heyy!!! heyecanlı mısın?!

korkma, okudukça geçer!

5 Ekim 2011 Çarşamba

bir zamanlar anadolu'da

şimdi kardeşim ben nuri bilge ceylan'ın kırsalda geçen filmlerini seviyorum. üç maymun'u bir türlü beğenemedim misal. ama iklimler hoştu, çünkü bir sürü ağrı sahnesi vardı ve o yerler farklı şekillerde gözümde canlandı durdu. uzak'ı da beğenememişimdir mesela. ama bir zamanlar anadolu'da filmini beğenmeyeni dövmek lazım.

gerçi filmde yılmaz erdoğan feci sırıtmış. kendisine karşı bir antipatim de var ayrıca. "o yüzden mi" diye de düşündüm. yok, harbi sırıtmış. onu geçtikten sonra elimizde kalan ise inanılmaz bir gerçeklik. mekanın kırıkkale olmasının hiçbir anlamı yok. tren sesini duyana kadar(tarkovski'ye göndermeymiş o sahne!) ağrı sanmıştım hatta. çok benziyor çünkü ve otobüsle yolculuk yapanlar bilir, eskişehir'den sonra her yer birbirinin aynıdır.

neyse, filmde gece yarısı cinayet mahalinin tespitinin yapılması için zanlı ile beraber yola çıkan savcı, doktor, komutan ve askerleri, komiser ile polis memuru, savcı katibi, şoförü, kazma-kürekçi ve komiserin şoförü arap'ın hikayesi var. ülkenin herhangi bir yerindeki alt düzeyinden en üst düzeyine kadar memur yaşantısı, davranışı işte aynen budur. devletin memurunu kullanış şeklini anlatması ve memurun bıkkınlığı üzerinden bakarsanız eğer inanılmazdır. en basit şoföründen(ki ikisinin atışması müthiş) savcısına, çocuğun top görünce anında babasının öldürülmesini unutmasına kadar her şey inanılmaz gerçek. sesler, efekt, muhtarların müthiş laçkalığı, yol, evler mükemmel. bu film palm d'or almadıysa eğer bilin ki fransızların bizim ülkeyi gram bilmediği ve filmde geçen bir çok diyalogtan bir bok anlamadıkları içindir.

öldürülen elemanın üzerindeki recep ivedik gömeliği ve tipinin de recep ivedik'e benzemesi ayrı bir olay.

4 Ekim 2011 Salı

tamirci çırağı


daha öncesinde bu parçadan bir yazı içerisinde kısaca bahsetmiştim. şimdi uzun uzun bahsedelim. malum, tamirci çırağı cem karaca'nın en meşhur parçalarından birisidir. ama "sürerim buluttan tarlaları, yağmurlar ekerim göğün göğsüne, güneşte demlerim senin çayını, yüreğimden süzer öyle veririm" demez işte bu şarkıda. ıslak ıslak'da feci bir sevda vardır. tamirci çırağı ise bambaşkadır ve esasında bir gerizekalıdan bahseder. siz o gerizekalıya şarkıyı dinlerken "run forest run" diye de bağırabilirsiniz.

gönlüme bir ateş düştü yanar ha yanar yanar
ümit gönlümün ekmeği umar ha umar umar
elleri ak yumuk yumuk, ojeli tırnakları
nerelere gizlesin şu avucum nasırları

şarkı bildiğin sınıfsal farklılıklardan bahseder. otomobil tamircisi(çırağı veya) bir delikanlı, bir gün tamirhaneye gelen güzel ve zengin kıza birden bire aşık olur. malum, erkek dediğin süt gibi beyaz kadınlara, güneş görmemiş göğüslere, ellenmemiş kalçalara, ojeli tırnakalara, güzel giyisilere aşık olur. çünkü kadının parlaklığı erkeği çeker. kadının gözü ise doğal parlaklılar alır. çünkü "kadının en iyi dostu elmaslardır". erkek gidipte tekstilde çalışan kirli giyimli, başı örtülü, kara yüzlü kadınlara aşık olmaz. hatta büyük aşk hikayelerini bilirseniz eğer, mecnun'un aşık olduğu leyla, vezir kızıdır, ferhat'ın tombul sevgilisi şirin, bey kızıdır. aslı ise zaten bir içim su olmasının yanında babası da önemli bir kişidir. aynı kadınlar böyle önemli kişilerin kızları olmasa inanın bana ne mecnun, ne ferhat, ne de kerem onlara aşık olurdu. gördüğünüz üzere erkek dediğin kadının tipine bakmaz. fakirse eğer parasına ve giyimine aşık olur. herkes kendinde olmayana aşık olur. zaten şarkıda da kızın kaşından gözünden olduğu kadar, pahalı kılığından kıyafetinden bahsetmesine de bakılırsa yağız gencimiz, sadece o tür kızlara aşık olmaktadır. bi de kekndi kendine çırak ellerinin o nasırı ile kadının kremler içinde yüzmüş süt gibi yumuşak ellerini kıyaslayınca utanır. tokalaşamaz bile. çünkü aşağılık duygusu tavan yapmıştır. nasırlı elleri ile o yumuşak elleri tar u mar deceğini düşünür. düşünün lan bi, nasırlı, testere gibi eller, o yumuşak elleri hatır hutur keser!

otomobili tamire geldi dün bizim tamirhaneye
görür görmez vurularak başladım ben sevmeye
ayağında uzun etek dalga dalga saçları
ustam seslendi uzaktan oğlum al takımları

neyse, çırak kıza yazmaya başlar, ama kız doğal olarak hiç oralı olmamaktadır, ki hayatın doğal akışı da bunu gerektirir zaten. ama köyden yeni gelen çırak, süt sağan berivanlardan beri gördüğü tek 'kadın gibi kadın' bu olduğu için adeta büyülenmiştir. aragorn'un o peri kızı arwen'den, gimmi'nin galadriel'den büyülenmesi gibi bir durum vardır ortada. tabi usta hemen durumu çakar ve çırağının kendisini rezil etmesine izin vermez veya kadına sarkmasından korkmaktadır. çünkü öyle bir durumda yağlı bir müşteri kaçabilir.

bi romanda okumuştum buna benzer bir şeyi
cildi parlak kağıt kaplı, pahalı bir kitaptı
ne olmuş nasıl olmuşsa aşık olmuştu genç kız
yine böyle bir durumda tamirci çırağına

hayat böyle bir şey işte. dizilerde, romanlarda, filmlerdeki gibi bir şey sanılıyor aşk. aslında oralarda bile sevgi beş dakika ile anlatılır. bisiklete binilir, hop dondurma yalanır, hop denize bakılır, hop akşam olur. al sana beş dakka. geri kalan süre kavgadır, sinirdir, stretir. sen o filmlerdeki beş dakikaya, el ele tutuşan ve meleklermiş gibi sevişenlere kanarsın ve hayatı o beş dakikaya göre yaşamak istersin. bizim çırak da aynı kafadan. zengin kızın kendisine aşık olacağını sanır. normalde kadının kendisinden bir kaç eğlence çıkarması lazım, ki eğlensin. hayat eğlencedir.

ustama dedim ki bugün giymeyim tulumları
arkası kuşlu aynamda taradım saçlarımı
gelecekti bugün geri arabayı almaya
o romandaki hayali belki gerçek yapmaya

ve büyülü anlar başlar. çırak büyük ihtimal on beş yaşlarında biri olmalı. kendisini kirli gösteren giyisilerinden utanır. lacileri çekmeye karar verir, ki o da mahmutpaşa malıdır aslında. parıltısı yoktur giyisilerinin. saçlarını ne kadar tararsan tara, değişmez a yavrum, senin bahtın kara. kadını kılığı kıyafeti ile etkilemeye çabalayacaktır. ama çırak maldır gördüğünüz üzere. ulan salak, kıyafetle o kadın tavlansa çevresinde milano malı giyisili binlerce erkek var. üstelik araban bile yok. kadının arabasını tamir ediyorsun. kadınlar için araba iktidar sembollerinden birisidir. gider kendi arabasından daha muhteşem arabalılara verir. ama herif dediğim gibi romanlardan feci etkilenmiştir. gençlik başında duman işte.

durdu zaman durdu dünya girdi içeri kapıdan
öylece bakakaldım gözümü ayırmadan
arabanın kapısını açtım, açtım girsin içeri
kalktı hilal kaşları sordu kim bu serseri

en sonunda büyülü anlar başlar. hani sinemada bir sahne vardır. kırmızı şapkalı kadın, arabanın arka koltuğundan iner ya, ağzında sigarasının dumanı tüte tüte, önce şoförü kapıyı açar, akabinde önce sağ ayağı görünür, kırmızı topuklu ayakkabı yere temas eder, her şey yavaş çekim devam etmektedir ve kırmızı şapka belirir, kadının yüzü görünmemektedir, ama dumanlar kadının şapkasını bulutlarda göstermektedir ve sol ayak yere basar, mini etek giymiştir kadın ve göğüsleri çıkar akabinde kapıdan, en sonunda da yüzü görünür, büyük güneş gözlüğü gözünde, şık eldivenli ellerinin parmaklarında sigara. işte öyle bir sahne yaşar bizim çıkak. kapıyı açar, bakar, çarpılır ve kadın şaşırır, "benim iyi giyinmiş şoförüm nerede, bu mal kim" bakışı atar.

çekti gitti arabayla egzozuna boğuldum
gözümde tomurcuk yaşlar ağır ağır doğruldum
ustam geldi sırtıma vurdu unut dedi romanları
işçisin sen işçi kal giy dedi tulumları

kadın yine iyi birisidir. çırağı dalga geçmek için bile kaale almaz. bakar ve en sonunda "eeeh yeter be, seni bana sayıyla mı verdiler" tavrı takınır. delikanlıya ayarı verip basar gider. ama bizim beyinsiz çırak yıkılmıştır. o aşifte nasıl olup da kendisine yüz vermemektedir. gider bakar aynaya, tipi falan düzgündür aslında. en sonunda düşünür ve o müthiş sonuca varır. kız zengindir de o yüzden ona yüz vermemiştir. daha kötüsü de kendisi maalesef zengin değildir ve bu yüzden kızı kafalayamamıştır. acı gerçeği kavrayıvermiştir. iyi giyimle en fazla onun jigolosu olabileceğini anlar. o da kadın ihtiyarlayınca gerçekleşebilecektir. böylece yıllar yılı fakirliğinden utanan genç tamircinin ilk kez zihninde bir parıltı belirir gibi olur. fakirlik, sırf kendisi için değil, herkes için berbattır. derken şarkıda babacan görünen ve durumu farkeden ustası, "işçisin sen işçi kal, tepemin tasını attırmadan giy şu tulumlarını, al eline takımları, git şu arabayı tamir et, başka da bir bok düşünme, yoksa ağzını yüzünü sikerim senin" diye esip gürler. zaten paralı bir müşteri de kaçıp gitmiştir ve sinirlidir. o çırağı sikse yeridir, o anda kafasından bunlar geçer. genç tamirci çırağı ise varmak üzere olduğu sezgisel bir sınıf bilincini daha kazanmadan kaybetmiştir. bundan sonra da hep aynı tas aynı hamam olacaktır. yine zengin kızları görecek, yine onlara yazacak, ama karşılık alamayacaktır. o zengin kızımız ise elbette kendi sınıfından iyi bir koca bulup onunla vakit geçirecektir. çırağımızın payına ise anasının bulduğu helal süt etmiş kadın düşecektir. patronunun ağzını yüzünü sikmemesi için de olanca gayreti ile çalışacaktır!

21 Eylül 2011 Çarşamba

sirius ve orion



1994 yılında güneş tapınağı(solar temple) müritleri toplu şekilde intiharlara ve cinayetlere başladılar. ilk seferde elli üç kişi ölmüştü. intihar ve cinayetlerine daha sonra da devam ettiler. amerikan hükümeti bu yüzden bu kişileri koruma altına almıştı. ama birbirlerini öldürmeye ve intiharlara devam ediyorlardı. 1995'de fransa'da on beş kişi daha intihar etti. intihar yöntemleri ise benzin veya propanla kendilerini havaya uçurmaktı. böylece sirius'daki sonsuz hayata başlayacaklarına inanıyorlardı. aynı düşünceye mısırlılar da sahipti. onlar da öldükten sonra sirius'a doğru gideceklerine ve orada sonsuz bir yaşama başlayacaklarına inanıyorlardı. sümerler ise bu sonsuz yaşamın orion kuşağında olacağınından bahsediyorlardı. öte yandan amerika'da güneş tapınağından başka sirius tarikatları da vardı. sirius b adlı böyle bir tarikatın köyü bile bulunuyor.

artık bilinen en ünlü mason ritüellerinden birisi de sirius yıldızına doğru eğilmektir.


1930'lardan itibaren mali'nin içindeki bir bölgede dogon kabilesini inceleyen fransız antrologlar ilginç bir bilgi ile karşılaşmışlardı. dogonlar, sirius yıldızı çevresinde dolanan bir gezegen sisteminden, nommo adlı yaratıkların geldiğini ve insan uygarlığının kurucusu olduğundan bahsediyordı. bu nommolar hem suda hem karada yaşayabilen yaratıklardı ve suların içerisinden gelmişlerdi. (mitolojiler sudan gelen medeniyet getiricilerle doludur). bu kabile oldukta yalıtılmış bir bölgedeydi ve sigu tolo adını verdikleri sirius yıldızının üçlü bir sistem olduğundan bahsetmişlerdi. sirius'un çıplak gözle farkedilemeyen bu eşlikçisi, modern bilim tarafından 1861'de keşfedilmişti ve sirius b adını almıştı(beyaz cüce-sönmüş yıldız). oysa dogon kültürünün bilinen tarihi 800 yıldı. üstelik onlara göre henüz bilinmeyen bir yıldız daha vardı ve bunları kayalara resmetmişlerdi. bu üçüncü yıldızın gezegeninden gelmişlerdi.

1975'de bir amerikalı yazar sirius gizemi adlı bir kitap yazı. ona göre nommo adlı yaratıklar beş bin yıl önce siriusa bağlı bir gezegenden yola çıkmışlardı ve uygarlığın gelişmesine katkıda bulunmuşlardı.

mısır tapınaklarının çoğu, iç odaları sirius'u görecek biçimde inşa edilmişti. örneğin, keops piramidinin kraliçe odası'nın duvarında açılan bir kanal yalnızca sirius'u görmek üzere yapılmıştı. yine keops'un içinde sirius'un dünyadan görüldüğü süreyi esas alarak yapılmış 32.000 yıllık bir tavim bulunmaktadır. ayrıca eski mısır'da yıldızın nil nehri üzerinde ilk doğduğu gün, yeniyılın  başlangıcı kabul edilirdi. bu doğuş aynı zamanda nil taşkınlarının da  habercisiydi. güneş tanrısı olarak bilinen ra, aslında sirus tanrısıydı. malum, sirius da bir güneştir.



bizim beş köşeli yıldızımız aslında sirius'tur ve türkler ona ak yıldız der. eski yunanlılar bu yıldız görüldüğünde sıcakların, polinezyalılar ise kışın başladığını düşünürlermiş. ingilizcede sıcak günlerin başlangıcını ifade eden dog days sirius'u işaret eder. peki sirius nerede? güneye doğru bakın ve orion kemerini görün(üç yıldız yanyana). o üçlü sistemin hemen aşağısındaki göklerin en parlak yıldızı sirius'tur. ayrıca o orion kuşağının başka bir ilginç özelliği daha vardır. üç büyük piramit, orion kemerine uygun şekilde yapılmışlardır. ona paralellik gösterirler. hem zaten mitolojide sirius'un dahil olduğu köpek takım yıldızı, orion'un köpeğidir. türkler, orion'un kurdu olarak onu göstermişlerdir. hatta ergenekon'da yol gösteren kurdun(asena) bu yıldız olduğu da söylenir. bizim kurt başı figürlerimizin hepsinin sirius'u tarif ettiği söylenir.
işin ilginci kur an'da adı geçen bir yıldızdır;

"doğrusu şi'râ yıldızının rabbi de o'dur." necm 49

yine necm 1'de "battığı zaman yıldıza andolsun ki;" sözünde bahsi geçen yıldızın yine sirius olduğu söylenir ve allah sirius üzerine yemin etmiştir. ama sonradan onun da rabbi olduğunu belirtir, ki bazı tesfirciler bu ayetlerden dolayı bu kuşakta yaşayan akıllı canlıların olabileceğini söylemişlerdir. ama o zamanlar sirius'a tapan arapların olduğu da bilinmektedir. ayrıca necm, yıldız demektir.

başka kur an ayetinte de ilginç bir durum söz konusu.

"hayır! andolsun iyilerin kitabı illiyyûn'dadır. illiyyûn nedir, bilir misin? (o illiyyûn'daki kitap) içinde ameller kaydedilmiş bir kitaptır. o kitabı, allah'a yakın olanlar görür." mutaffifin 18-21

kur an tefsircileri bunun çok yüce yer olduğunu söylemektedirler. yapılan araştırmalarda ise mısır, dogon, sümerler ve kudüs de bulunan tabletlerde illiyuwn kelimesinin sirius karşılığı olarak kullanıldığı söylenmektedir.






orion'un hikayesine gelirsek...

orion'a biz avcı deriz ve o eridanus kıyısında iki köpeği ile beraber(canis major ve canis minor) bekler. üçü birlikte tavşan(lepus) ve boğa(taurus) avlarlar. yunanlılar bu takım yıldızlar hakkında farklı farklı hikayeler anlatmışlardır. orion merope'ye aşık olur. ancak meropa ona yüz vermez. bir süre sonra orion akrep'e(scorpion) basar ve ölür. tanrılar üzülür ve onu köpekleriyle beraber gökyüzünde takım yıldızı haline getirir. avladığı tavşan ve boğayı da yanına koyar. akrepi ise göğün karşı tarafına yerleştirirler. içinde meropa geçen başka bir mitte ise merope'ye yine aşıktır. kızın babasının şartı olan sakız adasındaki tüm hayvanları bir gün ve gecede öldürdüğü halde babası kızı ona vermeyince merope'ye tecavüz eder. kızın babası da orion'un gözlerini oyar ve vs vs... 

başka bir mitte ise orion bütün hayvanları öldürebileceğini söyleyen bir avcıdır. tanrılar bu kendini beğenmişliğe kızar ve onu akrepe öldürtür. daha başka birisinde ise o artemis'e aşıktır ve erkek kardeşi apollon buna bozulur. sonra bir plan yapar ve kız kardeşine onu kazara öldürtür. orion'a aşık olan artemis tanrılara yalvararak onu göklere çıkartır.
mısır hikayelerinde ise orion aslında osiris'tir ve isis-seth-osiris ve daha sonra horus hakkındaki bilindik hikaye ortaya çıkar. isis, osiris'in ölümünden sonra onu mumyalar ve cesedinden hamile kalarak horus'u doğurur. osiris de bu olaydan sonra gökyüzündeki orion olur.

bir hint efsanesinde ise sirius'tan bahseder. cennetin kapısına ulaşmak için yola çıkan dört kardeşten birisi iyi bir savaşçı, diğeri iyi bir aşık,  üçüncüsü de bir şairdir. sonuncu kardeşin ise tek özelliği kendisine sadık bir köpeğinin olmasıdır. kardeşler yola devam ederken dördüncü kardeş savaşçıyı bir savaşta, şairi bir düğünde, aşığı ise bir prensesin kollarında bırakır. köpeği ile beraber cennetin kapısına ulaştığında köpeğini cennete almazlar. yolculuğu cenneten izleyenler tüm kardeşlerini terk ettiği halde neden köpeği terk etmediğini sorduğunda ise kardeşlerinin kendi yollarına gittiğini, oysa köpeğinin ona bağlı olduğunu, bu yüzden terk etmeceğini söyler. bu cevap üzerine köpek gökyüzünde canis major takım yıldızı olur. kalbi ise sirius'tur.   

sümerler ise orion'a uru-anna adını vermişti. yani cennetin ışığı.

orion aynı zamanda sol invictus(batmayan güneş) sembolüdür.

orion'un diğer önemli özelliği ise bize kış takım yıldızlarının  yerlerini bulmamızı sağlar. orion'u bulursanız sirius'u da bulursunuz. kuzey  batıya doğru gidin ve boğanın aldebaran'ını göreceksiniz. omuzundaki iki   yıldızın doğrultusunda doğuya gittiğinizde ise küçük köpeğin prokyon'una  varırsınız.

kaynak: okuduğum bir kaç kitap ve ekşi ile viki dahil bir çok ilginç sayfa...

20 Eylül 2011 Salı

ey hayat

yılmaz odabaşı'dan... 

ey hayat, sen şavkı sularda bir dolunaysın
aslında yokum ben bu oyunda
ömrüm beni yok saysın

yaşam bir ıstaka
gelir vurur ömrümün coşkusuna
hani tutulur dilin
konuşamazsın

tırmandıkça yücelir dağlar

sen mahlupsun sen ıssız
ve kalbimde kuşların gömütlüğü
tutunamazsın...

eloğlu sevdalardan dem tutar
aşk büyütür yıldızlardan
yasak senin düşlerin
dokunamazsın

birini sevmişsindir geçen yıllarda
açık gibi bir yara gibidir hala
hala çok özlersin onu
ağlayamazsın

yolunda köprüler çürür
sesin, sessizlik sanki bir uğultuda
savurur hayat kül eyler seni
doğrulamazsın!

yapayanlız bir ünlemsim
dünyayı ıslatan şu yağmurlarda
herşey çeker ve iter
anlatamazsın

yaşam bir ıstaka
gelir vurur işte ömrünün çoşkusuna
sesinde çığlıklar boğulur ama
bağıramazsın...

sonra vakit erişir, toprak gülümser sana
upuzun bir ömrün ortasında
ne hayata ne ölüme
yakışamazsın!

yazdırmalısın mezar taşına:
ey hayat, sen şavkı sularda bir dolunaysın
aslında hiç olmadım ben bu oyunda
ömrüm beni yok saysın...

(şiiri şarkı yapan onur akın'ın sesini beğenemiyorum bir türlü, gıcık bir yanı var ve neden o gıcıklık, onu da bilmiyorum. neyse, tipi zaten bana hep başka şeyler çağrıştırıyor. ciddi ciddi pezevenk, tavernacı tipi var herifte. bedirhan gökçe'yi falan tamamen es geçiyorum.)

not: şavk, ışık demektir.

19 Eylül 2011 Pazartesi

ara beni boya beni - 3



ÇİNDE SEVİŞİRKEN BAĞIRAN EN GÜZELKA gaziantep (hem sevişecek, hem bağıracak, hem de en güzel olacak. bi de üstüne çinli, iyi arama)


seveni üzen üzülür mü. kesir, aydın (üzülmez)


memesi güzel kadınlar. izmit (çok genel bir soru. memesi güzel kadın diye bir sorgu olamaz bence. çünkü aratanın tercihini yansıtmıyor. memesi güzel derken limon kadar olanlar mı, koca memeliler mi, elmacılar mı, ama hangisi?)


sudi arabistan kadin pornoosu Stuttgart, Baden-Württemberg (arap kadınları harbiden hoş kadınlardır, ama arabistan kadın pornosu çok saçma ve gereksiz bir arama)


çok şehrin içinden geçtim ama bu şehir içimden geçiyor benim istanbul (bu bir özlü söz mü bilmiyorum ve benim blogda da bu sorunun cevabının bulunacağını sanmıyorum)


sevişmede en buyuk hazza ulaşmak Jiddah, Makkah (evrenin en porno meraklısı mekanı kesinlikle arabistan)


bana mı dedin X 100 ankara (ankara'dan bir okurum, sağolsun her gün en az bir kere beni buluyor, kendisine teşekkür ediyorum)


Skopje, Karpos x 100 (makedonya'dan bir okurum da beni her gün aratıyor ve ona teşekkür ederim takip ettiği için. mesaj atsın bana :)


Ayla profil resmini değiştirdi tunceli (google'da niye böyle bir arama yapılıyor ki, tamam değiştirdi olsun, çok saçma, google mı bilecek bu soru bile olmayan aramanın cevabını)


haftada kaç kere ilişkiye girmek normaldir nusaybin, mardin (bunun bir sınırı vardır elbet. ama sen gücün yettiğince girebilirsin. sınır sensin!)


eskişehirde erkek erkeğe sikişenlerin telefon numaraları eskişehir (eskişehirdeki umumi wc'lerin kapılarına bak)


moda blüzler, ankara. (gördğünüz üzere sadece seks sorgusu yok, arada moda bluz araması da yapılıyor)


tomas ujfalusi 2010-210 seznunda nerde oynuyordu konya (atletico madrid)


bana mı dedin blog Mülheim, Nordrhein-Westfalen (bu okuruma da sevgilerimi yolluyorum)

facebook'dan sürekli link veren biri var, mümkünse bana ulaşsın. söz, ona kızmayacağım, valla bak, sadece ulaşsın, bir şey yapmayacağım ona....

adilen aşit çocuğukim istanbul (genelde ayşen gruda, bazen halit akçatepe, zaman zaman tarık akan, ıtır esen vs vs vs)


irlandalıların özellikleri x 100 (evet, doğru soru ve bunun cevabını ben yazdım. gidin okuyun canlarım)

16 Eylül 2011 Cuma

gösteri peygamberi

chuck palahniuk - gösteri peygamberi'nden;


 krom eşyaları cilalamanın bir yolu da maden suyu kullanmaktır.

fildişi eşyaları ve çatal bıçak takımlarınızın kemik saplarını temizlemek için limon suyu ve tuzla ovalayın.

takım elbiselerin parlamasını önlemek için kumaşı su ve amonyak karışımı ile ıslatın ve sonra nemli bir bezle üzerinden geçin.

bourguignon soslu bifteği mükemmel yapan sosun içine rendelenmiş portakal kabuğudur.

kiraz lekesini çıkarmak için lekeyi olgun domatesle ovun, sonra normal şekilde yıkayın.

pantolon çizgisi belirginleştirmek için pantolona içeriden çizgiyi içerecek şekilde sabun sürün, sonra düz çevirin ve ütüleyin. bir diğer yöntem de ütü bezini su ve sirkeyle ıslatmaktır.

fırını temizlemek için önce biraz amonyak kaynatın.

parfüm ve saç spreyini güllerinize sıkın, daha güzel ve canlı görünürler.

yapılan çalışmalara göre kleptomanlar, başkalarının penislerini çalmasını önlemek için hırsızlık yaparlarmış. başka bir çalışmada da çalmanın kontrol edilemeyen bir dürtü olduğu iddia edilmiş.

marketlerden değerli ve küçük bir mal çalmanın yollarından birisi de metal boya kutularıdır. değerli malı boyanın içine atın. x-ray ışınlarını metal bloke edermiş.

çamaşır suyu artı amonyak eşittir klorin gazı. öldürür.

vinil kapmanın üstündeki şefaf cilayı çamaşır suyu gibi bir okside edici ile ovarsanız hayatınız kayar.

en iyi toz bezi, bir bez parçasının su katılmış neftyağında iyice ıslatılıp, sonrada kuruması ile elde edilir.

pişerken çatlamamaları için rulo köftelerin üzerine biraz buz sürün.

dantellerin kolalı gibi görünmesi için onları yağlı kağıtların arasına koyup ütüleyin.

kumaşlardan bir kaç parça iplik çekin. yanmazsa yündür. yavaş yavaş yanarsa pamuktur. hemen yanıyorsa sentetiktir, polyesterdir, suni ipektir, naylondur.

biftek fırında pişerken kurumasın diye üstüne başka bir hayvanın yağı ile kaplanır.

amerika'ya getirilen ilk kölelerin bir kısmı toprak yiyerek intihar edermiş. buna jeofaji denirmiş.

şömine tuğlaları kum püskürtmeden temizlenemez.

bacadaki kurumu temizlemek için soba/şömine içinde çinko yakılmalıdır.

amishler düğmeleri olmayan gömlek, mormonlar özel iç çamaşırları giyer. mennocular kilise yerleşimi dışına çıkamaz.

13 Eylül 2011 Salı

carl jung testi

size palahniuk'un günce'sinde okuduğum bir carl jung testi yapayım dedim. bilmiyorsan eğlenceli bir şey, zor soru yok. cevaplamak isteyen yorumlara cevabını bırakabilir veya ytravisbickle@hotmail.com adresine cevaplarını yollayabilir. ben cevaplardan yola çıkarak sonucu yazarım size.

en sevdiğin renk ne? bu rengi 3 kelime açıklayın ve sizce o renk neyi temsil ediyor?

aklına gelen ilk hayvan ne? 3 kelime ile, sence neyi temsil ediyor?

en sevdiğin su birikintisi ney? 3 kelime ile, sence neyi temsil ediyor?

(bu su birikintisi her şey olabilir. nehir, göl, şelale, deniz, akarsu, küçük bir su birinkitisi, akvaryum, okyanuslar veya manavgat şelalesi, sakarya nehri, atlas okyanusu, hangisiyse işte)

kapısı ve penceresi olmayan, içi aydınlık, bembeyaz bir odanın içindesin? hissettiğin 3 duygu ney?

size ıssız bir adaya düşerseniz yanınıza alacağınız 3 şeyi sormuyorum, basit bir kişilik testi...

not: yorumlara bırakılan cevapları yarın cevaplayacağım. sonra direkt yorumlardaki cevaplara bakarsanız testin bir anlamı kalmaz :)

9 Eylül 2011 Cuma

nature of inviting

bu şarkıyı geçenlerde ntv spor'un zinedine zidane için hazırladığı klibi izlerken dinledim. sonra azmettim, aradım, taradım ve buldum.

sabah sabah ekran başında kafanızla dans etmenizi sağlıyor. ambiyansın uygunluğu ve alkolle beraber dinlediğimi düşününce... tüylerim ürperiyor...

6 Eylül 2011 Salı

basamak teorisi (ladder theory)

kadın-erkek ilişkilerine bilimsel açıklama gayreti içinde olan bu teorimizin türkçe anlamı basamak teorisi. kadınların erkekleri, erkeklerin de kadınları çekici bulma nedeni ele alınıyor. bu yazı ekşi sözlükte shirak nikli kişinin, ladder theory başlığının ilk entrysi neredeyse birebir alınarak düzenlenmiştir(yazılmamıştır, düzenlenmiştir). ben kendim üzerinde bir kaç değişiklik yaptım ve yazıyı biraz düzenledim. entry sahibinden de izin aldım. valla bak...


neyse, konuya geri dönelim. teorinin en önemli meselesi kadınların bazı erkekleri neden arkadaş olarak istemesine rağmen, erkeklerin niçin her zaman cinsel ilişki peşinme koşması. teorimiz ciddidir ve sosyolojik araştırmalar esas alınmıştır. öyle geyik bir teori olarak düşünmeyin. 1994'de, dallas lynn ile teoriyi formüle döken jared whitson tarafından ortaya atılmış.

öncelikle şunu bilmek gerekiyor. kadınlar da erkekler de karşı cinsten birisiyle karşılaştıklarında çok çabuk zihinsel değerlendirme yaparlar. ama bu durum kadın ve erkek için farklılık gösteriyor. biz önce kadınların basamaklarını inceleyeceğiz.
teoriye göre kadınların % 99.999'u bitch. ama bitch kelimesine takılmayın. bu kelime ile tarif edilen kadın, sizinle neden yatmadığı konusunda dürüst olmayan ve/veya sizinle yatmak istemeyen kadındır. bu bitch kadınlarının değerlendirme kriteri de şöyle çalışıyor: para ve güç % 50, çekicilik % 40, önemsediklerini söyledikleri ama aslında yalan olanlar da % 10. yani bu % 10'a, zeka, duygusallık, espri anlayışı, dürüstlük vs giriyor.

şimdi bu oranları tek tek inceleyeceğiz.

para(güç): erkeklerin hemen hepsinin kabul edeceği gibi kadınların çoğu, para için erkeklerle beraber olur. mankenleri ve sevgililerini düşünmeniz yeter bu durumu onaylamak için. mesela petrolcü sevgililer, ünlü türkücüler, arabeskçiler, recep ivedik'in bizatihi kendisi, ihtiyar kurtlar, mangal ateşinde yanmış kadar bronzlaşan dalgalaklar gelsin aklınıza. neyse, teoriyi üretenler bunun doğru bir düşünce olmadığını söylüyorlar. orada esas mesele para değildir ve bu durum çok doğaldır. yani diyorlar ki,

"kadınlar böyledir, ilk kriterleri paradır. yapmaları gereken şey dürüst olmak ve aslında fahişe olduklarını kabul etmek ve dürüstçe hayatını kazanmaya çalışan gerçek fahişelerin aleyhine konuşmaktan vazgeçmektir."

şimdi bunu okuduktan sonra kadınsanız eğer aklınızdan ne geçtiğini kafanızın bir yerine not edin...

teori der ki;

bunu okuyan kadınların çoğu, "valla, ben standart bir kadın değilim, zaten benim erkek arkadaşlarım hiç zengin kişilerden olmamıştır" vs diyeceklerdir. oysa olay tam tersi, eğer böyle bir şey düşündüyseniz siz standart bir kadın oluyorsunuz. eğer bunu okuyup, "hmmm" deyip sonra işinize gücünüze devam ederseniz eğer, gerçekten farklı olma ihtimaliniz var.

dış görünüş(çekicilik): teori, kadınların çoğunun bir barda, ya da bir filmde hoş bir adam gördüklerinde orta ikinci sınıftaki duygusal seviyelerine indiklerini söylüyor. bu durum, yaş ilerledikçe artan bir trend olarak tespit edilmiş.

önemsediklerini söyledikleri ama aslında yalan olanlar: elimizde kaldı % 10'luk özellikler. erkeklerin, kadınlara sorduğu "bir erkekte ne ararsın" sorusu, biraz da "kaç tane adamla yattın" sorusudur ve aslında bu soru, "bana yalan söyle" demektir. çünkü kadınlardan gelecek cevap neredeyse hiç değişmeyecek şekilde aynıdır. kadınlar ise şöyle der; "komik, anlayışlılık, dürüstlük, zeka, duygusallık ve duygusal denge." teoriyi üretenlere göre tüm bunlar boktan açıklamalardır. boktan olmama durumunun ise çok az istisna için geçerli olduğunu düşünüyorlar.

ama teoriye göre önemli olan başka meseleler de vardır. mesela kodlar. eğer bir kadın, motivasyonu ve hedefleri olan bir adam istediğini söylüyorsa, zengin bir adam istediğini belirtir. bir kadına nasıl davranacağını bilen bir adam istediğini söylüyorsa, yine zengin bir adam istediğini söyler. iyi bir aileden gelmesini istediğini söylüyorsa, bilin ki zengin bir aile çocuğu istediğini söylemek istiyordur. yani yine geldik kriterlerin % 50'lik dilimine!

ama kadınlar için erkeği çekici kılan başka faktörler de var. mesela erkek ilgisiz ise, yani kadınla, başka bir şeyle ilgilendiğinden daha az ilgileniyorsa, otomatik olarak daha çekici oluyor. hem erkeklerin çoğu da bir kadınla yatamamanın birinci şartının onunla aşırı ilgilenmek olduğunu bilir. hatta teori, kadınların partnerleri tarafından ihmal edildikleri, kötü davranıldıkları, hatta dövüldükleri zaman bile, erkekle yalnız kaldıklarında aralarında bir duygusal bağ olduğunu iddia ettiklerini söylüyor. ama kadının duygusal bağ dediği o şey, aslında yanındaki erkek için cinsel ihtiyacını karşılama seansı oluyor çoğu zaman.

kadınlar genellikle serseri tipleri, hatta çete üyesi olanları, kolunda dövmesi bulunanları vs daha çekici buluyorlar. teorisyenler bunların her nedense mucize yarattığını söylüyor. hatta bir kadınla yatmanın en kolay yolları olarak, onun özgüvenini sistematik olarak zedelemek, bir de onun arkadaşlarıyla yatmak olduğunu belirtiyorlar. erkeğin edebiyat, şiir, uluslararası politika vs ile ilgilenmesi boş işler teoriye göre.

efendim, teoriye göre eğer bir erkek sıradan bir işe ve düzenli bir hayata sahipse, bir kadının onu istememesinin nedeni açık. teori der ki;

"kardeşim, senin gibi bi sürü adam var, ne yapsın ki seni kadın? farklılık önemlidir. çok parası olduğu için gündüzleri işe gitmek zorunda olmayan bir adam, ya da uyuşturucu satan birisi varsa, seninle sıkıcı günler geçirmeyi kim ister ki?"

ayrıca kadınlar için güç önemli bir faktör. hatta afrodizyak. teoriye göre kadının değerlendirmesi, mal-mülk üzerine. erkeğinki ise kadın üzerine. teori yine, eğer bir erkeğin bir kadınla küçücük bir kulübede ya da hatta gardropta yatma şansı varsa, ev almaya zahmet etmeyeceğini de söylüyor.

para meselesine geri dönelim. kadın, 16 yaşındayken arabalı ve yeterince bira alabilen bir erkek istenirken, ileri yaşlarda mümkün olan en çok şeyi alabilecek birisini istiyor. bir kadının bir erkeği daha çok parası olan bir başkası için bırakmamasının imkansız olduğunu söylüyor teori. tek istisna ise mevcut olan erkeğin, kadının her türlü maddi ihtiyacı mükemmel bir şekilde karşılıyor olmasıyla ortaya çıkabiliyor.

özetlersek eğer; çekici, zengin, asilseniz ve kadına ilgi göstermiyorsanız, o kadınla yatma olasılığınız neredeyse % 100'dür.
sıra erkeklere geldi. teoriye göre erkekler basit varlıklardır. kısaca; dış görünüş % 60, kadını yatağa atma ihtimalinin yüksek olması % 30. diğer faktörler % 10. diğer faktörler dediğimiz şeyler de kadınlarla şeyler. yani zeka, duygusallık, espri anlayışı, dürüstlük vs.

erkekler için olaylar şöyle gelişiyor;

bir erkek bir kadınla karşılaşıyor(x diyoruz bu kadına). sonra aynı erkek ikinci bir kadınla karşılaşıyor(ona da y diyoruz). erkeğin zihninden x ile karşılaştığında yukarıdaki kritere göre bir değerlendirmeden geçiriyor ve onu zihninde bir basamağa yerleştiriyor. sonra aynı erkek y ile karşılaşıyor ve onu da yukarıdaki kriterlere göre değerlendiriyor ve x'nin üzerinde bir basamağa yerleştiriyor. yani erkeğimiz kısaca şöyle düşünüyor; "valla x ile yatmak isterim, ama y ile yatmak istediğim kadar değil."


şimdi teorinin aslına gelelim. şunu unutmayın, teoriye göre her karşılaştığımız kişiyi bir basamağa yerleştiriyoruz.

bir erkeğin basamakları yatmak istediği ve buna göre sıraladığı kadınlarla dolu oluyor. en çok yatmak istediklerimiz en üstte. bunlar genellikle gerçekten çok istediğimiz, hatta kendi ulaşabileceklerimiz noktanın çok üstünde olanlardır. sonrasında sevdiğimiz kadınlar yer alır. bir alt basamakta  ise çok mecbur kalırlarsa yatacaklarımız, bir aşağıda ancak alkollüyken yatacaklarımız ve bu konuda ileride kesin olarak yalan söyleyeceğimiz kadınlar var. en dipte kalanlar ise acaip çirkin olanlar. teoriye göre bu acaip çirkin tipler bile dişlerini yaptırır ya da biraz kilo verirlerse basamağımızda yukarıya çıkabiliyor.

erkeklerin tek basamağı olmasına karşın, kadınların iki basamağı var. birinci basamak yatılacak adamları kapsarken, ikincisi arkadaş olunacakları kapsıyor.

problemin kaynağı da şurası: bir kadın bir erkeğe, neredeyse hiç bir zaman, hangi basamakta olduğunu söylemiyor ve bu iki basamak arasında galaksiler kadar fark var. teorisyenlere göre bu ikisi arasındaki fark da zaten entelektüel fahişelerin varlığını gösteriyor.

erkeğin yapabileceği tek şey denemek. bir not bırakarak, öperek, sorarak, bir şekilde niyetini belli etmek ve tepkiyi ölçmek. kadının doğru basamağındaysa sorun yok. ama arkadaşlar basamağındaysa o zaman bir basamaktan diğerine zıplamak sözkonusu. arkadaş basamağından "gerçek" (teoride kullanılan kelime budur. erkek, arkadaş basamağını bir anlamda sanal kabul ediyor) basamağa zıplamak da riskli. kızın bu durumda iki seçeneği var. gerçek basamağına geçmesine izin verebilir ya da (daha büyük bir ihtimalle) suratına yumruğu geçirebilir. darbe, elemanı halihazırda bulunduğu basamaktan da düşürecektir. basamaktan düşenlerin gideceği yer de teorisyenimizin abyss dediği bir yer. orası çok da kötü bi yer değil. adamımız orada biraz acı çekip utanacaktır. sonrasında bir şey olacağı da yok. erkek, yatamayacağı kadını hayatında istemiyor ki zaten.

bir kız size, "sen benim kardeşim gibisin", "ayıcık", "seninle herşeyi konuşabileceğimi hissediyorum", "çok tatlısın", vb gibi şeyler söylüyorsa arkadaş basamağındasınızdır. teorisyen burada "hiç kasmayın" diyor ve ekliyor; "bir sürü problemin çıkmasını engellemenin en iyi yolu, kıza en baştan, onunla arkadaş filan olamayacağınızı söylemek. ona, onu çok çekici bulduğunuzu ve arkadaş olmak istemediğinizi, insanın arkadaşıyla yatmayı düşünemeyeceğini söylemelisiniz. bu kızı kaçırabilir, ama zaten kaçacağı varsa kaçar."

gerçek hayattaki uygulamalarda basamaklama sistemi ve kriteri değişmemekle birlikte bir takım gizli etkenler ve değişkenler de var teoriye göre. bunlar değerlendirmeyi etkilemiyor, ama değerlendirme sonucunda yapılacakları sınırlayabiliyor. mesela her ne kadar tanrı inancı olan insanlar bile evlenmeden ilişkiye girebiliyorlarsa da, bazı insanlar bunu yapmıyorlar. bu insanlar da basamaklandırma işlemi yapılıyor. ama uygulamaya geçilmiyor. "yatılacak kadın/adam" şeklinde değil de "olabilse yatardım" şeklinde bir değerlendirme oluyor. yani teorisyenlerimiz, dini bütün insaların da aynı dürtülere sahip olduğu, ama utanmamak için bunu sonuna kadar reddettiklerini söylüyor.

sarhoşluk da basamaklamadaki sıralamanın dışına çıkmak için bir neden olabiliyor.

şimdi meselemiz sadakat. bir arkadaşınızın beraber olduğu insanla aranız gayet iyi oluyor, seviyorsunuz, hayatınızdaki varlığından memnun oluyorsunuz, ama arkadaşınız ondan ayrılınca sizin de hayatınızdan çıkıyor. bunlar koşullara bağlı arkadaşlıklar. dolayısıyla o kişiyi de basamaklarsınız. erkek için, arkadaşımın kız arkadaşı gibi bir kriter olamaz. ama arkadaşınızla olduğu sürece harekete geçmeyebilirsiniz.

çaresizlik de bir başka etken. normalde en son beraber olduğunuz kişinin daha iyisini arar, merdivende daha yukarılara çıkmak isterseniz. erkeğin dürtüsü bu yöndedir. ama, istekleriniz değişmese de, çaresizlikten dolayı sanal bir basamak inişi de yaşabilirsiniz.

eğer bir adam kadını çekici buluyorsa arkadaş falan olamıyorsunuz. bir sürü kadın, bu konuda tavrını koyup "benim bir sürü erkek arkadaşım var" diyor. ama bu ancak 3 şartta mümkün teoriye göre: ya erkek gaydir, ya sizi çekici bulmuyordur, ya da sizi koyduğu basamaktan daha yukarda bulunan başka bir kadın vardır.

bu teori hakkında tereddüdü olan kadınlara da şöyle bi önerisi var teorisyenlerin;

"arkadaşınız olan bir erkek seçin. gay olmasın. hayatında daha iyi bir başkası da olmasın. ve kendinize sorun, eğer ikiniz başbaşa bi yere gitseydiniz ve siz banyoya gidip sonra çırılçıplak çıksaydınız, size söyleyeceği şey ne olurdu? "güzel arkadaşlığımızı riske atmak istemem?" hadi oradan..."

teorisyenlere göre hayatın anlamı da çok basit;

"basamaklarda ilerlemek."

beraber olduğunuz insan bir öncekinden daha iyi olmalı, yani basamağınızda daha yüksekte olan birisi olmalı. bundan öte motivasyon yok insanoğlu için. yani bir anlamda varlığımız tamamen cinselliğe adanmış, ne yapsak onun için yapıyoruz.

5 Eylül 2011 Pazartesi

tiramisu


tarih 12.08.2011, saat 16:38 suları ve ben o ramazan gününde tiramisu yedim , hesabı ödedim, kalktım, dışarı çıktım ve birden karşıma hem boy, hem kilo ölçen, körlere yardım eden alet ile karşılaştım. ahmet çakar gibi devam edersem eğer aramızda sanki bir yakınlaşma oldu ve üzerine çıktım. sonuç şudur;

kilonuz: 88.7 (abartı, daha yeni yemek yemiştim, 85'im. en iyi tartı anı sabah tuvalete gittikten sonraki zamandır. elbiselerinizi de çıkarın ve öyle tartılın. başka zaman tartılmayın! işte o anlarda ben 83 kilo çıkabiliyorum!)

boyunuz: 191 cm (az biraz taban düş, 189 santim olsun, olmadı 190 sayın. askerde boyumu 181 ölçmüşlerdi, o işi nasıl becerdiler hala şaşıyorum.)

bmi indeksiniz: 24.3(herhangi bir yorumda bulunamıyorum indekse karşı, ne bilmiyorum.)

ideal kilo: 72,9 - 91.2 (90 fazla elbet, de 73 ne lan, askerde bile 75'e düşebildim)

doğum tarihiniz: 12.02.1977 (bunu yazdığımı hatırlamıyorum, ama yazmışım demek)
yaşadığınız gün sayısı: 12600 (çok yuvarlak bir sayı)

bugünkü biyoritim:

aşk: negatif (maşalah)
sağlık: negatif (öleceğim!)
iş: negatif (tatildi lan o gün, sahtekar makina!)


burcunuz: kova
aşk: endamına dikkat et. çekiciliğini kaybedebilirsin. bundan faydalanmayı bekleyenler var. (en azından arkamdan kuyumu kazanların olduğunu öğrenmek eğlenceli oldu)

sağlık: jimlastikle harcanmış birazcık zaman sana çok iyi gelecektir. (gelmedi)

iş: sana yakın gelecekte faydası olacak insanlarla tanışacaksın. (fazla insan ile tanışmak, sıkıntıdan başka bir şey değil)

bir kadının cazibesi dünyadaki en önemli ve tehlikeli güçtür (jokai) (bu da kağıtta yazan özlü söz :)

bugünkü şanslı numaralar: 3 18 22 28 45 49 (oynamadım!!)

not: tarih ve saat tartıda yazıyordu. o yüzden biliyorum!

26 Ağustos 2011 Cuma

ütopya, bilimin yükselişi ve amerika

modern bilimin kurucularından biri olarak kabul edilen francis bacon, kraliçe birinci elizabeth'in(filmi çekilen kraliçe) devlet mührü koruyucusu sir nicholas bacon'un beş oğlunun en küçüğüdür. kendisi deney ve gözlem -tümevarım- yolunu seçmiştir. esasında bu yöntemi bulan kişi ise el cezeri'dir, ama konumuz bu değil. ingilizler, bir başka bacon'u, francis'den yaklaşık dört yüz yıl önce yaşamış roger bacon'a bunu ithaf etmişlerdir. neyse, kendisinden önceki kopernik, keppler ve galileo bilinen anlamda modern bilimin temelini hafiften kazmıştır. francis bacon ise bu işi temellendirmiştir(kitabıın adı novum organum).

bacon, kendi çağındaki bilimin çok yetersiz olduğunu fark edince, parlak siyasi kariyerine paralel olarak bu metodu kullanmaya başladı. bunu da, bilginin yükselişi adlı kitabında anlattı. kitabında bilgi kardeşliği'nden söz ediyordu. onun niyetine göre bu kardeşlik, inanç ve siyasi görüşlerden bağımsız olmalıydı. yani bilim insanları arasında tam birliktelikten bahsediyor. bacon'un ölümü de ilginç bir şekilde olmuştur. etin muhafazasına dair yaptığı bir deneyde, pazardan aldığı tavuğu kar ile doldururken soğuğa maruz kalmış ve zatürreden ölmüştür. ayrıca bir ilginç bilgi daha vereyim. büyük olasıkla william shakespeare olarak bildiğimiz kişi, francis bacon'dan başkası değildi. neyse, ölümünden sonra yeni atlantis adlı eseri de basıldı. bu kitap, büyük değişimlere neden olacaktı.

önce bilimin önündeki kilisenin etkilerinden bahsedelim. gizli kardeşlik örgütlenmelerinin gizli olmasının yegane nedeni dinin kendisidir. kilise(kardinaller), her ne kadar kabala ve simya ile ilgilense bile, kendi görüşlerine aykırı bilimsel gerçekleri ifade edenleri yok ediyordu ve bu kişiler mecburen gizli kardeşlikler şeklinde örgütlenmişlerdir. göründüğü kadarı ile bu işi müslümanlar başlatsa bile gerisini getiremedikleri için mutezile ekolü kısa sürede yok edilmiş ve islamın karanlık çağları başlamıştır. hristiyan bilim insanları ise haçlı seferleri ile tanıştıkları müslümanlarda gördükleri örgütlenme şeklini taklit ettiler ve bu işte çok iyiydiler.


dur biraz geriye gidelim bacon'un hemen öncesinden, elizabeth döneminin filozofu john dee'den bahsedelim. dee'nin ünvanı son büyücüdür. kraliçenin de astrologudur. bunun yanında matematikçi, coğrafyacı, kabalacıdır. bir çok denizci yetiştirmiştir, ki bu saygınlığını artırmıştır. dee'nin özelliği ise kilisenin gazabından kaçmak için şeytan davet etmek yerine, meleklerle iletişime geçmeye çalışmasıdır. dee bu sayede mezhep bölünmelerini ortadan kaldırmak ve avrupa'nın birleşmesini sağlamaya çalışıyordu. protestanlığın getirdiği kısmı özgürlük büyücülüğe esneklik sağlanınca, simya ve doğa bilimleriyle beraber modern bilimin de temeline katkıda bulunmuş oluyordu.
neyse, bacon'a dönelim. bacon hala yaşarken, 1614-1615 yıllarında almanya'nın kassel şehrinde gizli el yazmaları dolaşmaya başladı. frama fraternis ve confessio fraternitatis. bu el yazmaları ise 1378'de doğmuş ve 16 yaşında ortadoğuya gitmiş christian rosenkreutz adlı bir almanın efsanevi hikayesini anlatmaktaydı. hikayeye göre ortadoğuda akıllı ve anlayışlı biri tarafından yönetilen ütopik bir topluluğa rastlamıştır. kendisi kısa sürede bu kişilere karışır ve okült gizemlerle ve eski gizli bilgilerle tanışır. 1407'de almanya'ya döner ve kendi ütopik topluluğu olan gül ve haç kardeşliği'ni kurar. örgüt tüm avrupa'yı dolaşır ve kendilerine yeni üyeler bulurken, hastalıkları da tedavi eder. rosenkreutz 1484'de öldüğünde 106 yaşındadır. hikaye burada bitmez elbet. üyeler arasındaki küçük bir grup, yıllar sonra üstatlarının mezarına giden gizli bir kapıyı bulur. yıl 1604'tür ve mezarın üstünde 120 yıl sonra açılacağım kehaneti yazmaktadır. mezarlıkta ise kitaplardan garip nesnelere kadar çeşitli hazineler mevcuttur ve bu hazinelerden birisi de kral süleyman kalmadır. bizzat süleyman'nın yazdığı bu kitabın üstünde her şey geçmiş, şimdi ve gelecektir yazıyordur ve kitabın adı da kitap m'dir. üstelik üstadın bedeni mükememl bir şekilde duruyordur. böylece örgütün varlığını halka ilan etmek için gerekli işaret bulunmuştu.

bu gizli topluluk avrupa'da büyük bir heyecana yol açtı. bir çok bilim insanı örgütle temasa geçmek için her yolu denedi. çünkü yeniden düzenlenmiş eski bilgilerin, insanların yeni bir ütopyaya doğru gitmelerini sağladıklarını düşünüyorlardı. yukarıda bahsettiğimiz büyücü dee, zamanında gül ve haç kardeşliğinin arkasındaki en büyük güç olarak kabul edilir.

ama gül ve haç kardeşliği'nin ilk üyeleri günümüzde bile bilinmemektedir. hikaye yalan olsa bile, materyalist dünyanın ihtiyaç duyduğu model oluşmuştu. artık bilim insanları farklı sosyal kültürlerden gelse de, tek bir idealleri vardı. tüm insanlığın iyiliği. kısa bir süre bizim anlattığımız mekanımızda, yani ingiltere'de de benzer düşünceler ortaya çıktı. bacon'un ölümünden bir, gül ve haç kardeşliği'nin almanya'da ortaya çıkmasından 10 yıl sonra yarım kalmış kitabı yeni atlantis basıldı. bacon bu kitabında denizcilerin bulduğu, din ile bilimin kusursuz bir uyumla var olduğu, barışcıl toplumu anlatıyordur. bu topraklardaki rahipler ise eski kıtanın bilimini taşıyan, süleyman'ın evinden olan insanlardır.

derken amerika'da ilk koloni olan virginia kolonisi kuruldu. koloninin başlangıcında ise francis bacon'un küçük maddi destekleri vardı. manly p. hall'e göre bacon, kendi ütopyasını kuzey amerika'da gerçekleştirilebileceğine karar vermişti. üstelik bu ilk kolonide antilia adlı bir ütopik topluluk da vardı. bacon'un yazılarından etkilenen bu grup, toplu şekilde virginia'ya ya göç etmişti. 

neyse, bacon'a göre yeni atlantis kitabı , kral süleyman'ın kayıp kitaplarından birisidir. bu kitap, gül ve haç kardeşliği'nin belgelerinden birisi olarak kabul edilir. ama kitapta gül ve haç kardeşliği'ne dair hiçbir emare bulunmaz.
ardından bir kaç tane daha kitap m taslağı daha ortaya çıktı. sonra 1642'de ingilizler iç savaşla uğraştı ve ütopyacılar ortadan kayboldu. aynı dönemde invisible college ortaya çıktı. iskoç kimyager robert boyle(boyle formülü bulan kişi) bu topluluktan bahsetmektedir. ona göre kendilerine felsefe fakültesi olarak adlandıran bu görünmez kolejliler, boyle'u aralarına alırlar. bu insanlar, işbirliği içerisinde çeşitli araştırmalar yapmakta ve evrensel iyileşme için çaba sarfetmektedirler. görünmez kolej'in devamı ise royal society'dir ve isaac newton bu topluluktandır. topluluk, 1660'da ingiltere'de monarşinin tekrar kurulması ile açığa çıkar ve törenlerle açılır. royal society, ütopya projesini geçmişe ait, unutulması gereken bir devrim olarak görüyordu. topluluk içinde hermetiklerden simyacılara, kabalistlerden rasyonalistlere kadar bir çok insana ev sahipliği yapıyordu. mesela newton, kutsal üçlüye inanan katolik bir simyacıdır. ama bu topluluk içinde de ilginç bir topluluk vardı. yani farmasonlar.

kemal tahir'in romanlarında hakaret olarak kullanılan(hakaret dediysem eğlencesine) ve dinsiz olarak çevirebileceğimiz(ki gerçekte o anlamda değil, dilin bir marifeti) farmasonluk, alegoriyle örtülü, sembollerle resimlendirilmiş tuhaf bir ahlak sitemidir. gizli şifreleri, tokalaşmaları, dereceli bir kabul sistemi kullanırlar ve dereceler yükseldikçe daha gizli bilgilere ulaşırsınız. masonlarla ilgili bazı bilgileri buradan ulaşabilirsiniz. biz amerika'ya gidelim artık.
amerika'ya ilk göç eden mason, john skene adlı bir iskoçtur ve 1682'de new jersey vali vekili olarak kıtaya gitmiştir(virginia'ya yerleşen antilia mason değil). ama masonluktan bahseden ilk kayıt, 1730'da bir gazetede yayınlanan makaledir. yazarı da benjamin franklin. kendisi amerika'nın dört kurucu atasından birisidir ve şimşeğin elektriksel olduğunu ispat eden kişidir. hani şu ünlü uçurtma deneyi. aynı zamanda paratoner ve çift odaklı gözlüğü de bulmuştur. ama onun asıl rolü birleşik devletler'in kurulmasındadır. ingiliz parlamentosunda çıkan damga vergisine karşı çıkar ve bu olay, amerikan ayaklanmasının başlangıcıdır. bağımsızlık bildirgesinin hazırlanmasında anahtar rol oynar. 1776'da yeni devletin diplomatı olarak fransa'ya gider ve görevini büyük bir başaıyla yerine getirir. askeri antlaşmalar yapar. amerika'nın kuruluş belgeleri olan bağımsızlık bildirgesi, paris antlaşması ve birleşik devletler anayasasında imzası olan tek kurucu atadır. benjamin franklin bir deist ve farmasondu. pennsylvania bölgesinin büyük üstadıdır. üstelik 1734'de masonik bir belge olarak kabul edilen anderson'ın anayasalar kitabını yayınlayan kişidir. 1756'da royal society'ye üye olur. 1778'de paris'teki dokuz kız kardeş locasına kabul edilir. bu loca paris'te oldukça etkili bir locadır. voltaire, lafayette(fransız aristokrat ama bağımsız savaşının kıta ordusunun başkomutanıdır. para almamıştır. mezarı fransa'dadır) ve bir çok fransız devrimi öncüsü bu locanın üyesidir. manly p. hall' göre ise yeni dünyada ütopik bir demokrasi kurmak için çalışan gizli bir örgüt olan order of the quest'in bir üyesidir.

sıra geldi george washington'a. kurucu atalar içerisinde masonluğu en belirgin kişi washington'dur. 1752'de fredericksburg locasına kabul edilmiştir. bir yıl sonra üstad mason ünvanını aldı(islamcılar da masonlar gibi üstad demeyi çok sever bu arada). 1777'de kurulması düşünülen birleşik devletler büyük locasının büyük üstadlık teklifini donanımlı olmadığını söyleyerek reddetti. oysa bu alçakgönüllükten başka bir şey değildi. bağımsızlık savaşı sırasında ise başkomutanlık teklif edildiğinde odayı terk etmiştir. daha sonra para almamak şartıyla ordunun başına geçmiştir. ilk devlet başkanı olmasına rağmen yetkilerini de fazla kullanmamıştır. başkan olmasından bir yıl önce ise 22 numaralı washington dc'deki alexandria locasının üstad-ı muhteremliğini kabul etti. kendisi kiliseye gitmesine rağmen deisttir. james abercrombie adlı birisinin üst düzey insanların kiliseye gitmeyerek kötü örnek oluşturduğunu söylemesi üzerine de kiliseye gitmeyi kesmiştir. ilginç ama, illuminati kurucusu adam weishaupt'un büyü yaparak washington ile ruh değiştirdiği söylenir.  işin diğer bir boyutunu da yazayım. kongre binasının açılışında kendi  mason önlüğü ile geldi, inşaat alanına doğru ilerledi ve temel çukuruna  indi. köşe taşlarının üzerine gümüş bir plaket yerleştirip, yağ, mısır  ve şarapla alışılagelmiş masonik sunumu yaptı.
bir diğer kurucu ata olan thomas jefferson'nın mason olduğuna dair bir belge yoktur. ama kendi kutsal kitabı vardır. yeni ahit'teki doğa üstü kavramları çıkarmış ve felsefi öğretilri bırakmıştır. bu derlemeye jefferson bible olarak bilinir ve 1900'lerin başında kongre tarafından basılmıştır. illuminati'ye de sempati beslemiştir. kendisi bağımsızlık bildirgesinin baş yazarıdır. ayrıca başkan yardımcılığı, fransa büyükelçiliği ve en sonunda da amerika'nın üçüncü başkanlığını yapmıştır. franklin dokuz kız kardeş locasına giderken, ona eşlik etmiştir. bir çok arkadaşı da farmasondur.
ingiltere doğumlu olan bir diğer kurucu ata thomas paine de deisttir. londra'da tanıştığı franklin sayesinde otuzlu yaşlarında kıtaya göç etti. 1776'da common sense adlı kitabını yazdı. bu kitap 600.000 basılmıştır ve o zamanlar nüfus 3 milyondu. bu kitabı ile washington'a ilham vermiş, bağımsızlık bildirgesinin bir kısmında da onun sözleri esas alınmıştır. amerika birleşik devletleri'ne ismini veren kişidir. ingiltere'de gıyabında suçlu ilan edilmiştir. fransız devrimini desteklemiş, ama devrik kral louis'in idamına karşı çıkınca içeri atılıp ölüm cezası ile cezalandırılmıştır. ama cellat kapısını yanlış işaretleyince ölümden kurtulmuştur(yersen). farmason olduğuna dair delil olmasa bile hristiyanlık karşıtı olduğu bilinir. aslında akılcıdır. masonluğun hikayesini de saçma bulmuştur. theodore roosevelt, onun için küçük alçak ateist demiştir. aslında bir tanrı inancı vardır. deist işte.

bun yanında hazine bakanlığı sırasında amerika'yı süper güç yapmanın temelini atan, washington'un 20 yaşında emir subaylığını yapan alexander hamilton (babası iskoç bir işadamıdır ve annesi başka biri ile evliyken onu batı hindistan'da doğurmuştur), boston çay partisi'ni düzenleyenlerin bir kısmı, bağımsızlık için servetini feda etmekten çekinmeyen haym solomon adlı oldukça zengin bir yahudi tüccar, lafayette, bir çok general de masondu.

bir dolardan başlamak üzere 12 koloninin bir çok yerlerine serpiştirilmiş masonik simgelerden bahsetmiyorum bile...
bugün o büyük piramitteki gözün gerçek olduğu biliniyor. yani piramitler yapıldığında şimdiki gibi harap halde değildi ve boyanıyordu. tepesinde de her şeyi gören büyük göz vardı.

24 Ağustos 2011 Çarşamba

300 spartalı

geçen sene aşağı yukarı yine tam bu zamanlar ikiyüzüncü okuyucuma biraz da hile karıştırılmış bir şekilde kavuşmuştum. şimdi olduk 299 kişi, spartalılar gibi kahramanlık yapmaya az kaldı, üçyüzüncü kişi bekleniyor. fırsat olsa havai fişek patlatırdım, o kişi uğruna! olsun gandalf gibi gönül eğlendiririz bizde ve diyorum ki;

sevgili okuyucularım, dostlarım, eyy blogerlar... 300 üncü kahramana ramazandan sonra ve elbette mecburen istanbul'da benden beş bira. çünkü beş bira içen herkes haklıdır! içmeyecek kişiler, beni dövmeye yeltenecekler lütfen üçyüzüncü kişi olmaya çalışmasın, valla bak, kızarım bu sefer!!!

neden ısmarlıyorsun derseniz eğer şöyle derim;

ben aç gözlü bir hobbitim ve birayı çok severim!!

not: 300 üncü okurum kaan han kılıç'tır ve kendisine ulaşacak bir yol bulamadım. istanbul'daysa ve biraları içmek isterse aşağıda mail adresim var, ulaşsın bana :)

18 Ağustos 2011 Perşembe

balık çağı bitip, kova çağına girerken

sevgili okurlarım, malumunuz üzere gezegenimiz tam bir küre değil, bildiğin geoid. işte bu yüzden, gezegenimiz kendi etrafında dönen bir topaç gibi yalpalar sürekli. bu yalpalama yüzünden de, dönüş ekseninden geçtiği düşünülen bir doğru, 25800 yıl sonunda tam bir tur atar ve daire çizer. işte bu yalpalama yüzünden presesyon dediğimiz hadise ortaya çıkmıştır. her 2150 yılda bir, biz bir burcun yıldız kümesini görürüz ve tarihlendirmemizi de geniş manada buna göre yaparız. misal, şimdi gezegen olarak balık burcundayız. yani bizim sabitimiz balık burcudur. aslında tüm burç tarihlendirilmesinin de buna göre yapılması gerekiyor. bu burç işi çıktığında bizim sabitimiz koç burcunun yıldız kümesiydi ve burçları bulan mısırlılar o sabite göre burçları ayarlamışlardı(burçlar koç ile başlar biliyorsunuz, nedeni de budur). ama şimdi balık burcundayız ve burçlarınızın da kayması gerekiyor. herkes burcunu bir yana kaydırırsa bu işlem hallolur.

ama işin daha ilginç noktası ise bu döngü sonucunda elbet tüm yıldızların da konumu değişecektir. kutup yıldızımız da değişecek. bugün için yıldızımız polaris'tir. gelecekte vega olacak. tabi bunları kuzey yarım küre için konuşuyoruz. güney yarım küre bu işten anlamaz!

işin bu kısmı sorun değil elbet. esas sorun şu ki, balık burcunda geçirdiğimiz 2150 yılın sonu bu sene. seneye kuzey yarım küre olarak kova burcuna gireceğiz. onun yıldız kümesini göreceğiz. aslında kova yanlış bir çeviridir. o kova değil, su taşıyıcısıdır. neyse, burçların başlama noktası koçtu ya hani, bugün için balık olmuştu, seneye doğacak çocuklarınız için bu işlem kova ile başlar. sabitimiz artık koç değil, kovadır ve 2012'den itibaren doğacak çocuklarınızın gerçek burçları iki burç ötesidir. daha kısa yoldan anlatırsam, eğer burçlar seneye keşfedilseydi burçlar kova üzerinden başlayacaktı. şimdi 21 mart-20 nisan koçtur ya, sene o tarihler kova olacak. bu sene için ise o tarihler balıktır.

neyse, rivayete göre bu işi ilk kez yunanlılar keşfetmiştir. çünkü bahsettiğimiz süre 2150 yıl, boru değil. açıdan dolayı yıldızları gördüğünüz noktanın kaymasını fark etmeniz en az 100 yıl sürse ve 2150 yılın sonunda başka bir yıldız grubunun geldiğini görseniz ve bu döngünün de 25800 yıl sürdüğünü bilirseniz eğer, sizce bu burçlar, bu gözlem nasıl ortaya çıkmış olabilir. bu işi ilk kez hipparchus adlı bir antik yunanlının keşfettiğini düşünmek bildiğin safdilliktir ve hatta aymazlıktır. üstelik bu herif bu gözlemleri rodos ve iskenderiye'de yapmıştır. iskenderiye'de büyük mü büyük bir kütüphane var. neyse işte, bu nesiller boyu süren bir gözlemin sonucu olabilir. üstelik yazı bildiğiniz üzere sadece 6000 yıl önce sümerler tarafından keşfedilebildi. 25800 seneden bahsediyoruz, dikkat edin.

ve tarihler bugünden yaklaşık 12000 yıl önceyi gösterirken insanlar urfa-göbekli tepe'de ilk yerleşimlerini kurdu. bir zamanlar avlayan ve toplayan, ara sıra mağralara resimler çizen insan oğlu,  kendi şehrini ilk kez inşaa etti. resimlerine, kendi elleriyle yaptıkları duvarlarda devam ettiler, toplayıcılıktan vazgeçtiler ve tespit edilebildiği kadarı ile yabani başak tanelerini ektiler ve tarıma geçtiler. kendi kült merkezlerini bitirdiler ve çatalhöyük(8000 yıllık) dahil bir çok yerde görülen T şeklindeki şehirlerini kurdular. hem de bu işlemleri stonehenge'den 7500, piramitlerden 6000 yıl önce yaptılar. bilinen en eski şehri kurdular. ana tanrıça kültü için yapılan bu çalışmalar sizce sırf tapınım için miydi? stonehenge'nin gökyüzü gözlemlerinde kullanıldığı artık biliniyor. göbekli tepe ve çatalhöyük'ün de bu gözlemler için kullanıldığı oldukça bariz aslında. bu tür yerleşim yerleri zaman aralığı kısaldıkça batıya doğru yayıldığı ve litvanya-sırbistan çizgisine kadar vardığı görülüyor. taa o zamanlardan başlamak üzere insanoğlu kendini ifade etmek için resimleri kullanıyordu. aşağı yukarı yüz resimlik bir yazıları vardı. yaklaşık 8000 yıllık bir zaman diliminde hemen hemen bulunan her yerleşim yerinde aynı resimlerin kullanıldığı görülmüştür(neolatik çağ).
(göbekli tepe)

göbekli tepe'nin diğer ilginç yanı ise, yağmalanmaması ve üstünün bilerek kapatılmasıdır. 4500 yıl kullanıldıktan sonra üzeri örtülmüş ve şehri terk etmişlerdir. mekan, tabu(dokunulamaz) haline gelmiştir. bu tarih, aşağı yukları barbar hint-avrupa kabilelerinin(günümüz avrupalılarının ataları) akın akın hindistan'dan çıkıp, her yanı yağmalamaya başladıkları tarihtir. mısır hariç, önlerinde kimse duramamıştır bu barbar kavimlerin. malum, mısır'ın da coğrafi avantajı var.

tarih eskidir, kayıtlar da eskidir, gökyüzü gözlemleri insanlar kendilerini bildi bileli yaptıkları bir eylemdir.

2012'ye denk gelen sonların bir listesini vermek ferekirse eğer;

- balık burcundan kova burcuna geçiş yılımız.
- burak eldem'in hesabına göre marduk'un tahmini geçiş yılıdır.
- maya takviminde altıncı nesil insanın sonu.
- güneş patlamalarının olacağı ve dünyanın kutuplarının kayacağının öngörüldüğü yıl.
- bazı kişilere göre foton kuşağına girip bilinç atlayacağımız yıl.

(eklemek isteyen yazsın)

kaynak: burak eldem - kozmik okyanus

(burak eldem'in saklı tarih üçlemesi'nin son kitabı kozmik okyanus da çok iyi)

son bir bilgi daha vereyim, bu kozmik hadiselere ilişkin olarak. yazarı serhat ahmet tan. kitabın adı ise hızır. neyse;

kehf suresi: 60-65:

bir vakit musa genç adamına demişti ki: "durup dinlenmeyeceğim; tâ iki denizin birleştiği yere kadar varacağım, yahut senelerce yürüyeceğim." her ikisi, iki denizin birleştiği yere varınca balıklarını unuttular. balık, denizde bir yol tutup gitmişti. (buluşma yerlerini) geçip gittiklerinde musa genç adamına: kuşluk yemeğimizi getir bize. hakikaten şu yolculuğumuz yüzünden başımıza (epeyce) sıkıntı geldi, dedi. (genç adam:) gördün mü! dedi, kayaya sığındığımız sırada balığı unuttum. onu hatırlamamı bana şeytandan başkası unutturmadı. o, şaşılacak bir şekilde denizde yolunu tutup gitmişti. musa: işte aradığımız o idi, dedi. hemen izlerinin üzerine geri döndüler. derken, kullarımızdan bir kul buldular ki, ona katımızdan bir rahmet (vahiy ve peygamberlik) vermiş, yine ona tarafımızdan bir ilim öğretmiştik.

yazar bu ayetlerde geçen buluşmayı geçmişte değil, gelecekte olduğunu vurguluyor. balıkların suda kaybolması bu buluşmanın balık çağının bittiği ve kova çağının başladığı zaman olacağını söylüyor. ona göre bahsi geçen musa, bizim bildiğimiz musa değildir. yahudileri temsil eder. musa'nın bulduğu rahmet verilmiş kişi ise hızır'dır ve hızır ile musa'nın buluşmasıyla yahudilerin hüküm sürebileceği bir çağ başlayabilir. çünkü hızır zaman yolcusudur ve yahudiler bu teknolojiyi hızır'dan alırlar.

ama bu hikaye, büyük iskender'in, ölümsüzlüğün peşinde bilge matun ile beraber koştuğu hikayeye çok benzer. o hikayeye dair ayrıntılar bu blogda vardır yine.

15 Ağustos 2011 Pazartesi

nejat biyediç

ben onun futbolculuğunu bilirim. çocukken maçları izlemek için bursa'nın beleş tepesine çıkardık. son 10-15 dakikada da genelde stad kapıları açılırdı ve maçı izlerdik. onu severdik. futbolculuğu kesinlikle daha iyidir. inter toto hikayesi ise çok sonraki bir hikayedir. sabah sabah okudum ki vefat etmiş, sanki şöyle hafiften uzak, ama tanıdık bir akraba gitmiş. herkesin başı sağolsun...

12 Ağustos 2011 Cuma

de tribus impostoribus

adı latince’de “üç sahtekar/üç sahtekara dair” anlamına gelen, hristiyan orta çağının sonlarında, röneransın başlangıcı civarında ortaya çıkmış gizemli bir kitap. kaynaklarda daha ziyade "the three imposters", "les trois imposteurs" olarak geçer. tommaso campanella'ya göre bu kitabın ilk basım yılı 1538'dir. bu kitap, insanlığın peygamber olduğunu iddia eden musa, isa ve muhammed adında üç kişi tarafından kandırıldığı tezini savunmaktaydı. bir çok konsil tarafından şiddetle yasaklanan kitabın yazarının kim olduğu bilinmemektedir. bir iddiaya göre pek çok dile çevrilmiş, ancak sistematik bir şekilde yok edilmiştir. bununla beraber ortaya çıktığı tarihlerde çok büyük yankı uyandırmış olduğundan, dönemin el yazmalarından ve başka kitaplarından konusu ve içeriği hakkında fikir sahibi olmak mümkündür. papalık, kitabın tüm nüshalarını yok etmek için çok uğraşmıştır.

kitap, musa'nın çıraklıktan yetişme bir büyücü olduğunu ve çölü geçtikten sonra aklını yitirip kendini ölümsüz sanarak ve bir çukura atlayarak öldüğünü, isa'nın babasının pandira adında bir asker olduğunu iddia eder. muhammed'in ise bu üç sahte peygamber arasındaki en şanslı kişi olduğu vurgulanır. çünkü muhammed, bir hristiyan keşişle bir yahudi'nin yardımıyla edindiği bilgiler sayesinde yazdığı kuran'ı araplar arasında yaymayı başarmıştır. yine de onun gerçekten peygamber olup olmadığını anlamaya çalışan bir yahudi tarafından zehirlenerek öldürürülür. kitap, sadece üç büyük dinin peygamberlerini eleştirmekle kalmaz, tanrı kavramını da masaya yatırır.

kitabın esin kaynağı olan kişi olarak islamdaki akılcılığın(mutezile) en büyük temsilcilerinden biri olan ve avrupa'da rhazes adıyla tanınan iran asıllı ebu bekir er razi(razi) olduğu söylenir. dünyadaki ilk katarak ameliyatını ve diş dolgusunu yapan, antiseptiği kullanan, maymunları da denek olarak harcayan kişidir razi. ama sadece tıpla ilgilenmemiştir. felsefeylede uğraşmış çok büyük bir bilim adamıdır. şöyle demişliği vardır;

"peygamberlerin mucizeleri dinin efsane bahsine aittir, doğru değildir. dinlerin birbirleriyle zıt olmaları insanlığın sürekli olarak anlaşmazlıklara düşmesine ve savaşmalarına yol açar. din felsefi düşünceye ve ilmi araştırmaya ve gelişmeye düşmandır. plato, aristo, euklide, hippokrates gibi düşünür ve alimler dinlerden çok daha fazla insanlığa hizmet etmektedirler. insanlığın dinlere ve peygamberlere itimat ve itaati gelenekten ve zihni tembellikten kaynaklanır." 

Related Posts with Thumbnails

...

ilet:

ytravisbickle@hotmail.com

Sayfalar

telif falan istemiyorum, iyi eğlenceler... Blogger tarafından desteklenmektedir.