığı koşu ile penaltı noktasında vurduğu kafayla golü atması, gözlerimin açılmasını sağladı. bu adam harbiden hırslıydı. birde meşhur 1-2 kaybedilen ankaragücü maçından sonra dediği "şampiyonluğu takım olarak pek istemedik. bazı arkadaşlarımızın vurdumduymazlığı şampiyonluğa maloldu" lafı ile iyice gönlümde yeretti. ama, ama kadıköyde 4-4 biten bir kupa maçında, skor 3-1 iken orta sahanın solundan aldığı topla tüm feneri çalıma dizip attığı gol, artık hasan a çalım attığı için de kızamamama neden olmuştu. hasan dı o ya, daha ne. ama, ama bir real madrid maçı vardırki dillere destan. ilk yarı 0-2. helguera ve biri daha atmış golleri. ikinci yarı başladı. fakyel sağdan topu bir kesti, hasan gelişine bir vurdu ve gol. harbiden gol. hasan sonra gitti reklam panolarını tekmeledi. yüzündeki hırs inanılmazdı. ve o hırs sayesinde maçı 3-2 aldık. hala inanılmaz gelir o maç bana. gerçekten inanılmazdı.

ertesi dahaki sene takımda artık hiç kimse yoktu. tek yıldız oyuncu, aslında henüz yıldız bile olmayan hasan şaş tı. belki o da kendini gösterebilse avrupa ya giderdi. çünkü o takımdan avrupa ya gitmeyen oyuncu kalmamıştı. ve o sene, 2001-2002 sezonu fenerbahçe ye 7 kişi ile 1-0 yenildiğimiz maçta, tuncay ın saçlarından tutup onu yere indirerek kırmızı kart gören oyunculardan biriydi. kızamıyorsun yine ya. "şaş tır, yapar, helal olsun" diyorsun. o sene takım cl de 2.tur gruplarına kaldı. ilk 5 maç berabere bitti. son maçta barça yı yensek bir çeyrek final daha yapardık. ama elindeki en iyi 2 oyuncudan biri olan sergen in sakatlanması takımı çeyrek finalden etti. roma da dayak yediğimiz maçta sinirlerine nasıl hakim olduğunu hala düşünürüm. berkant, ayhan ve emre aşık ın feci tartaklandığı o maçta sakin sakin durmuş işte. maçtan sonra roma teknik direktörü capello "hasan gibi bir oyuncu nasıl bu takımda oynuyor, şaşırdım" demişti. hey gidi günler hey. takımdık o sene. kiralık oyunculardan kurulu bir takım.

neyse, hasan bir evvelki sene reklam panolarını tekmelemişti, o senede cam çerçeve indirdi. bileği kesildi. bi süre bu yüzden oynamadı. ama o takım, o sene şampiyon oldu. şampiyonluk hasan sayesindeydi. bir evvelki senenin üzüntüsü takımı şampiyon yaptı. ve dünya kupası geldi. brezilya ya gol attı. sevinmedi bile. kupanın yıldızlarından birisi oldu. türk futbolu denilince adı hakan şükür den bile önce anılmaya başladı. hatta afrika da adına deyim bile çıktı (yavaş yavaş hasan şaş).

ertesi sene avrupa ya gidemedi veya gitmedi. beşiktaş ın 100. yılıydı. ali sami yen de oynanan ve üzülmez in garip golüyle kaybettiğimiz maçta kendisine yapılan faule itirazı aynen ibb maçındaki gibiydi. yine çıldırmıştı. gerçi ali sami yen e giderseniz en basit maçta bile hafiften onun deliliğini görebilirsiniz. adam böyle ya. kabul etmek lazım. yüzündeki hırs onu çirkin göstermiyor.

neyse, o sene fener taraftarları ona olan düşmanlıklarını gösterdi ve 6-0 lık maçta kafasına yumurta attı. maç 6-0 bitti. o maçla ilgili aklımda kalan skordan ve olaydan başka bir şey yoktur. galatasaray için kayıp geçen 3 yılın ardından son hafta kazanılan şampiyonlukta ise hakan şükür hikayedir. romanın baş kahramanı hasan şaş tır. o son 15 dakikada bu taraftar onun yüzü suyu hürmetine şampiyonluğu kutladı. adam istediği zaman bu takımı çatır çatır şampiyon yapıyor arkadaş, gerisi boş. hasan şaş gibi topçun varsa, düşünmeyeceksin. isterse 5 maç oynamasın, ceza alsın, umursamayacaksın. yüzündeki hırsı takıma yansıtsın yeter. bu takım havada karada şampiyon olur. hakan şükür ün artık futbolu bırakması gerektiğine inanan ben, hasanım göktanım şaşımın 45 yaşına kadar top oynamasını istiyorum ya. galatasaraydan ayrılmasını hiç istemiyorum. onsuz sami yen in tadı olmaz. "ulan şimdi napacak acaba, dur hasan a dikkat edeyim", "a siktir, hasan çok sakin", "lan lan lan, çalım atmadı, pas verdi", "yuh be hasan, orada da çalım atılır mı? öküzsün olm sen öküz" demek istiyorum. bırakmasın hasan bizi. bir daha ona "fellah" da demeyiz. harbi bak!

11 Aralık 2007 Salı

aşk

aşık olan, hisseden kalp mi yoksa insan mı? yoksa kalp, adrelanine bağlı olarak yüksek miktarda kan mı pompalıyor? heyecan artıyor. aşk heyecan değil mi? o zaman heyecanı duyduğumuz şey adrenalin ve biraz endorfin, yani mutluluk hormonu.

mutluluk hormonun yapayları da var. morfin ve eroin. şimdi karnının açıktığını hissettiğinde midenden ses gelir. acaba midenden neden ses gelir? aç olduğun için mi yoksa vücudun besine ihtiyacı olduğu için mi?

bu durumda aşk, insan mutsuzluğunun bir yansıması olmasın sakın. mutlu olmak için mi aşık oluyorsun? o zaman mutlu olmak için başka şeyler de var. zaten eroin ile aşk arasında bir fark var mı? ikiside bağımlılık değil mi? ikisindende kurtulmak için eninde sonunda çaba göstermiyor musun?

o zaman hepsini sil ve başa dön. acıkan insan mı yoksa karnı mı?

neyse, gerçeği nedir bunun?

aşk, kişilerin üreme iç güdüsü ile orantılı bir durumdur. neslin devamı için seçilen bireyle birlikte olmaktır. başka hiçbir şey değildir. o yüzden; yüzyıllarca düzenli ve dengeli beslenmiş nesiller güzel olur ve birbirlerini bulurlar. genlerini bir sonraki nesle mükemmel şekilde aktarırlar. hayvanlarda bile bu durum görülebilir. dişiler güçlü erkekleri geçer ve türünün en mükemmel şekilde devamını sağlarlar. insanlarla hayvanlar arasıdaki aşkın farkı ise insanların yüzyüze sevişmesidir. eşcinsel aşıklar bile bu duyguyu evlat edinerek kapatmaya çalışıyorlar.

1 Kasım 2007 Perşembe

aynı anda birden fazla kişiyi idare etme sanatı

malum, çapkınlık marifet gerektirir. erkekler için bu durum zannedilenden daha kolaydır. bir sürü kadını aynı anda idare edebilir ve bu kişiler genelde paralıdır. ve bu kişiler için tek kadınlılık veya çok kadınlılık kesinlikle problem değildir. kadınları olayı kabullenir. parası olmayanın ise iyi bir fiziği varsa işi götürür. paran ve iyi bir fiziğin yoksa bakınır durursun. sadece iyi bir fiziğin varsa ve piçin önde gideniysen parayı ve karıyı rahat rahat bulursun.

kadınlar ise bu iş için belirli yöntemler dener. mesela gösterip vermemek ve köpek çekmek bunlardan bazılarıdır. neyse, kadın erkeği kendine aşık ettikten sonra(eğer ona aşık değilse) bu kişiye tasmasını takar ve onu yedeğe alır. bu kişiye yedek tekerlek veya +1 de denir. erkek aşık olduğu müddetce kadın onu daima kullanır. canı sıkıldığında, parası bittiğinde, eğlenmek isteğinde, vs vs. anneleri tarafından bu şekilde kullanılmaya alışkın olan erkek, bu durumu genelde kabullenir. kadınlar bunu güç, güvence ve para için yapar. kısaca çirkin kadın gerçekten yoktur. beceriksiz kadın vardır. herhangi bir kadın istedikten sonra her erkeği kendine aşık eder. aşık olan erkeğin sosyoekonomik konumu hiç önemli değildir. kadın isterse olur. piçi piç yapan kadındır.

gurur

şu duygular alemi içinde içeriği en boş olan duygudur. azı da, orta kararı da, fazlası da iki ayağı üzerinde yürüyebilen ve aklını kullanabilen için zararlıdır. ama hiçbir adem oğlu ve hatta havva kızı bu duygudan kurtulamaz. içinden söküp atamaz. aza indirgeyebilir ama tamamen yokedemez. gururun olmama hali olan gurursuz lafı bile yeterince gurur kırıcı iken bu duygudan kurtulabilmenin yolu yok(mudur).

işte bu noktada bence devreye para girer. gururlu olan -başka kullanacağı silahı olmadığı için- fakirdir. güçlü olmak için gurur sahibi olurlar. zengin kişilerin gurura ihtiyacı yoktur. çünkü onlar güç için parayı kullanır. gururu değil...

özlemek


özlemek, insanca duyguların en saçması mıdır, bilmiyorum ama sonuna kadar saçmalarsın. bahane ararken saçmalarsın, baheyi bulup onun yanına giderken saçmalarsın, onu görünce saçmalarsın ve ona sarılınca bile saçmalarsın.
bu kadar saçmalamanın içinde özlem duygusunun saçma olması gerekiyor ama işin güzel yanı sanırım işte tam burası oluyor. birini, elinle ayağını birbirine dolaştıracak kadar özlersen eğer, gerçekten özlersin.

özlemek; onu görünce, medeni bir tokalaşmanın hayli ötesinde, vücut vücuda temastır. sarılmaktır.

23 Ekim 2007 Salı

top secret

val kilmer ın başrolde olduğu ve gülmekten yarılacağınız bir filmdir. en komik anlarını da yazayım;

- hep kuşlar insan heykellerinin üstüne sıçacak değil ya. bu filmde de insanlar dev gibi bir kuş heykelinin üstüne özenle sıçar.

- doğu alman milli marşı bir efsanedir. bir numaradır.

"ister yeraltından tüneller kazın
ister koşarak duvardan atlayın
hiç bir işe yaramaz, unutun gitsin
çünkü gardiyanlar sizi gebertecektir
tabii onlardan önce elektrikli teller çoktan gebertmemişse"

- isveçce ile dalga geçtikleri müthiş sahne. ingilizceyi tersten konuşarak isveçce konuşuyorlar.

- pasaport kontrolü esnasında portatif gar uygulaması.

- nick in kırbaçlanırken uyuması ve rüyasında kimya sınavını kaçırdığını farkedip kabus görmesi ve akabinde uyanarak -ki hala kırbaçlanmaktadır- "oh be rüyaymış" demesi.

- bale sahnesinde baletlerin penisleri ki balerinler onların üzerinde hoplaya zıplaya gider.

- ve nick in menajerinin sahnesi. nick hapishanededir ve duvara çizgiler çekmektedir. 20 tane çizik vardır. menajeri gelir:

nick: nerde kaldın, 20 dakikadır hapishanedeyim.
menajer: nick, önce konsolosla görüştüm, büyükelçiye danıştım ve hatta birleşmiş milletler genel sekreterine bile ulaştım. ama karımı hala tatmin edemiyorum.

- nick in hillary ile tanışma sahnesi;

nick: hillary, adının anlamı nedir?
hillary: göğüsleri sarkmayan kadın demek.
nick: ooo, ne güzel anlamı varmış. benimkini babam traş olurken koymuş.

ve dahi nice ince espriler ile gülmekten yarılırsınız. kesinlikle tavsiye ederim.

öbür dünya

tanrı/tanrıların doğuşu, neolotik çağla beraber başlar ve tüm tanrılar dişidir(o yüzden bunlara ısrarla tanrıça demeye lüzum yok). o zamanlar, kadınların nasıl çocuk doğurduğunu anlayamayan erkekler, bunu sihir sanmış ve tapacakları nesneleri hep kadınlardan seçmişlerdir. o kocaman kalçalı ve göğüslü kadın heykellerinin sebebi de budur. bu sebeble; artık neredeyse unutulmuş bu ana tanrıça kültleri dünyanın ilk inanışlarıdır ve tüm dinlerin çıkışı da budur. bu inanışı günümüzde yaşayan ve bilen kişi sayısı çok azdır.

işin gerçeği, insan aklının ilk ürettiği tanrı/tanrılar ile sonradan üretilenler karşılaştırılınca, ilk tanrı/tanrıların çok daha sevimli ve cana yakın olduğu rahatça görülür.

paleolitik çağla beraber erkeklerin sabanı bulması ve doğumda penisin işlevinin anlaşılması bu kadın tanrıların etkinliğini yitirmesine sebep olmuştur. ikinci plana düşmüşlerdir. ama bilinen tüm eski kültler, kadın tanrıların bu etkinliğini tekrar kazanması üzerine kurulmuştur. onlara göre ancak bu sayede insanlık o eski mutlu günlerine, yani kimsenin kimseyi sömürmeyi düşünmediği günlere dönebilir. işte öbür dünya diye tarif edilen yer, bu mutluluğun ve adaletin hüküm sürdüğü zamanlardır. yani tanrıçalar çağı...

18 Ekim 2007 Perşembe

elohim

tanrılar anlamına gelen kelime. yahudi teologların kafasını feci şekilde karıştırmaktadır. mesela tevrat da süleyman ın özdeyişleri kısmında geçen;

"kim göklere çıkıp indi?
kim yeli avuçlarında topladı?
suları giyisiyle sarıp sarmalayan kim?
kim belirledi dünyanın sınırlarını adı nedir?
oğlunun adı nedir?
biliyorsan söyle!"

oğlunun adını bilmemiz gerektiği söylenir. bu tanrıların kim olduğu belirsiz değildir. bildiğimiz tanrılar yani sümer in 12 tanrılı meclisidir. enlil ve enki li meclis.

9 Ekim 2007 Salı

baron rudolf von sebottendorff

aytunç altındal ın bilinmeyen hitler kitabında anlattığı bu kişi, thule örgütü kurucusu faşist alman soylusudur. ilginçtir, aynı zamanda türkiye cumhuriyeti vatandaşıdır. okült bilgilerinin çoğunu -büyü yapmaktan muska yazmaya kadar- istanbul ve bursa da 1913-14 döneminde öğrenmişdir. bu süre içersinde arapça, osmanlıca ve farsça da öğrenmiştir. aynı zamanda bektaşidir. birinci balkan harbinde osmanlı ordusunda savaşa girmiş ve yaralanmıştır.

neyse, 1912 de thule örgütü kurmuştur ve birinci dünya savaşında almanlar yenilince örgütü büyük ivme kazanmıştır. almanya da monarşinin kaldırılması ve cumhuriyetin ilanı ile beraber delirmiş ve cumhuriyetin ilk cumhurbaşkanı yahudi kökenli alman kurt eisner ı öldürtmüştür. çıkan iç savaşta komünistlere karşı galip gelinmesinde inanılmaz çalışmış ve başarmıştır. komünistlerin öldürülecekler listesinde bir numaralı sırayı işgal eder. onların büyük bir baskınından da türk olduğunu söyleyerek ve paşa dedesinin resmini göstererek kurtulmuştur. hitler i hitler yapan iki kişiden biridir. nazi partisini kuran, geliştiren, destekleyen ve tüm nazi simgelerini bulan kişidir. bildiği herşeyi hitler e öğretmiştir. denilebilirki hitler i yaratan kişidir.

hitler in monarşiyi tekrar ülkeye sokmaması üzerine de ona karşı cephe almış ve onun ölüm listesinden kurtulmak için gizlice istanbul a geri gelmiştir. burada ajanlık faaliyetlerine devam ettiği tahmin ediliyor. ingilizlere göre ikinci dünya savaşının ertesinde istanbul da intihar ettiği söyleniyor. almanlara göre 1934 baskınında öldürülmüştür. ancak gerçek ölüm tarihi bilinmese bile 1967 de öldüğü tahmin ediliyor. ingilizlere teslim ettiği söylenen gizli belgelerin 75 yıl boyunca gizli kalması kararlaştırılmıştır. hatta enigra adlı şifre makinasının çözümünü de bu kişinin ingilizlere sattığı söylenmektedir. bu sene büyük ihtimalle bu baron ile ilgili belgeler açıklanacak. arşiflerin tozlu raflarından inecek. işte o zaman nazi partisinin tam bir hikayesini elde etmiş olacağız.

8 Ekim 2007 Pazartesi

en güzel on film

şu ölümlü dünyada izlediğim en güzel on filmdir. sıralaması önemli değildir.

1- taxi driver -martin scorsese-

bilimum şerefsizlerin, pezevenklerin ve hırsızların düşmanı olan seri katilimsi bir taksi şoförünü anlatır bu film. hiç bir art niyet taşımadan, tamamen saf duyguları yüzünden sevgili adayını porno filme götürmesi ile aslında ne kadar yardıma muhtaç olduğunu belli eder. çünkü o bir asosyaldir ve pişmanlığın ne olduğunu bile bilmemektedir. geceleri gördükleri yüzünden en sonunda hayatının amacını bulur. 12 yaşında bir fahişeyi kurtarmak için önce vücut geliştirir sonra silah seçer. kan tarlasının içinden çıktığında ise o artık bir kahramandır.


2- dancer in the dark -lars von trier-


"görecek ne kaldı ki" diyen selma nın kendisini feda etmesi. "belki yaşadığı hayattan sıkılmıştır" diyorsunuz ama son bir gayret ile isyanı ve asılma sahnesi her şeyi bitiriyor. tüm müzikaller mutlu sonla biter ama bu film bitmez. ikinci kez kesinlikle izleyemediğim filmdir.






3- dekalog 6 -krzysztof kieslowski-

bir röntgencinin hikayesi. bu zeki çocuk en sonunda izlediği ile tanışır ama aşkın ne olduğunu da anlar. aşk sevdiğinin ıslak dudaklarına dokunamadan sarsılmandır. aşk orada biter. gerisi cinselliktir. ama film böyle bitmez tabi. kadınımız çocuğu özler ve en sonunda onu bulur. çocuk ona hayatının cevabını verir: "artık seni izlemiyorum." en sevdiğin kişi tarafından bile artık önemsenmemek budur işte. hem kadının hem erkeğin 1 saatlik kısa filmidir.

"zina etmeyeceksin."

dekalog un bu bölümünü izledikten sonra gerisi çok yavan kalıyor.

4- fight club -david fincher-


tüketimin çılgın akışına kapılan insanlar için bir umut ışığı olan film.

"yaptığın iş değilsin..cüzdanındaki para, sırtındaki üniforman ya da sana bugüne kadar değer verilmesini sağlayan diğer özelliklerin. aslında bunların seninle hiçbir ilgisi yok...kendini saydam ve her an eriyebilecek bir kar tanesi gibi güzel ve eşsiz mi hissediyorsun? sen aslında hiçbir şeysin. çünkü sahip olduğun varlıklar gün gelip sana sahip olmaya başlarlar. sonra ne mi olur? önce uyuyamamaya başlarsın. ardından çevrendeki her şeye yabancılaşmaya.. ve tyler durden ile tanışırsın. tyler'ın her zaman inanmaya hazır olacağınız ve istek duyacağınız bir planı vardır. aslında gördüğünü zannettiklerinin görülmediğini ve sandıklarının da apaçık ortada olduğunu fark edeceksin..."

5- eternal sunshine of the spotless mind -charlie kaufman-


kadınımız kendini erkeklere sevdirmek için kucaktan kucağa atlamaktadır. erkeğimiz ise müzmin bir bekardır. böyle bir erkeği kafalamanın kolaylığını fark eden kadınımız hain bir plan ile erkeği kapar. artık geriye tek bir şey kalmıştır: erkeğin, kadınlardan uzak durmasını gerekten tüm acılarını tekrar yaşatmak. geriye kalan everybody s gotta learn sometimes dır. onu da arabadan atarsınız.

clementine : joel, ben bir konsept değilim. birçok kişi bir konsept olduğumu ya da onları tamamladığımı ya da hayatlarını kurtaracağımı düşünür ama ben sadece kendi iç huzurunun peşinde olan kafası karışık bir kızım. bana kendi dertlerini yükleme.

joel : bu nutuğu iyi hatırlayacağım.

clementine : seni tavladım, değil mi?

joel : sen bütün insanlığı tavlamışsın.

clementine : muhtemelen.

joel : yine de hayatımı kurtaracağını düşünüyorum. bu konuşmaya rağmen.

6- iklimler -nuri bilge ceylan-


seyredebileceğiniz en güzel türk filmidir. yazla başlayan başlayan filmimiz, yaz aşklarının bitişi gibi sonbahara geçiş yapar. sonbaharda ise başka kişiye yelken açılır ama kışa yaklaşırken aşık hatırlanır. kışın içiniz ısınsa bile bahar'ı bulamadan onu terkedersiniz.






7- masumiyet ve kader -zeki demirkubuz-



yönetmeni zeki demirkubuz un "suça aşık bir adam, adama aşık bir kadın ve kadına aşık bir başka adam" olarak tarih ettiği film. en güzel tanımı da o yapmıştır zaten.

" bir gece bir büyükle eve geldim. hepsini içtim. zurnayım tabi. bir ara gözümü açıp baktım: karlı dağlar geçiyor. bir daha açtım, başımda bir çocuk, "kalk abi, diyarbakır’a geldik" diyor. baktım, sahiden diyarbakır’dayım. bi soruşturma... kale mahallesi vardır oranın, bir gecekonduda buldum, malımı bilmez miyim? görünce hiç şaşırmadı. hiç bir şey demedik. o gece oturup düşündüm. "oğlum bekir" dedim kendi kendime, "yolu yok çekeceksin. isyan etmenin faydası yok, kaderin böyle, yol belli, eğ başını, usul usul yürü şimdi." o gün bugün, usul usul yürüyorum işte"

8- waking life -richard linklater-


rüyalarınıza bile girebilecek olan film. ne söylesem boş.

"hüsran nasıl ifade edilir? veya öfke yada aşk? ben aşk dediğimde ses ağzımdan çıkar ve diğer insanların kulağına gider. ve bu zahmetli yollardan geçip aşk kavramını barındıran beyne ulaşır. kelimeyi algılayan beyindir. beyin bu kavramı kendi süzgecinden geçiriyor ve anlıyor ama nasıl anlayabiliyorlar? çünkü kelimeler hareketsizdir. sadece birer simgedir. anlıyor musun? ve tecrübelerimizin oldukça büyük kısmı soyuttur. algıladığımız birçok şey ifadele edilez, kelimelere dökülemez. şimdi birbirimizle iletişim kurduğumuzda birbirimize ulaştığımızda ve birbirimizi anladığımızı sezdiğimizde bende nerdeyse ilahi bir tatmin duygusuna ulaşıyoruz. bu geçici bir durum olabilir ama hepimiz bunun için yaşıyoruz."

9-

10-
Related Posts with Thumbnails

...

ilet:

ytravisbickle@hotmail.com

Sayfalar

telif falan istemiyorum, iyi eğlenceler... Blogger tarafından desteklenmektedir.