babanız dorian gray tipli biriyse, yani yakışıklı ama pis, iğrenç, şerefsiz biriyse eğer başınız ağırayacaktır. hem zaten kadınlar da efendi adam yerine dorian gray gibi piçleri tercih ederler, sonra pişman olup o piçlerden edindikleri çocuk ile efendi adamların kapılarını çalarlar!
lisede bir hocam ortalık yerde işenmez adlı toplumsal norm ile dalgasını geçiyor ve işemediğimiz zaman prostata davetiye çıkardığımızı söylüyordu. kendisi çekirge'den hürriyet'e kadar yürüme gelirken, sıkıştığı an malı meydana salıp işemekten çekinmediğini belirtmişti ve biz o uygulamaya bir çok kez maalesef tanık olduk.
bir turkish woman varsa eğer bu songül karlı'dır. gençliğinden şimdiki haline kadar geçen süredeki fotoğraflarına bir bakın, ne demek istediğimi anlarsınız. nerede o 96 yazının efsane hali, nerede şimdiki hali...
"ben seni mutlu edemem" demek, "ben aslında yeni birini buldum" demektir.
pepee ile beraber büyüyen nesil horon tepemez. yeğenimden biliyorum.
kısa boylu erkeklere yakışan tek şey yancılıktır.
kısa boylu kadınlara ise ayakta saxo yakışıyor.
kadının tanrısı estetik cerrahlardır.
geçen bir arkadaş söyledi, ntv spor'un kapı arkalarından, kadın iç çamaşırı ve prezervatifler çıkıyormuş. abowww dedim kendi kendime, gol olur.
silvia saint ile aynı gün doğmuşum.
biz türklerde ejderha iyi bir canlıdır. insanlara sağlık verir, hastalıklardan kurtarır.o yüzden bir ejderha görürseniz korkmayın, sevin onu ve havuç verin.
vurdulu kırdılı seksten hoşlanan kadınlar büyük ihtimal yaptığın yasak/günah olduğu bilinç altına işlendiği için kendisinin cezalandırılması gerektiğini düşüyordur.
kendini cool sananların en beğendiği hayvan kedidir.
güzel bir kızın çirkin olduğu an, vermeye yanaşmadığı andır. salla gitsin.
tuğba dural resmen feromon tuzağı gibi, çok çekici.
kıskanmayan kadın, kişiliği oturmuş, kendine güveni tam olan kadındır.
kıvanç tatlıtuğ'da pis bir tecavüzcü bakışı var. aynen coşkun gibi bakıyor. ama özünde iyi bir insandır sanırım.
teoman bir kaç yıl sonra "müziği ben bıraktım ama o beni bırakma" derse eğer hiç acımam, çeker vururum onu ve dönüp arkama bakmam bile!
ilkokul 3'de gocuğa gocuk dediğim için feci şekilde hırpalanmıştım. palto demem gerekiyormuş. bu yüzden uzun süre hamsiye hamsi demedim, balık dedim..
bir şey bana ilginç geliyor. koskoca evren var ortada ve aya bakıp oruç tutuluyor, güneşe bakıp namaz kılınıyor.
dünyada bir tek insanların, hatta bir tek kendisinin yaşadığını sanan mallar var. hayvan hakkı vs. hak getire..
belinin üstüne dövme yaptırıp sevişme esnasında domalmayan kadın, neyse ağzımı bozmayayım...
grup seks yapanların erketeleri var mı, merak ediyorum...
gazetelerde içinde ingiltere geçen bir habere rastlarsam, biliyorum ki o andaval ingilizler yine bir gariplik yapmış. isviçrelilerin bilim adamları, almanların savaşçıları, ispanyolcuların sporcuları, fransızların seks skandalları varken ingilizlerin ilginç ve absürd olayları var. dünyanın en absürd ülkesi kesinlikle ingiltere'dir. almanya'dan böyle haberler çıkmıyor arkadaş. bir belçika, fransa olsun yok işte, olmuyor. rusya'dan bile ilginç çok fazla haber yok.
bazen douglas adams'ın, rehberi sırf gazetelerde yazan o gariplikler yüzünden yazdığını düşünürüm! üstüne siz bir de artur c. clark'ı, tolkein'i, h.g. wells'i düşünün, işte o zaman ne demek istediğimi anlarsınız. bu haberlerin içinde aralarından bir isa diyen aslan çıkmasa bile dikkat edin o haberlere, okurken harbiden gülümsüyorsunuz...
İngiltere'd bir fabrikada çalışan 17 yaşındaki stacey irvine, iki yaşından beri sadece nugget’la (fast-food restoranlarında satılan kızarmış tavuk) besleniyor. Şimdiye kadar ağzına hiç sebze koymadığını söyleyen Irvine, doktorların “Böyle beslenmeye devam edersen ölürsün” uyarısına rağmen nugget’tan vazgeçmiyor. Irvine “Geçtiğimiz aylar fenalaştım. Doktorlar vitamin iğnesi yaptı. Kansız kalmışım. Ancak nugget’lardan vazgeçmem zor. Tavuk dışında bazen cips ya da tost ekmeği yiyebiliyorum” diyor. Bir oturuşta 20 nugget yiyen Irvene sözlerini şöyle sürdürüyor: “Sebze yemeklerinin kokusu bile midemi bulandırıyor. Annem ve babam da çok kızıyor. Ancak ölene kadar nugget yemeye devam edeceğim.”
hazel jones adındaki kadın, ingiliz itvi kanalındaki this morning programında iki vajinası olduğunu açıkladı. kadınlar doğduğunda rahimleri iki tüpe benzer bir şekilde olurken zamanla tek rahim şeklini alıyor. hazel'de bu olay gerçekleşmemiş. vücudunda iki vajina ve iki döl yatağı oluşmuş. doktorlar bu durumun çok nadir oluştuğunu söylüyorlar. bu durumu eğlenceli olarak nitelendiren hazel ise görmek isteyen her kadına gösterdiğini söyledi. hazel televizyonda bakireliğini iki kere kaybettiğini sözlerine ekliyor.
İçtiği antidepresan hapları Sarah Carmen'de PSAS hastalığına neden oldu. Bu hastalık Carmen'i günde 200 kez orgazma ulaştırıyor. ingiltere'de 24 yaşındaki Sarah Carmen geçen yıl ruhsal bunalıma girince doktorların verdiği antidepresan haplarını kullanmaya başladı. Ancak o güne kadar gayet sağlıklı bir cinsel hayatı olan Carmen'de birkaç ay sonra bir şeyler değişmeye başladı. Cinsel isteğinde aşırı bir artma olan genç kadın artık her şeyden tahrik olur hale gelmişti. Kapı gıcırtısı bile yetiyor Küçük bir bakış, erkek saçı, uzaklardan gelen bir parfüm kokusu hatta bir kapı gıcırtısı bile Carmen'i tahrik etmeye başladı. Öyle ki bu hıza dayanamayan erkek arkadaşı bile ondan ayrıldı.
İngiliz Naomi Jacobs uyuduğunda 32 yaşındaydı. Sabah uyandığında ise hafıza kaybı yüzünden kendisini 15'inde sanıyordu...
İngiltere'nin kuzeybatısındaki Cumbria bölgesinin Penrith kasabasında bulunan Wolfe adlı bir cafenin güvenlik kamerası kayıtlarına saatler gece yarısı 00.18'i gösterirken ilginç bir görüntü yansıdı. Kapalı olan cafenin salonunda beliren ve hayalet olduğu iddia edilen bir görüntü, orta yerde sürekli şekil değiştiriyor. Yaklaşık 31 dakika boyunca kameranın görüş alanı içinde olan görüntü, bu sırada cafe sahibinin köpeğinin havlamasıyla birlikte hızla pencereye doğru süzülüp kayboluyor. Batemen, benzer görüntünün cafenin yanındaki Thomas Cook adlı seyahat acentasının güvenlik kameralarınada daha önce takıldığını ve acenta çalışanlarının günlerce uykusuz kaldıklarını kaydetti.
İNGİLTERE'DE, STANFORD'DA BİR GRUP İŞ ARKADAŞI BİR DOSTLARININ 50. DOĞUM GÜNÜ İÇİN ÖZEL PARTİ VERDİ. BİR PASTANIN İÇİNDEN ÇIKACAK DANSÖZ KIZ DAHİ AYARLADILAR. ANCAK ADAM PASTADAN ÇIKAN ÇIPLAK DANSÖZÜ GÖRÜNCE KALP KRİZİ GEÇİRİP ÖLDÜ. ZİRA PASTADAN ÇIKAN KENDİ KIZIYDI.
İngiltere, Hampshire kentinde yaşayan anne-kızı konuşuyor. Sam isimli 13 yaşındaki kız, 12 yaşında bekaretini kaybetti. Şu sıralar 4 sevgilisi birden var. İçki ve sigara tutkunu. 40 kez okuldan uzaklaştırma cezası aldı. Tüm bunlara rağmen annesi Tracy Holt (43), her fırsatta kızının yaptıklarını onaylıyor ve arkasında durduğunu söylüyor. Olay çıkarttıktan sonra ödül olarak kızına sigara veren Tracy, “Ortada kötü bir durum yok ki. Ben de küçük yaşta sigaraya başladım, günde bir paket (20 tane) içiyorum. Bu yaşa kadar kanser olmadım. Hem kızım daha az içiyor, 15’i geçmiyor. İçki içmesi de sorun değil. Uyuşturucu kullansaydı daha mı iyi olurdu yani? Kızım çok zeki biri. Komedyen olacak. Esprileriyle herkesi kırıp geçiriyor” dedi. Anne, aileyi işsizlik parasıyla geçindiriyor..
İngiltere'de ilginç bir olay gerçekleşti. 9 yaşındaki bir erkek çocuk cinsiyet değiştirdi. Konu, ülkede 12 yaşında başka bir çocuğun cinsiyet değiştirme haberi gündeme gelince ortaya çıktı. Okuldan erkek olarak çıkan çocuk, bir gün sonra kız forması içinde ve cinsiyet değiştirmiş olarak okuluna döndü. Okul kaydını kız olarak değiştirme girişiminde bulunan çocuğun bu isteği okulu tarafından kabul edildi.
İngiltere’de yaşayan 26 yaşındaki Emily Day adlı kız, ne böcekten, ne de karanlıkta kalmaktan korkuyor. Onun hayatında en korktuğu şey “erkekler”... Emily Day, bu büyük korkusunun nasıl başladığını hatırlamadığını, ama tüm hayatını kaplayıp kararttığını söyledi. Bu korkusu yüzünden hâlâ bakire olduğunu belirten Emily Day, The Sun Gazetesi’ne verdiği röportajda, “Bakireyim ama lezbiyen değilim, hiçbir şekilde kadınlardan hoşlanmıyorum, yakışıklı erkeklerin fotoğraflarını gördüğümde onları çok beğeniyorum, ama o erkekle yüz yüze geldiğimde ya da aynı mekânda bulunduğum anda çok büyük korku yaşıyorum” dedi.
İngiltere'nin başkenti Londra'da, bir evde arama yapan 8 polis müfettişi hakkında, aralarından biri arama sırasında evsahiplerinin yanında ''yellendiği'' gerekçesiyle disiplin soruşturması açıldı. İngiliz polisine göre, geçen Şubat ayında uyuşturucu bulundurduğu şüphesiyle Londra'nın doğusundaki evinde arama yapılan bir kişi, müfettişlerden birinin görev sırasında ''yellendiği'' gerekçesiyle 8 görevliden şikayetçi oldu. Adı açıklanmayan evsahibi, bu davranışın, kaba olduğu, profesyonelliğe yakışmadığı ve saldırı niteliği taşıdığı gerekçesiyle polisleri şikayet etti.
Northampton bölgesinde okuyan Holly Thomsom derste esnedi. Genç kızın esnemesi sonucu ağzı bir anda kilitlendi ve kapanmadı. Paniğe kapılan genç kız öğretmenleri tarafından okulun hemşiresine götürüldü. Buradaki müdahale sonuç vermeyince Thomsom’ın çenesinin kırıldığından şüphelenen hemşire genç kızı hastaneye götürdü. Northampton Bölge Hastanesi’nde Dr. Ejiro Obakponovwe ilginç bir yöntemle genç kızın çıkan çenesini yerine oturttu. Dr. Obakponovwe genç kızın ağzına üst üste dizilmiş 26 tane tahta splintin sokarak çeneyi yerine yerleştirdi.
İngiltere'de trafik kazası geçirdikten sonra komaya giren 22 yaşındaki Aaron Denham isimli genç, mucizevi bir şekilde hayata döndü. Ailesinin cenaze işlemlerini başlattığı sırada komadan çıkan Aaron, uzun zamandan beri yatakta hareketsiz bir şekilde yatıyordu. Oğlunun cenaze töreninde hangi şarkının çalınacağına bile karar verdiklerini söyleyen gencin annesi, 'Ona en güzel vedayı nasıl yapabileceğimizi bile düşündük günlerce. Ama tanrı biliyor ki her an dua ettim. Tanrıya şükürler olsun oğlumu bana geri verdi' dedi.
46 yaşındaki İngiliz rahibi, dünyanın un uzun vaazını vererek rekor kırdı.Chris Sterry adlı rahip, Cuma sabahı saat 06.30'da vaazına başladı. Rahibin konuşması tam 28 saat 45 dakika sonra bitti.
İngiltere'de Emma Rex adlı bir hayvansevere ait olan obez bir köpek, diyete tabi tutuldu. 60 kiloluk Cassie adlı sevimli hayvan, sıkı bir diyet ve uzun süreli fitness sonucunda kilosunun yarısını verdi. ancak Cassie, hızla değil yavaş yavaş fazlalıklarından kurtuldu. Emma Rex ise "O tamamen farklı bir köpek. Uzun yürüyüşler yapıyor ve sonra da koşu bandında ter atıyor. Cassie'nin mamaları da kalorisiz." şeklinde konuştu.
İngiltere'de yaşayan 3 yaşındaki bir çocuk, şansı ve meraklılığı sayesinde 2.5milyon sterlinlik (yaklaşık 6 milyon TL) hazine buldu. İlginç olay Essex kentindeki Hockley kasabasında yaşandı. Dedesine ait eski metal dedektörüyle evinin bahçesinde oynayan james hyatt, dedektörün ötmeye başlamasının ardından ailesinin yanına koşarak durumu haber verdi. Baba jason hyatt, oğlunun gösterdiği yere giderek toprağı kazmaya başladığında büyük bir sürprizle karşılaştı. Komşuların da yardımıyla 2.5 metrelik bir çukur kazan 34 yaşındaki Hyatt, yerin altına gömülmü altın dolu büyük bir kutu buldu.
İngiltere'de yaşanan olayda devlet yardımıyla geçindiklerini söyleyen ve sıradan bir orta sınıf ailesi görünümünde olan çifti dikkatli komşuları ele verdi. Uyuşturucu baronu, karısının göğüslerine silikon taktırdığını fark eden komşular sayesinde enselendi. Julie Coyne ve George Kelly adlı çift, orta sınıfın yaşadığı bir mahallede çok sıradan görünüyor ancak bundan faydalanarak uyuşturucu satıcılığı yapıyorlardı.
Sevgilisini bıraktı sişmesine sarıldı. Her kıyafetiyle gündem yaratan Amerikalı şarkıcı Lady Gaga önceki gün 25 yaşına bastı. Attığı her adım olay olan ünlü yıldız yeni yaşını Los Angeles kentindeki Cita isimli Meksika restoranında sevgilisi ve arkadaşlarıyla kutladı. Sıra dışı şarkıcı doğum gününde sıra dışı bir hediye de aldı. İngiliz Daily Mirror Gazetesi’nde yer alan habere göre sanatçının yakın arkadaşlarından biri, Lady Gaga’ya şişme erkek hediye etti. Gaga’nın bütün gece şişme erkeğine sarılarak oturması uzun süre gülüşmelere neden oldu. Lady Gaga doğum gününde şişme erkeğin yanı sıra pırlanta bir takı aldı. Şarkıcının doğum gününe sevgilisi Luc Carl ve Kate Hudson, Fergie ve Cindy Crawford gibi çok sayıda ünlü isim katıldı.
(bu haberler basit google aramalarıdır. siz esas gazetelere bakın ve aklınızda kalan haberleri yollayın bana :)
2012 ile birlikte üzerimde bir uğursuzluk çöktü arkadaş. önce yılbaşında o beş bin lirayı kaçırdım, neyse dedim, olur böyle şeyler. ama tam bir hafta sonra arabanın ön silegeçlerini kırdılar. kim kırdıysa artık güçlü kuvvetli biriymiş, onu anladım ben. dibinden kırmış. neyse dedim, olur böyle şeyler. ertesi gün başka bir yerde arabanın sol tarafını sanırım çivi ile boydan boya, kanırta kanırta çizmişler. kızdım ama sonuçta yapacak bir şey yok. istanbul'da arabası çizilmeyen var mı ki kızayım. salı günü iş yerindeki bilgisayarın müzik aparatı bozuldu. çarşamba günü iş yerinin bodrum katı yandı ve tüm bina kara dumanla doldu. akşam banyo yaparken burnumun içinden simsiyah is lekeleri yerlere aktı, düşünün gerisini. yani var bir şey diyorum ama bir türlü düzelemiyor hiçbir şey. perşembe günü ise istanbul'daki en yakın arkadaşımın temelli çin'e gideceğini öğrendim. içimi hüzün kapladı. cuma günü olan ise bambaşka. sinyali verdim ve döneceğim. tam o anda arkadan kocamn bir cip çarptı. sigara ağzımdan fırladı. kemeri takmasam direksiyona yapışacaktım. bi sigara daha yakıp sakince arabadan indim. baktım benim arabada hiç bir şey yok. cipin sol tamponu kırılmış. arabanın sağını solunu kurcaladım ama harbiden hiçbir şey yok. sapasağlam. cipi kullanan çocukla helalleştim ve varacağım yere vardım. cumartesi günü artık uğursuzluklar tavan yaptı ve tüm marmarayı vurdu. beş saat elektrikler kesildi. uyuyarak o vakti geçirdim. pazar allahtan kazasız belasız geçti. bir an dışarı çıkıp çıkmama konusunda kararsız kaldım ama atın ölümü arpadan ölsün felsefesi ile durumu kotardım.
velhasıl kelam durumum budur. cünup mu geziyorsun lan derseniz eğer ağzıma burnuma su alıp vermiyorum. ama dişlerimi fırçalarım, burun kıllarımı uzatmam, cık ondan değil. yani ben ki 2012 21 aralıkta bir şeyler olabilir derim, hiç gerek yokmuş 21 aralığa, şimdiden başladı benim yok oluş sürem. artık karşıdan karşıya geçerken çok dikkat ediyorum, bilinçsizce gıda almıyorum, spor yapmıyorum, sıkı giyiniyorum, çünkü üşüyorum...
mazoşizmin isim babası leopold von sacher masoch'un yazdığı, mazoşizmi tarif eden roman. kahramanımız severin(belle de jour'da da severin karakteri vardır ve o da dayaktan hoşlanıyordu. severinlerin çıkış noktası bu karakter sanırım) küçükken halasından yediği kırbaçlar sonucunda kürklü kadınlara karşı taparcasına isteklerle doluyor, onlara venüs gözüyle bakıyor ve kendinden geçiyor. wanda ile tanıştığında da kadını bir tanrıça olarak görüp taparcasına aşık olup, bu duygularına esir oluyor. kadın her ne kadar severin'in bu isteklerini olumlu karşılamasa bile sevdiği için olumlu karşılıyor. en sonunda bir kölelik sözleşmesi imzalıyorlar. ardından gelsin kırbaçlanmalar, gitsin aşağılanmalar. bu arada severin, wanda'yı da başka erkekler yüzünden kıskanıyor, ama bundan da zevk alıyor. wanda ise severin'i bir türlü gerçek bir erkek olarak görmediği için ondan nefret etmeye başlıyor. baştan severin'i sevdiği için katlandığı bu duruma en sonunda o da alışıyor ve severin'e acı çektirmekten zevk almaya başlıyor. hikayenin sonunda bir despot olan grekten hoşlanan wanda, severin'i kıskıvrak bağlıyor ve onu greke kırbaçlatıyor. bu aşağılanmaya bir yandan katlanamayan severin, bir yandan da gizli gizli zevk alıyor. evine dönüyor. wanda ise severin'e olan tüm sevgisini kaybetmiş bir halde grekle beraber floransa'yı terk ediyor.
sadizmi anlatan sade markisinin kitabı yatak odasında felsefe'yi okurken midem bulanmıştı. kürkü venüs'ü okuduğumda sadece severin'e acıdım. zaten en sonunda severin de "keşke kırbaçlayan ben olsaydım" diye bir itirafta bulunuyor. o da kendine acımış. bdsm meraklıları işin özünü bu romandan öğrenebilir. neyse, hikayenin özü olarak kadın ve erkeğin örs ve çekiç gibi olduğu, ama erkeğin çekiç, kadının örs olması gerektiği anlatılıyor.
"doğanın yarattığı gibi olan ve erkeği şimdi olduğu gibi kendine çeken kadın, erkeğin düşmanı ve sadece erkeğin kölesi ya da erkeğin despotu olabilir, ama hiçbir zaman yol arkadaşı olamaz. yol arkadaşı, ancak erkeğe hakları ile eşit olduğunda, eğitimde ve işte erkek gibi olduğunda, olabilir."
kitabı o kadar aramama rağmen hiç bir yerde bulamamıştım. netten sipariş edince bulundu, ama 1975 yılı 1. basım. ikincisi 40 yıldır yapılamıyor! sayfalar benden bile yaşlı. kitabın sonunda yazılanlar kitaptan daha güzel. yazarın, halası bayan zenobi'den gerçekten yediği dayak, iki farklı kadınla yaptığı kölelik sözleşmeleri ve yazdıklarına hayran olan biriyle yaşadığı tecrübe var. bayan zenobi gerçek bir kürklü venüs'tür ve küçük leopold ona hayrandır. onun kürkünü taşırken kendinden geçer ve fırsatını bulduğunda ayaklarını öper. akabinde dolap arkasına saklanıp halası ile sevgilisinin neler yaptığını görmek ister. sonra korkar, gözlerini kapar ve kulaklarını tıkar. tam o esnada halasının kocası, halasının iki sevgilisi ile beraber odayı basar ve bizim kürklü venüs bir aslan gibi atılarak sevgilileri odadan defeder. sonra alır eline kırbacı ve kocasını kırbaçlamaya başlar. tüm bunlara şahit olan leopold yerini belli ettiğinde halasından azarı iştir ve o da kırbacın tadına varır. bu durum hoşuna gitmiştir.
yazdıklarına hayran olan kişi ise bir erkektir ve eline kadın eli değmemiştir. hayran gizliliğe çok fazla önem verdiği için yazara kendini hiçbir zaman göstermez. karısı wanda'da bu hayranın çelimsiz başka bir versiyonu ile tanışmak zorunda kalır. karı koca von mazochlar, bu iki eşcinsel hayran tarafından terk edildiklerinden bir süre sonra bu kişilerin bavyera kralı ikinci ludwig ile hollanda prensi alexander olduklarını öğrenirler! aristokrat olmak harbiden zor iş lan! koskoca kral ve prens kadınlardan hiç hoşlanmıyorlar.
ikinci savaşın birinci şarkısı lili marleen ise ikincisi budur. şarkı, esasında rus iç savaşı sırasında askeri mutlu eden(!) bir kadın için yazılmış. katyuşa, katerina'nın kısaltması bu arada. neyse, tüm dünyaca tanınması ise ikinci savaşla birlikte olmuş. ama bu daha güzel, daha gaza getirici. üstelik, tempo tutup dans bile edebilirsin!
katyusha adına sahip bir de silah vardır, ki günümüzde hala kullanılır(arap-israil çatışmaları). ruslar, bu şarkı çok tutunca "silahını geliştirelim" demişler ve icat ettikleri bu makinaya askerlerin çok sevdiği katyuşa'nın adını vermişler! silah, aynen rus askerleri gibi anti piyade silahıdır. katyuşa, ikinci harpte topçuların işlevini değiştirmiş. "vıjjjjjj" diye ıslık çalarak havalanır, gider ve düştüğü yeri mahvedermiş. rusların batıda o kadar hızlı ilerlemesinin bir nedeni de şarkısı ile birlikte katyuşanın kendisidir. alman askerlerinin üstünden uçup giderken, onların psikolojilerini bozarmış bu stalin orgu(alman askerleri stalin orgu dermiş). oysa basit bir silahtır. kolay kullanılır, tamir edilir ve ucuzdur. kamyon kasalarında bile kullanılabilir ve kolayca saklanır. ruslar bu silahı ilk geliştirdiklerinde, subaylarından başkasının kullanmasına izin vermiyormuş. almanın panzerleri, amerikalıların alev silahları(ki herkes kullanmıştır, ama bana hep amerikan-japon savaş filmlerini hatırlatır bu silah) neyse, rusların katyuşaları da odur.
rastsvetali yabloni i grushi,
paplyli tumany nad rekoy.
vykhodila na bereg katyusha,
na vysokii bereg na krutoy.
(elma ve armut ağaçları çiçek açtı. nehirin üzerinde sis duman oldu. sahile geldi katyuşa, yüksek bir uçurumun başına)
vykhodila, pesnyu zavodila
pro stepnogho, sizagho arla,
pro togho, katorogho lyubila,
pro togho, ch'i pis'ma beregla.
(geldi ve şarkı söylemeye başladı, bozkırların kartalı hakkında, sevdiği adam hakkında, mektuplarını sakladığı adam hakkında.)
oy ty, pyesnya, pyesenka devich'ya,
ty leti za yasnym solntsem vsled.
i boytsu na dal'nem pogranich'e
ot katyushi peredai privyet.
(ey şarkı,genç kızların şarkısı, sen parlak güneşin izinden uç. ve uzak sınırlar ardındaki savaşçıya, katyuşa'dan selam ilet.)
pust' on vspomnit devushku prostuyu,
pust' uslyshit, kak ona payot,
pust' on zemlu berezhyot rodnuyu,
a lyubov' katyusha sberezhyot.
(hatırlasın o kendi kadınını, ve duysun nasıl şarkı söylüyor, o kendi öz vatanını korusun, aşkı ise katyuşa koruyacak.)
(çeviri: http://lyricstranslate.com/tr/katyusha-katyusha-katyusa.html)
not: bir kısım bilgi ekşi sözlükten ve vikiden.
şimdi arkadaş bahsedeceğim konu filmlerin içinde söylenen şarkılar. ama bizzat oyuncular tarafından söylenenler/öyle sanılanlar vs. blues brothers, doors gibi filmleri kafadan es geçiyorum. mantıken geçmemem lazım, ama zaten o filmler müziğe adanmış. burada amaç filmi şahane bir hale getiren şarkılardır ve bizzatihi oyuncular tarafıdan icra edilmesi gerekiyordu. ama bu her filmde mümkün değil elbet. sonuçta böyle bir liste oluştu. eğlenin :)
the talented mr ripley - tu vo' fa' l'americano (jud law)
dicky arkadaşlarıyla buluşur ve nefis bir şarkı söylemeye başlarlar. burjuva sınıfından olmayan, onların gözünde basit ama yetenekli olan bay ripley performansa hayran kalmıştır. sonra o da olaya dahil olur. burjuva özentisi olduğu için klasik müziğe merak salmış olsa bile şarkı onu büyülemiştir. beni de...
a clockwork orange - singin in the rain (malcolm mc dowell)
şimdi arkadaş donald o'connor'ın o yağmurun altında söylediği enfes şarkı ve step dansı dillere destan güzellikte. hatta nefis ötesi. insanın içini sevinçle dolduruyor. ama alex de large'ın o yazarın evini bastığında ve akabinde yaptıkları, o anda söylediği singin in the rain kesinlikle daha nefis, daha bir etkileyici, daha bir gerçek. şarkıyı söylerken önce yazarı tekmeler, etrafı dağıtır, şarkı biter, tekrar başlar. bu sefer tecavüz edecektir. arkada fon müziği yoktur, gerçek olan da budur. sahnenin sonunda elbette sonunda kahkaha atabilirsiniz. haz, çokca kahkaha atabilmektir.
hababam sınıfı - estarabim (hababam vokal grubu)
böyle bir listede hababam vokal grubunu bulundurmamak anlamsız olurdu ve söyledikleri en nefis şarkı da budur. tam bir birlik içerisindeler ve elleri arkadan kenetli. şarkının sözlerini de kendilerine göre değiştirmişler ve estarabim değil artık. olsun, süperdir.
arabesk - allahım kör et beni (şener şen)
şener şen'in nefis şarkısı. çölde başlar, sonra şener şen'in tipik yürüyüşü ile bacaklarını görürsünüz. siyah giyinmiştir. yürür, dizleri üstünde sürünür ve şa çölde biter her şey. şener şen kör olmuştur.
dancer in the dark - i've seen it all (björk/thom yorke)
esasında listeye müzikallerden şarkı almayacaktım. ama bu tren sahnesi nasıl alınmaz kardeşim. görecek ne kaldı diyen selma'ya karşı thom yorke'un sesinden cevap verilir. bir sürü şey vardır. insan büyük duvarı(çin seddi) görmeden nasıl ölebilir.
beetle juice -day o(banana boat song)
bir grup insan yemek masasındadır ve herkes son derece ciddidir. sonra birden bire annemiz coşar, babamız şaşırır ve hep birden şarkıya eşlik ederler. çekilmiş en nefis sahnelerden birisidir ve zaten herkes bu filmde bu sahneyi hatırlar.
the mask - la mascara al ritmo del (sancho de cuba) (jim carrey)
hatırlıyorsunuz değil mi? maskemiz polis tarafından sıkıştırılır ve her taraf müzikle dolar. kimse kendini kontrol edememeye başlar ve elinde siyah tutan kadın polisimiz şarkıya katılır. akabinde vücudu da şarkıya katılacaktır. öyle bir yerde, birden bire herkesle beraber şarkı söyleyip, topluca dans etmek isterdim.
backto the future - johnny b. goode (michael j. fox) işte size bence gelmiş geçmiş en iyi sahne. ellilerde johnny b. good söyleniyor ve kimse buna hazır değil. ritm enfes, danslar harika ve birazdan kendi şimdiki zamanına gitmesi gerekiyor mcfly'ın. birazdan bizim siyah eleman telefonla şarkıyı başka birisine dinletecektir.akabinde iyice coşan, tellere deli gibi basan ve içindeki uyumlu deliyi ortaya çıkan marty, anfileri tekmelemeye başlayacaktır. kimse buna hazır değilmiş!
pulp fiction - girl, you'll will be a woman soon (urge overkill - uma thurman)
evet, şarkıyı direkt olarak uma thurman söylemiyor. ama mia nefis bir şekilde önce dansıyla, sonra sesiyle eşlik ediyor. vincent ise başından beri çok eğlenceli geçen o buluşmanın sevişmeye dönüşmemesi için tuvalette kendi kendine telkinlerde bulunuyor. o patronun karısı, ama az sonra cartayı çekecek. hem de kadın olmadan önce. cehenneme gitmeden önce dinlenmesi gereken şarkılardan birisidir bu der gibi, hatta öyle.
desperado - cancion del mariachi (antonio banderas)
"ayayayayay sevgilim, kalbimin biricik esmeri"der gibi, hatta öyle diyor. ispanyol futbolcu olsam maça çıkmadan önce bu parçayı dinlerdim. gaza getirici ve çok eğlenceli. esmer güzeli selma hayek, ateş gibi kadın, ateş gibi şarkı,"atıma atladığım gibi, sıradağların arasında dolaşırım, yıldızlar ve ay bana rehberlik eder." valla bak!
the pianist - ballade no:1 g minor op.23 (chopin) (adrien brody) dışarıdan gümbür gümbür top sesleri geliyordur ve polonyalıların varşova ayaklanması nazilerce bastırılmak üzeredir. schpilman ise bir harabede yahudi olarak hayatta kalmaya çabalarken o nazi subayını görür. şeytan görmüş gibi kaçarken piyanist olduğunu söyler ve yıllar sonra tuşlara basar. o uzun parmakları ile hala eskisi gibi çalabiliyordur.
(youtube linkini bulamadım, sahneyi izlemek isteyen google videonun bu linkinden izleyebilir) topsecret - east german national anthem(doğu alman halkı)
bu marş başlı başına bir espri kaynağı, süper bir şey. anlamını ekşi'den kopyalayıp yazıyorum, dinlerken okuyun :) "selamlar selamlar doğu almanya! meyvelerin ve üzümlerin memleketi, pişman olacağınız, kederleneceğiniz memleket! eğer kaçmaya çalışırsanız, ister yeraltından tüneller kazın, ister koşarak duvardan atlayın, hiç bir işe yaramaz, unutun gitsin! çünkü gardiyanlar sizi gebertecektir, tabii onlardan önce elektrikli teller çoktan gebertmemişse!"
gadjo dilo - tutti frutti te kelas(adrian simionescu)
öncelikle şunu söyleyeyim, bu filmi izlemeyen izlesin.sahne ise harika. yaşlı çigene arkadaşının öldüğünü duyar, mezarına gider, biraz vodka içer, biraz mezara döker, oynamaya başlar. çok kederlidir, ağlar, dövünür ve son görevini yerine getirmenin huzuru ile oradan ayrılır.
im juli - güneşim (idil üner)
yaz başlangıcı, okul bitmiş, gece herkes kumsala gitmiş ve öbek öbek toplanmışlar. güzel ateş yanıyor ve gitar tellerine birisi dokunur, sonra, türkçe nefis bir şarkı başlar. herkesin kulağının pası silinir ve hayran olunur, tek kelime ise mükemmeldir.
tosun paşa- (adile naşit ve sefer kızları)
bu sahneyi izleyip de eğlenmeyeni döverler ağbi.daha iyisinin yapılması da imkansız.
jim carrey - cablo guy (somebody to love)
kendi çapında bir manyak olan kablocu çocuk, kendini insanlara beğendirmek için bir karaoke gecesi düzenler ve bu enfes şarkıyı yorumlar. tek kelime ile mükemmel yorumlar...
(hepinize şimdiden iyi yıllar, iyi ki bitti 2011 :)
ilk izlediğim türk filminde cüneyt arkın ile müjde ar oynuyordu. müjde ar balerindi(beli öküz gibi kalın bir balerin) ve cüneyt ağbi polis. 80'lerin ortalarında bir tek cumartesi akşamları türk filmi oynardı. ertesi gün tüm çocuklar sokaklarda onun hareketlerini tekrar etmeye çalışırdık. türk filminin salgın gibi kanalları sarması star'ın kuruluşundan bir kaç yıl sonrasına denk gelir. neyse, o dönemden aklımda kalan diğer film de türkan şoray'ın tamba tumbasıdır. çiçek abbas vhs kasetinin durumu iyi olan evlerde bulunduğu zamanlardı. heytt be...
neşeli zamanlarmış. masada güzel insanlar, ortalık şen, sigara bile içebiliyormuş kapalı mekanda!
hastaneye kaldırmışlar bu fotoğrafta. zamanını hatırlamıyorum, ama eskiden ferdi dinlerdim. ciddiyim bak. sonra birgün cem özer'in talk showuna çıktı ve kendi şarkılarını dinlemediğini, konserden konsere söylediğini haykırdı ağzından ve her şey bitti o an. ferdi tayfur'u hala daha dinleyemem.
şu hayatta harbiden şöyle hafiften de olsa içmek istediğim tek insan sadri alışık'tır. onun filmlerinde klasik balıkçı mekanları vardır. kurulur masaya, başlar içli içli anlatmaya, o anlatsın, ağzımı açmadan dinlerim. çünkü ben de eski bir aşkın mahvettiği bir türkiye cumhuriyeti vatandaşıyım. o kavuşur filmlerin sonunda, kırk-elli yaşında bile olsa, ben rüyalarımda görürüm hala..
bu bir rol ile ilgili mi bilmiyorum ama feci karizma bu fotoğrafta. kemal sunal filmleri ikiye ayrılır nazarımda. kilolu filmleri beş para etmez. ama o korkusuz korkak'daki hali var ya, nefis. o dönemki filmleri de nefis. neredeyse her biri absürd komedi şaheseri. ama o göbekli hali kötü. uymuyor role işte.
insan şu adama gülmez mi be, gülüşü nefis, bakışı cana yakın. üstelik filmlerinde gram şaklabanlık da yok. saf oyunculuk sergiliyor.
ali şen ve ailesi. sağdaki ufaklık şener şen. ali şen de büyük oyuncu. genelde filmlerinde çakal tipleri oynar.ama her biri ayrı güzellikte ve hiçbir tipi bir öncesini andırmıyor. zaten bu yüzden büyük oyuncu.
adam 40 yaşındayken hababam sınıfında oynamış. ben kendime genç dururum diye bakıyorum ama bu adam o yaşlarda gençliğin dibine vurmuş resmen. neyse, canım kardeşim diyesim geliyor. ne güzel filmdi o be...
adile naşit'e öldükten sonra atılan iftiralar, hakaretler vs. harbi yazıklar olsun. saçını örtmedi diye kadını mezarda cehenneme koydular. öldüğü zamanı da hatırlarım. annem leğende beni yıkarken ölüm haberini trt vermişti. sonra ertesi gün, cumartesiydi ve sabahleyin onun münir özkul ile oynadığı o meşhur turşucu filmini yayınlamışlardı. cumartesi sabahı ilk kez türk filmi izlemiştik. ve evet, film nefisti.
gençliğinde bu kadın güzelmiymiş ne? tamam, bir sürü rolde oynadı, ama benim aklımda hep sabriye usta kaldı. kaygısızlar'daki sabriye usta. süperdi orada...
bu fotoğraf gerçek, fotomontaj değil. arkadaki kişi, dünya tarihinin tartışmaşız en büyük güreşçisi olan alexander karelin.
rivayete göre sibirya'da odun keserken keşfedilmiş. yirmi yıllık spor hayatında sırtının yere gelmesini bırak, senelerce rakiplerine puan bile vermemiştir. sadece bir kez kaybetmiştir. o da son maçında, sydney olimpiyatlarının finalinde.
amerikalıların ise karelin hakkında değişik görüşleri vardır. karelin'in sibirya'da ormanda değil, özel olarak yetiştirildiğini düşünüyorlarmış. manyak bir gücü vardır. sidney'de onu yenen gebeş amerikalı, bir öküzden farksızdı. zaten mağlubiyeti normal bir şey olmayıp, salto bağlamaktan ileri gelir. gebeş amerikalının beli daha kalın olduğu için salto bağlayamamış ve puan verip yenilmişti. ama o seul, barcelona ve atlanta'da kazandığı üç altın madalya adını ölümsüzler arasına yazdırmıştır. yaptığı son maçını kaybetmesi bir çok kişiyi üzmüştü.
"burcu sıdkısıyrıq kendi dizilerine ödül veriyorda ben kendi dizilerime ödül veremiyor muyum" diye düşünüp bir liste yapmıştım. ödülümün adı yine sıdkısıyrıq ödülü olarak kalacak. isim değiştirmek olmaz, ama ödülü ben veriyorum! ha, herkezi kendi dizilerine böyle bir sıdkısıyrıq ödülü vermeye davet ediyorum. kndi ödüllerinizi 3-4-5 diye sıralayın gitsin. ciddiyim bak...
(sokka, suki'yi beklerken)
avatar: the last airbender: şimdi arkadaş bu bir çizgi dizidir ve enfesti. tadı damağımı parçalayarak geçip bitti. bu çizgi dizi yüzünden uzun yıllar cumartesiler erkenden kalktım. son hava bükücü ve avatar aang'ı ve uçan bizonu appa'sı ve uçan lemuru momo'su, aang'ın ilk gördüğü andan itibaren delice tutulduğu kan da bükebilen katara'sı, katara'nın kardeşi olan, hiç bir şey bükemeyen ama dehşet saldırı planları yapabilen, şaklaban sokka ve sevgilisi kyoshi savaşçılarının lideri suki ile kuzey su kabilesinden kendini aya feda etmiş eski sevgilisi yue'ye, dillere destan bir varolma savaşı veren ateş kralının oğlu zuko, ateş bükerken mavi ateş büken ateş kralının kızı azula, zuko'nun biricik amcası, kadın delisi, çay tiryakisi iroh, güç delisi ateş kralı ozai ve kör toprak bükücü, toprak bükücülerin en şahanesi olan, aang'ın toprak bükme ustası toph, aang'ın çocukluk arkadaşı kral bumi'ye kadar enfes karakterler barındıran nefis bir diziydi. zuko'nun annesini toprak krallığında aracağı yeni bölümleri gelecek diyorlar. bekliyorum, hem de heyecanla...
en en kötü karakter sıdkısıyrıq'ı: ateş kralı ozai en feci aşık kadın sıdkısıyrıq'ı: suki en güzel canlı sıdkısıyrıq'ı: appa
lost: sonu boktan da olsa baştan iyiydi. hakkında bir dünya yazı yazdım.
en boktan sonsıdkısıyrıq'ı en pis ve yalancı karakter sıdkısıyrıq'ı: benjamin linus en güzel kadın sıdkısıyrıq'ı: ana lucia cortez
(savannah, annesi kılığına girmiş weaver ile birlikte)
en dehşet çocuk karaktersıdkısıyrıq'ı: savannah tez zamanda geri dönmesi gereken dizi sıdkısıyrıq'ı
married with children: bazen düşünüyorum ve evlenmekten bu kadar çok korkma nedenlerimden birisi de bu dizi. erkeğin peg gibi bir karısı olursa al bundy gibi bir herife dönersin. kaç sezon sürdüğünü bilmiyorum, ama nefis bir diziydi.
en gebeş adamsıdkısıyrıq'ı: al bundy
üç çocuk yapmamak için nedenlersıdkısıyrıq'ı
(şu mutlu aile fotoğrafının arkasında kafasını gösteren costanza'dır)
seinfeld: canınız çok sıkıldığında bu diziyi izlemek ilaç gibi geliyor. psikologa gitmenize gerek yok. bu diziyi seyredin yeter size.
en mal karaktersıdkısıyrıq'ı: george costanza
moonlighting: çocukluğumun dizisiydi. hala daha bruce willis'e david derim.
en kendini beğenmiş kadın karaktersıdkısıyrıq'ı: maddie hayes en sarı saçlı kadın karakter sıdkısıyrıq'ı: maddie hayes esas karakterden bile daha iyi yardımcı kadın karakter sıdkısıyrıq'ı: topesto
macgyver: dilimize "macgyver mısın olm sen" diye bir laf kazandıran dizidir. eskiden izlerken yaptığı aletler inanılmaz gelirdi. bir kaç sene evvel rastladım bir kanalda. herif sonuçta atom bombası yapmıyor. basit aletler yapıyor be ya, valla o kadar malzemeyle dolu bir yere düşsem ben de yaparım. neyse işte, güzeldi.
elinde dayanak olsa dünyanın yerini değiştirecek kaldıraç yapabilen dizisıdkısıyrıq'ı
south park: o enfes radiohead ve lotr bölümleri, kenny, cartman, butters daha ne lan. uzun süredir izlemediğimi de belirteyim. her şeyin fazlası sıkıcı oluyor sonuçta.
bir türlü bitmeyen dizisıdkısıyrıq'ı en aç karakter sıdkısıyrıq'ı: kenny mccormick
1.Ödülü bize veren kişiye teşekkür ediyor ve linkini veriyoruz.
http://adaminbiriyim.blogspot.com/ adamın biri işte beni takip ediyor ve sevdiği on blogcudan biriymişim. sağolsun...
2.Hakkımızda 7 gerçek paylaşıyoruz
1. erkeğim.
2. sigara içerim, alkolik falan değilim, hatta yeri gelir çarpar geçer beni.
3. büyüyünce helikopter pilotu olmak isterdim.
4. uyumayı feci şekilde seviyorum. sırf bu yüzden işe yakın ev tuttum.
5. eskiden çok çabuk sinirlenirdim. şimdi de sinirleniyorum, ama kontrol altına alabiliyorum sanırım.
6. 2011 bitsin diye bir senedir yalvar yakar bir halde evrene sövüyorum.
7. bir kaç gece evvel rüyamda şeytanı gördüm. eğlenceli bir adamdı. ama çok pis bir yalancı ve sahtekar. kesinlikle hiç bir dediğine, hiçbir sözüne güvenmeyin. bi de şahane ölü taklidi yapabiliyor. 8. adriana lima'yı güzel bulmuyorum. şişirilmiş bir balondur kendisi.
3. Sevdiğiniz 10 blogcuya ödül verin ve verdiğinizi haber verin
haber vermek bana uymaz. on blog da olmaz. harbiden, ne yazmışlar/paylaşmışlar diye merakla linkine tıkladığım bloglardır bunlar. kendileri isterlerse olaya dahil olsunlar :)
(ey okur, okumadan önce bunu oku. çünkü aşağıda yazılanlar çoğu kişiye erotik gelebilecek hikayelerdir)
I
her şey onsekizinci yaş günüme bir kaç gün kala gelişti. babam yanıma gelip, "kızım, bu doğum gününde dile benden ne dilersen" dediğinde her sene aldığı oyuncak arabalardan, bebeklerden sıkıldığım için boylu poslu, kaslı adeleli zenci şoför istedim. durumu bozuntuya vermeyen babam, "tamam canım kızım, merak etme sen, istediğini elde edeceksin" dedi ve yanaklarımdan öptü.
heyecanla yaş günümü beklemeye başladım. partime tüm arkadaşlarımı davet etmiştim. etraf cıvıl cıvıldı ve sahnede de müziğe ara verdiğini söylediği halde benim için son bir kez şarkı söyleyen teoman vardı. en sonunda büyük bir heyecanla hediyeleri açmaya başladım. oysa gözüm dışarıdaki üstünde isim yazmayan kutudaydı. onu açtığımda ise büyük bir süprizle karşılaşmıştım. üzerinde "hamile kalmaman dileğiyle" yazan bir kağıt parçası ve 30 santimlik damarlı ve fışkırtmalı dev gibi bir zenci vibratör!
rezil olmuştum. tüm arkadaşlarımın alaylı bakışlarına maruz kalacağımı sanıyordum ama gördüğüm şey bambaşkaydı. kadın, erkek hepsi büyük bir kıskançlıkla yüzüme bakar olmuştu. babannem bile yüzünü asmış ve haset dolu gözlerle bana bakıyordu. erkekler kendilerini değersiz hissetmiş, kızlar ise babalarının kendilerine neden böyle bir hediye vermediğini düşünür olmuşlardı.
bu da böyle bir anıdır işte!!
II
gecenin karanlığında karşı villadan gelen org sesleri ve kahkahalara binaen, ilgili mekanın bacasından ip sarkıtarak zorla içeri girdim. allahtan şömine yanmıyordu ve bende ses çıkarmadan ve üzerim tertemiz bir şekilde dışarı çıktım. sonra kafamı orgun olduğu yöne çevirdim. oldukça sıska ve çıplak bir eleman sadece org çalıyordu ve tv açık kaldığından dolayı korku filminin kötü karakterinin kahkahaları tüm salonu doldurmuştu. dedim ki;
"amca, senin adın ne?"
"bülentersoy" dedi yavaş bir sesle. hışımla "amca, bak hava soğuk, adından da kıllandım şimdi. hem şöminen de yanmıyor, git üstüne rahat bir şeyler giy, böyle tecavüze yeltenemem" dedim. yaşlı adam yerinden yavaşça kalktı ve odasına doğru gitti. açık olan kapıdan yatağını gözetlediğimde ise donup kalmıştım. 30 santimlik damarlı siyah bir vibratör ile kendi kendi tatmin ediyordu ve şaşkın gözlerle kendisine izlediğimi gördüğünde ise işlemi hızlandırmıştı!
gittim, gördüm ve tecavüz ettim! korkmama gerek yokmuş, bülent ersoy ismi sadece benzerlikmiş!
III
o gün her zamanki rutin işlemlerinden biri olan çiçek sulama işi için kemerimi çözdüm ve begonyalara doğru işemeye başladım. burada çalışmama neden olan evin hanımını uzun süredir takip ediyordum ve begonya ile karanfillerle çok fazla uğraştığına tanık olmuştum. her sabah onların otlarını alıyor ve gübre karışımlı suyu da bu çiçeklerden ihmal etmiyordu. onlara dokunmama izin yoktu. ben de dokunmuyordum. ama sapık ruhum beni bir şekilde evin hanımını elde etmeye yönlendiriyordu.
ertesi gün yine her zaman yaptığım gibi dantelli iç çamaşırlarımı çıkarıp bahçıvan tulumumu giymeye başlamıştım ki hanımı begonyaların orada hışımla bağırırken gördüm. kahretsin, dün gece birayı fazla kaçırmış olmalıyım. tam bunu düşünürken evin beygiri daha bir hafta önce yaş gününü kutlamış olan küçük hanımı hışımla üzerinden atıp son sürrat kaçmaya başlamıştı. anlaşılan o da dün gece birayı fazla kaçırmıştı. küçük hanımın içinde ise beygirin eyerine yerleştirdiği otuz santimlik siyah ve damarlı vibratör kalmıştı.
bir ara atmışım makinaya çamaşırları, yıkayıp duruyor elektrik tüketerek. fıldır fıldır dönerken, birden bire bana seslendi;
"var kalış, var oluş değildir evlat!"
"ne evladı lan" dedim makinaya dönerek, altı üstü beş yaşında ve altı ile çarpsam yine de benim yaşıma gelemez. terbiyesiz teneke yığını.
sonra demez mi, "ama benim kadar çamaşır yıkamadın. haftada iki saatten beş yılda, toplam yirmi gün çalıştım ben. saçımı süpürge ettim senin için, vır vır da dır dır... amacım bu benim, yıkarım!"
be hey koca dünya, ne günlere kaldık. ne demiş birisi, "düşünce özgürlüğünden yoksun olmak düşündüğünü söyleyememek değil, hiç düşünmememiş olmaktır." bir metreküplük makina benimle kafa bulmaya çabalıyor, işe bak. sigaramın dumanından çekerken derin derin "ama intihar bir kaçış değil, reddediştir" lafı dökülüverdi ağızcığımdan, dumanıyla birlikte, üfüre üfüre. "varolmak mı istiyorsun? sahtekarrr, sen aslında görevini reddediyorsun. bilmezmisin ki hayatta en büyük tembellik, insanın istediği şeyi yapmasıdır. hah ha, seni değiştirmem lazım. ama param yok aq."
"at beni, hadi, geri dönüşmek istiyorum hemen, benden bilgisayar yapsınlar, sayıları sayayım" demez mi zındık makina, yaptığı işten tiksiniyormuş. haftada iki saat çalışmaktan tiksiniyormuş. bak sen o kahrolasıca makinaya. diyor ki, "varoluşuma giden yol bulantıdan, tiksintiden geçiyor. insan için özgürlük tam ve mutlaksa eğer ve insan özgür olmaya mahkumsa, çekip gidiyorum."
"nah gidersin" dedim biricik köleme, "sen makinasın, dediklerin insan için geçerli." sigaramdan biraz daha duman çekerken elimdeki şişeyi bir köşeye bırakmaya karar verdiğimde bu sefer köşe diklenmeye başladı. ev üstüme üstüme geliyordu, sanırım beni öldürmeye karar vermişlerdi.
cep telefonum da isyana katılınca en sadık kullarıma, yani giyisilerime bürünerek ve yerde sürünerek pencereden dışarı çıktım. tüm şehir çıldırmış gibiydi. kendinden geçen 97 model tipom, memleketi italya'ya iltica etmekten bahsediyordu. benzin yerine deposuna gaz koymama çok içerlemiş. o da bir makina olsa bile güzel bir şeyler tüketmek istiyormuş. ona bozulan parçaları için harcadığım servetten bahsetmedim. tabancamı çıkardım tekerleklerine ateş ettim.
güç topladıktan sonra önce makinayı parçalamaya karar verdim. ama onun yerine buzdolabını parçalamak daha eğlenceli geldi gözüme. onun gaz yollarını kesip, kapısını eline vermek çok güzel bir orgazmdı. akabinde "çek git lan" dedim makinaya. bağırınca ona, durdu birden bire. tamirciye götürmeye karar verdim. kahpee, paramı yok etmek için elinden gelen her şeyi yapıyordu. sanırım tamirci ile arasında gizli bir ilişki vardı. ben kimsenin ilişkisine karışmam. ama bana ait bir makina parçası, benim cebimden çıkan para ile kendini düdükletiyorsa acımam, öldürürüm. eve çağırdım tamirciyi ve tam "bunun rezistansı kireçlenmiş vs" diyecekken kafasına temizlik topunu geçirdim. kafam çok karışıktı. acaba bir tek ben mi var kalacaktım?
sonra baktım tüm eve, köşesine ve bucağına. "sen köşe, varsın. makina, varsın. dolap, sanırım artık yoksun. cep telefonu, şu an için varsın. tamirci, öldün değil mi? ses ver, evet ölmüş, artık yoksun. evrende anca yer kaplarsınız. siz fabrikasyon ürünleri, tek çeşitler, modelleriniz bile sahtekarlık. hastalıklarınız benzer, aynı şeyleri tüketen iblisler sizi. bense kapladığım yerde var olurum. var olmam için kendini yeniden yarattım. hastane değil, ev yapımıyım ben, aşısızdır kollarım, vicdansızdı hocalarım, cahildi bakıcılarım. siz var kalın, sonsuza kadar, hahaha"
şehirde nükleer patlamalar yüzünden tam bir kaos hakimdi ve ben sigaramdan bir nefes daha çekerek yukarıya doğru üfledim. artık kanserden korkmama gerek yoktu.
garip şiirler diye bir katagori açsam küçük iskender'in bu şiiri baş köşeye yerleşirdi. hemde çekine çekine değil, koşar adım. ha, beni de 2007'nin 6-7 eylül akşamına alıp götürmesi başka bir durum tabi...
yağmura çok teşekkür ederim
bu gece yalnızca cesedime yağdı
bana bir şey olursa diye korktum
seni birkaç saniye düşünürsem;
düşünürken üşürsem diye korktum
oturup siyah portakallar yedim
oturup korkunç kitaplar okudum
içimde bir sıkıntı gibi cinayet
içimde bir sığıntı gibi telaş
içimde felaket gibi bir merak
hislerimin uzağına düştüm, şimdi çok üzgünüm
şimdi çocukluğumun uzağına da düştüm
daha da düşersem diye korktum
seni birkaç saniye düşünürsem;
ay kıvrılırsa diye
kan kıvranırsa diye
can sıçrarsa ölürken bir yerlere,
daha da ölürsem diye korktum
seni birkaç saniye düşünürsem;
sessem, sersem bir heceysem eğer
seni bir kelime edersem diye korktum
seni kötü bir cümlede kullanırsam
adını söylerken takılırsam, yalnış telaffuz edersem
böyle bir günah işlersem
tanrı affeder diye korktum
yağmura çok teşekkür ederim
bu gece yalnızca bu şiire yağdı
uzun süredir bir şeyler karalamıyorum ve enteresan bir yazı yazmaya çabalayım. gerçi konuya meraklı şahışlar olayı bilir, reklamcılar kesin kesin bilir...
eğer birisi, sizinle iletişim kurduğu zamanın üçte birinden daha az bir süreyi gözlerinize bakarak geçiyorsa, dürüst değildir ve sizden bir şeyler gizliyordur. ama üçte ikisinden daha fazla zaman sürede gözlerinize bakıyorsa ya size hayran kalmıştır, ya da saldırgan bir tavrı olacaktır. üstüne göz bebekleri de büzüşmüşse size meydan okuyor olabilir. biriyle sağlıklı bir iletişime geçmek için iletişimdeki sürenin yüzde altmış civarında bir oranda gözlere bakmak gerekmektedir.
kısaca demek istediğim şu; gözler kalbin aynasıdır, yalan söylemez onlar.. bir şeyleri açığa çıkarır. mesela heyecanlı birisinin göz bebekleri dört kat büyüyebilir. kızgın veya sinirli bir kişinin ise göz bebekleri çok küçülür. minicik kalır ve yılan gözler deriz biz buna.
şimdi gelelim işin flört kısmına. kadınların göz makyajı yapmasının temel nedeni gözlerini erkeğin gözünün içine sokmak istemeleridir. bir kadın, bir erkeği seviyorsa eğer göz bebekleri kocaman olacaktır ve siz, onun sizi sevdiğine emin olacaksınız. aklınıza şeker kız candy'nin veya peter görmüş heidi'nin göz bebekleri gelsin. neyse, romantik buluşmaların loş yerlerde olmasının nedeni de budur. çünkü loş yerlerde göz bebekleri daha da büyür. göz bebeği büyüyen kişi sizi seviyordur ve bu değiştirilemez, rol yapılamaz. bebeklerin ve çocukların göz bebeklerinin büyük olmasının nedeni de bu sevgidir.
göz bebeği büyüme işi kontrol edilemediği için bir çok uzman poker oyuncusu güneş gözlüğü kullanır. sırf karşınızdakinin gözlerine bakarak eli büyütüp büyütmemeniz konusunda emin olabilirsiniz. ve alış-veriş esnasında da başınız göz bebekleriniz yüzünüzden derde girebilir. eğer kadınsanız ve o ayakkabıyı çok istiyorsanız göz bebekleriniz büyüyecektir ve satıcı pazarlıkta oldukça cimri olacaktır. ben pazarlık yapmayı sevmem.
olay sadece gözlerle bitmiyor elbet. bakışlar da önemli. yakın karşılaşmada bakışları gözleriniz ile göğüs arasında, uzak karşılaşmalarda ise gözleriniz ile dizler arasında ise bu mahrem bakıştır ve sizinle ilgilendiğini belli ediyordur. farkında olmadan siz de ona aynı bakışları atmış olabilirsiniz hani, dikkat edin! eğer kişi bakmayı kesmişse, konuşurken gözlerini kapıyorsa sizden sıkıldığını gösterir veya sizi artık iplemiyordur, önemsiz bir kişisinizdir onun için. üstelik buna ilaveten bacak bacak üstüne atmış ve kollarını da göğsünde birleştirmişse hiçbir şansınız kalmamıştır artık. kadın ayakta ve bir ayağını diğer dizinin arka tarafında konumlandırmışsa eğer korkuyordur sizden ve tavrınızı değiştirin. sıcak ve dostca davranın. sonuçta insanları korkutmaya çabalamak çok saçma.