heyy!!! heyecanlı mısın?!

korkma, okudukça geçer!

23 Ocak 2009 Cuma

katolik ve ortodoks kiliseleri

istanbul ve roma kiliseleri arasındaki dinsel ayrım(siyasal nedenler hariç) kutsal ruhun nereden geldiğidir. katolikler, kutsal ruhun oğul yoluyla babadan, ortodokslar ise hem oğul, hem de babadan çıktığını kabul eder. bu ayrım sonucunda 1054 de roma, ayasofya ya bir belge gönderir ve birbirlerinden ayrılırlar. akabinde birbirlerini aforoz da ederler(günümüzde bu aforozlar karşılıklı olarak iptal edilmiştir).

ortodokslar ilk yedi konsülün kararlarını kabul edip, geri kalanı redderler(toplam 20 konsül vardır). ikonaları geniş ölçüde benimseyip, ibadet dili olarak her milletin kendi dilini kullanmasını benimselerler. haçların kolları ise roma nın aksine birbirine eşittir ve sağdan sola doğru haç çıkarırlar. evharistiya ayininde ekmeye maya, şaraba su katarlar. papazları evlenebilir. ancak keşiş, piskopos ve patrikleri evlenemez.

en önemli ayrı olan kutsal ruh nedir? kutsal ruh; tanrının ruhu, yani nefesidir. inanların inançları, imanları kutsal ruh sayesindedir. bazı müslümanlar cebraile kutsal ruh dediklerini zanneder. ama cebrail, hristiyanlarda gabriel adı melektir. ayrıca hristiyanların en büyük meleği michael-mikael adını verdikleri mikail dir.

tanrının yaratıcı(baba), kurtarıcı(oğul) ve esin kaynağı(kutsal ruh) şeklinde ayrımı meşhur iznik konsülüdür. burada üç tae tanrı yoktur. tanrının üç sıfatı vardır. yani bir üçtür, üç birdir.

"başlangıçta elohim(tanrılar) gökleri ve yeri yarattı. ve yer ıssız ve boştu; ve enginin yüzü üzerinde karanlık vardı; ve tanrının ruhu suların üzerinde hareket ediyordu." tekvin 1:1-2

22 Ocak 2009 Perşembe

japonya: meiji restorasyonu

1639'dan sonra kendi içine kapanan japonya(yüz yıl boyunca hiçbir yabancı japonya içine girememiştir), amerikalı amiral perry'nin savaş gemileriyle limanlarına gelip, 1854'de sınırlı sayıda japon limanını ticarete açması için zorlamasıyla bu yalnızlıktan çıkar(1868).

ülkenin amerikan ablukası altında kendisini batıya açmasıyla başlayan yenileşme hareketine, 1867'de tahta çıkan imparator meiji'nin adını vermiştir. meiji, babasının aksine davranarak, ülkesinin çin gibi yarı sömürgeleşmesini önlemek için bu yola başvurmuştur.restorasyonda ilk önce tokugava shogunluğu'nun(japonların başbakanı diyebileceğimiz kişi. feodal bey) 265 yıllık görevi, samurayların yardımı ile sona erdirilir. böylece imparator tüm kontrolü eline alır. akabinde anayasa ve diet(meclis) kabul edilir, feodalite kaldırılır, demiryolları yapılır, okul sistemi yenilenir, ordu yeniden düzenlenir(last samurai'daki gibi) ve japonya hızla modernleşir.

bu yenileşme hareketi sonucunda japonlar 1895'de çin'i, 1905'de de rusları yenerek başarıda doruk noktasına ulaşırlar. 1910'da da kore ilhak edilmiştir.

1912'de imparator meiji'nin ölümü ile restorasyon son bulur. bu batılılaşma hareketinin bu kadar çabuk başarıya ulaşmasının bir nedeni de o 100 yıllık yalnızlık sırasında batıdan gelen kitapları satır satır okuyup ezberlemeleri ve uyguluyabilmeleridir. belirli bir alt yapı oluşunca hem sömürge durumuna düşmekten kurtulmuşlar, hem de hızla sanayileşerek sömürgeler edinmişlerdir. mesela hollanda'dan gelen tıp kitapları yüzünden japonlar kısa sürede dünyanın en iyi cerrahlarına sahip olmuşlardır. birinci harpten önce güneydoğu anadolu'da kadastro çalışmaları yapmışlardır.

bu süre boyunca kendilerini doğunun ingiltere'si gibi görüp(yüzlerce yıl japonya işgal edilememiş ve ada devleti) ikinci harbe kadar ingilizlerle dost kalmayı amaç edinmişlerdir. ama artan enerji talepleri yüzünden hem ülkeleri işgal edilir, hem de şehirleri yerle bir olur.

not: bilgilerin önemli bir kısmı vikipedia'dan...

mithridates: zehir uzmanı

mö 112-63 yılları arasında yaşamış bu kişi amasyalı olmakla beraber pontus'un kralıdır. kralığını tüm doğu karadenize yaymıştır. tarihe geçen ilginç yönü ise zehirde aşmış olması ve uzmanlaşmasıdır. neyse, zehirlenmekten o kadar korkarmış ki hergün kendine belirli oranda zehir enjekte edermiş. böylece vücudu zehire karşı dayanıklılık kazanmış olur.

velhasıl kelam; bir at başı gibi asya'dan avrupa'ya uzanan bu toprakların doğu karadeniz kısmına, en sonunda romalılar gelir. uzun ve yorucu savaşlar olur. onların üç büyük komutanını yener ve bu kişi, roma'nın en zeki ve cesur düşmanı ilan edilir. ama güçlü roma'ya daha fazla dayanamaz ve krallığı son bulur. bu duruma dayanamaz ve koynunda sakladığı zehri içer. vücudu zehre karşı bağımlılık kazandığı için doğal olarak ölmez. esir olmamak için kendini bir askerine öldürtür ve bu dünyadan kurtulur.


işin başka bir ilginç yanı ise zehirlenmekten korumak için yaptığı tiryak adlı her derde deva panzehir, daha sonra birkaç ufak değişiklikle mesir macunu olarak kanuni sultan süleyman'ın annesi hafize sultan tarafından halka dağıtılmıştır.

20 Ocak 2009 Salı

judith vs holofernes

hikayeyi bilen bilir. kral nebukadnezar, med kralına karşı savaşta kendisine yardım etmeyen kavimleri cezalandırmak için, komutanı holofernes'i görevlendirir. holofernes de yahudalılar hariç hepsini yener, yurtlarını tar-u mar eder. sıra yahudilere gelir ve betulya şehri kuşatılır. şehir halkı kalede sıkışıp açlık baş gösterince genç ve alımlı bir dul olan judith planını yapar ve olabileceği en güzel hali alıp hizmetçisi ile birlikte holofernes'in yolunu tutar. ona "şehirle birlikte yok olmak istemediğini, yanında kalmak istediğini, güçlü omuzları olduğunu!" söyler. gaza gelen ve judith'den oldukça etkilenen holofernes, onun istediği gibi dolaşmasına ve ibadet etmesine izin verir. altıncı gün sonunda judith'i bir ziyafete çağırır. gecenin ilerleyen saatlerinde alkolü ağzı ile değil, kıçı ile içmeye başlayan holofernes sızar. judith ise eline kılıcı alır, duasını eder ve onun kafasını kılıçla kesip heybesine atar. böylece nebukadnezar'ın ordusu yenilir ve kaçarlar.

üsteki resim caravaggio'nun, olayı betimlemek için, 1598'de yaptığı bir resimdir. judith'in umursamazlığı, hizmetçinin acıyarak bakışı ve holofernes'in korku ve şaşkınlığı inanılmaz.


















bu iki resim ise yine aynı olayı betimlemek için gentileschi tarafından 1620'de yapılmış. judith burada sanki kılıcı daha bir teknik kullanmış. üstelik daha iri yarı ve hizmetçisi daha genç. "bu işi caravaggio'nun çırpı gibi olan judith'i ile mezardan yeni çıkmış hizmetçisi yapamaz. ancak bu judith ve hizmetçi yapar" gibi duruyor. akabinde ise sanırım "gelen var mı" diye etrafa bakıyorlar. yine de kendilerinden çok eminler. birazdan kaçacaklar.


bu resim ise ispanyol ressam goya'nın 1823'de bitirdiği, aynı olayın öncesini betimleyen bir başka tablo. ortada holofermes falan yok. judith, hazırlıklarını bitirmiş ve tombul yanakları ile daha bir köylü güzeli. hizmetçi ellerini birleştirmiş ve tanrıdan yardım istiyor. az sonra kafa kesecekler!

bunun yanında aldous huxley'in algı kapıları'nda çok etkilendiğini belirttiği botticelli tabloları da var. hatta soldaki kitap kapağını süslemiştir. o resimde holofernes'in kafasını hizmetçinin kafasında taşıdığı sepette görürsünüz. ortadakinde ise o kafa henüz yeni kopmuştur. arkadaki hizmetçinin yüzü belirsizdir. sağ tarafta holofernes'ten kalanı görürsünüz. adam çizgi roman gibi hikayeyi anlatmıştır. holofernes başsız bir şekilde çok berbat görünüyor. adamları da oldukça üzgün.

elbette bu olayı anlatan başka tablolar da var. hatta bir çok tablo var. güzel bir google araması ile ulaşabilirsiniz. franz von stuck imzalı aşağıdaki tablo 1927'de yapılmış. holofernes'in kafası kesilmemiş henüz.

kartaca: bilinen ilk soykırım


kartaca, mö 814'de, filistin topraklarında bulunan tire (sur) kentinden gelen fenikeli tüccarlar tarafından, şimdiki tunus'da kurulmuş olan bir kenttir. mö 3. yy'la kadar roma ile aralarında öyle fazla bir çekişme olmaz.

gemicilikte şan şöhret yapmış, kara ordusunu spartalı bir asker düzenlemiş ve fil kullanmayı da perslerden öğrenmiş olan bu halk, genelde sicilya'dan aldıkları tahılla geçinirmiş. ancak romalıların sicilya'yı almak istemesi üzerine onları baştan yenerler. çünkü romalıların daha gemisi bile yoktur. ama roma kıyılarına vuran bir kartaca gemisini inceleyen romalılar, aynı gemiden yüzlercesini kısa sürede yapar.
müttefiki yunan şehir devletleri ile beraber pön savaşlarında(mö 250'ler) kartaca'yı yener ve onları sicilya'dan kesin olarak atar.

bunun üzerine kartacalılar ispanya'dan tahıl ihtiyacını karşılamak ister. romalılar buna da izin vermez ve hannibal'in büyük yürüyüşü ve ikinci pön savaşları başlar(mö 218). hannibal, önce kuzeyden girilmez denilen italyan yarımadasına girer. akabinde 3 büyük roma ordusunu yener. roma'ya girse işi bitirecektir. ancak bir roma ordusunun kartaca'ya çıktığını haber alır. kartaca'ya geri döner. bu sefer sıra romalılardadır ve kartaca ordusunu kartaca'da yokederler(zama savaşı - mö 203).

artık tamamen sindirilmiş olan bu insanlara karşı nefret duyan birileri hala vardır. roma senatörü büyük cato, senatoda yaptığı alakalı, alakasız her konuşmanın sonunda şöyle dermiş;

"
ceterum censeo carthaginem esse delendam!"

yani;

"ayrıca düşünüyorum ki kartaca tamamen yakılıp yıkılmalı!"


en sonunda roma senatosu karar alır ve üçüncü pön savaşında(amerika'nın önleyici savaş adını verdiği savaş metodunu kullanıp) roma askerleri tüm kartacalıları öldürür. kartacalılar roma askerlerine karşı, sokak sokak, ev ev çarpışır. ancak çocuklarına kadar hepsi yokedilir. yokedilmeleri 1 hafta sürmüştür. akabinde kartaca'nın tarihi mirası da yok edilmiş ve şehirleri dümdüz edildikten sonra üzerinden defalarca sabanlarla geçilmiştir. ama en azından kartaca'nın yokedilmesini isteyen kato bunu görememiştir. çünkü roma saldırısından 3 yıl önce ölmüştür.

19 Ocak 2009 Pazartesi

faşizme inat kardeşimsin hrant



new amsterdam'dan new york'a ve saint peter

frank sinatra ve bilimum şarkıcı parçasının üzerine mutlaka bir şarkı yaptıkları şehirdir new york. hiç gitmemiş olsam da, hatta ve hatta gitmeyi düşünmüyor olsam da, knicks'den ve yankees'den nefret etsem de, taxi driver'ın hatırına bir şeyler anlatmak gerekiyor ;

new york'u ilk bulan avrupalı giovanni da verrazano adlı bir fransızdır. 1534'de şehrin olduğu bölgeyi keşfetmiş, ancak girişi bulamamış! bu yüzden şehri keşfeden kişi olarak 1609'da şehre çıkan ingiliz henry hudson kabul edilir(hudson körfezini filmlerden hatırlayın). bölgeye ilk yerleşen ve şehri kuran avrupalılar ise hollandalı maceraperestlerdir(tarihin arka odası adlı programda bu kişilerden birinin de murat adlı hollandalı bir müslüman olduğu söylendi. osmanlıya esir düşünce müslüman olmuş. new york şehri kayıtlarında adı hala geçermiş). kendileri bu bölgeyi pocahontas'ın kuzenlerinden 1613'de bir kasa ateş suyu(viski) karşılığında almışlar ve şehrin adını da new amsterdam olarak belirlemişler. hatta sömürgeleştirdikleri o bölgeye nioev nederland adını vermişler. ama yıl 1664'ü gösterirken bu sefer ingilizler ortaya çıkmış ve bu sömürgeyi hollandalılardan satın almışlar, adını da new york olarak değiştirmişlerdir. tabii karşılığında bir şey vermeleri gerekiyordu. elbette verdiler, endonezya'da küçük bir kahve plantasyonu(çiftçiliği).

velhasıl kelam; günümüzde 170 ayrı dilin konuşulduğu, yaşayan insanlarının üçte birinin abd dışında doğduğu, hali hazırda dünyanın başkenti olan bu şehrin avrupa'nın azizleri bol şehirlerinden farkı, şehri koruyacak hiçbir azizin olmamasıdır. bence buna da çare bulmuşlar ve örümcek adam'ı şehrin azizi ilan etmişlerdir. tabii marvel'in bu hamlesine dc yanıt vermek zorundaydı ve batman'i o konuma getirmeye çabaladılar, ama batman'in şehri gotham'dır. yani çakma new york. aziz peter(vayy, st. pietro gibi durdu be) harbi new york'ludur ve woody allen'dan daha sevimlidir.

not: şehrin tarihi ile ilgili kısımlar vikipedia'dan...

18 Ocak 2009 Pazar

adam weishaupt: illuminati kurucusu


1 mayıs 1776'da illuminati'yi kurduğu söylenen kişi. rivayete göre george washington'a büyü yapmış ve ingiltere'den amerika'ya ruh değişimini gerçekleştirmiştir. bu derece kara büyüye hakim olduğuna inanılır.

neyse, illuminati'yi kurma amacı olarak şunları göstermiştir.

- bütün monarşilerin ve düzenli hükümetlerin feshedilmesi,
- şahsi mülkiyet ve verasetin feshedilmesi,
- aile hayatı ve evlilik kurumunun feshedilmesi ve çocuklar için komünal bir eğitim sisteminin kurulması,
- bütün dinlerin feshedilmesi.

aslında kendisi bir cizvittir. cizvitlerin asıl amacı ise girdikleri düşman ortamı yok etmek olduğu için illuminati oluşumunu kurması oldukça ilginçtir.

burak eldem, fraternis'de illuminati'yi de ele almış ve bu örgütün sallama olduğunu iddia etmiştir. adam weishaupt, gül ve haç kardeşliği'nden etkilenerek böyle bir örgüt kurmuş ve bir bildiri de yayınlamıştır. bildiride kardeşlik, eşitlik ve adalet gibi fransız ihtilali kavramları esas alınmıştır. avrupa'yı korkutan bu bildiriden sonra yapılan polis baskınında örgüt tamamen çökmüş ve adam weishaupt da ihanete uğradığını düşünmüştür. burak eldem, daha ilk baskında bile tamamen çöken bu teşkilatın yaşamadığı düşünüyor. ancak daha sonraki gizli kardeşlik örgütlenmelerinin bu teşkilatın ismini kullandığını veya polisin çözemedi olayları zaten varolmayan bu teşkilatın üzerine attığını belirtiyor.
texe mars'a göre ise bu teşkilat dünyayı yönetiyor. amerikalı rockefeller, alman openheim, ingiliz rothschild gibi dünyanın en zengin aileleri ile papa, ispanya kralı carlos, avusturya imparatorluk ailesi habsburglar gibi soylulardan oluşuyor. şu kadarını söyleyeyim, bu ailelerin servetinin yanın bill gates'in serveti devede kulak gibi kalır. adamlar trilyonlarca dolara hükmediyor.

8 Ocak 2009 Perşembe

kadın papa

kadın papa, tarot destesinde bir kart olmasının yanı sıra bir gerçektir. giovanna adıyla bilinen bu kadın, 1240-1250 yılları arası papalık makamını işgal etmiş.

neyse, rivayete göre bir gün san pietro bazilikasına giderken şiddetli sancılar çekmiş ve olduğu yerde doğurmuş. olay açığa çıkınca tüm kardinaller toplanmış ve kadını doğurduğu çocukla beraber taşlanarak öldürülmüş. adı papalar listesinden çıkarılmış.

olayın bir daha yaşanmaması için bu iktidarsız ve ihtiyar erkeklerden oluşan kardinaller kulübü bir karar almış ve papa seçilen kişiye taşşak kontrolü yapılmasını kararlaştırılmıştır. bu kontrolde yeni seçilen papa altı boş bir saldalyeye oturtulur ve en yaşlı kardinal tarafından taşşağının olup olmadığı kontrol edilirmiş. elleri ile taşşakları bulan kardinal akabinde şöyle bağırırmış;

"duo testis bene benedata!"

yani; "iki tane taşşağı var!"

kadın olmadığını bu şekilde anlamalarında aslında bir sorun yok. ama neredeyse tüm ortaçağ boyuncu bir sürü papa, çocuklarını "yeğenlerim" diye tanıtarak gününü gün etmiş, zevkin doruklarında gezinmiştir! bu kadının ne günahı vardı?

velhasıl kelam sevgili okuyucu, papa da olsan işin zor!

7 Ocak 2009 Çarşamba

izlanda

şu sıralar ab'ye girmek için yanıp tutuşmasıyla ve iflas ettiği için (björk hariç) e-bay tarafından satışa sunulmasıyla meşhur olan bu buz ülkesinin hristiyanlığı kabul etmesinin çok ilginç bir hikayesi vardır.

tarih m.s. 995. papa olacak herif bir genelge! yayınlayarak kıyametin zamanının geldiğini 1000 yılına girerken kopacağını açıklar. tüm katolik dünyasını bir telaş sarar. derebeyleri topraklarını kiliseye ve fakirlere bağışmalamaya başlar. herkes artık daha çok kiliseye gitmektedir. işte tam bu sıralarda bir grup misyoner yaklaşık 150 yıl önce keşfedilen ve vikinglerin yerleştiği adaya gelir. 4-5 yıl sonra kıyametin kopacağını, herkesin isa'ya inanması gerektiğini, yoksa tanrının krallığında yerlerinin olmadığını, inanmayanların cehennemdeki dondurucu soğukta(değil elbette) yanacağını açıklar. ve izlandalıları bir telaş sarar. bu korkuyla toplu şekilde hristiyan olurlar!

hikayemiz elbette burada bitmiyor. artık 999'un son saatleri gelmektedir. tüm katolik dünyası kiliselerde toplanmış ve tanrının krallığına gitmek için yalvarva pozisyonundadırlar. güneşin doğmasına yakın herkes büyük bir inançla kıyameti beklerken birde ne olsun? güneş doğmuş, papa yanılmıştır. ama yanılmaz bir kişilik olan papa hemen açıklamayı yapar;

"isa dualarımızı kabul etti. kıyamet 2000'de kopacak!"

6 Ocak 2009 Salı

hiçbir zaman yaşanmamış günler!

dünyanın güneş etrafındaki turunu kabaca 365 gün 6 saatlik bir sürenin sonunda döndüğü bilinir. işte bu 6 saati fark edemeyen ilk hristiyan takvim yapımcılarının hatası alman cizvit christoph clavius düzetmiş ve papa 13. gregor da kabul etmiştir. böylece gregoryen takvim ortaya çıkmış olup, jul sezar tarafından hazırlatılan jülyen takvimi ortadan kalkmıştır.

peki bu hata nasıl düzeltildi sizce? 4 ekim 1582-15 ekim 1582 arası silinmiştir. yani 4 ekimden 15 ekime geçilmiştir. tarihte böyle günler hiçbir zaman olmamıştır.

halk ise bu günlerin silinmesine büyük tepki göstermiş ve "papanın çaldığı günlerimizi geri istiyoruz" diye ayaklanmışlardır.

bence asıl ilginç olan durum ise jülyen takvimini yapan kişinin isa nın doğumunu 6-7 yıl yanlış hesaplamasıdır. isa 1 yılında doğmadı. isa, isadan önce 6 veya 7 yılında doğdu.

bunun bir sonucu osmalı da da görülmüştür. ittihat ve terakki istanbul un fethini 11 haziranda kutlarmış. oysa biz 29 mayısda şenlik düzenleriz.

noel: bir doğu adeti

noel bildiğiniz gibi isa'nın doğum tarihi olarak kabul edilir ve batı kiliselerinde 26 aralıkta, doğu kiliselerinde 7 ocakta kutlanır. aradaki fark ise esas itibariyle papanın takvime yaptığı 14 günlük ilaveyi içerir, ki onu da ayrı olarak anlatırım sonra.

neyse efendim, isa'nın doğum tarihi olarak verilen tarih, aslında mithraizm'in tanrısı mithra'nın doğum tarihidir. mithra, kimilerine göre pers, kimilerince anadolu kökenli bir ışık/güneş tanrısıdır. roma lejyonları tarafından roma imparatorluğu sınırları içinde oldukça yayılmış bir dindir.

iznik konsülünden sonra hristiyanlığı insanlara alıştırmak için böyle şaklabanlıklar yapılmıştır. işte bunlardan biri aslında mithra'nın doğum tarihinin isa'ya verilmesidir. böylece pagan geleneklerinden birinin devam etmesi sağlanmıştır.

yani sizin anlayacağınız batılı gavurlar, doğulu kişilerin bir şenliğini kutlarlar. üstelik noel baba bile muğlalı. bundan güzel geleneğimiz mi olurmuş?! hadi, hep beraber kutlayalım, eğlenelim, coşalım!

ayrıca 31 aralık - 1 ocak akşamı kutlanan yılbaşı, noel değildir. sadece takvimde yıl değişimi kutlanır. dini bir yönü yoktur. hicri takvim meraklısı kişiler yüzünden, güzelim yılbaşı etkinlikleri yokolmaya başlamıştır. yazıklar olsun...

5 Ocak 2009 Pazartesi

kafakağıdı

kafa kağıdı bildiğiniz gibi nüfus cüzdanıdır. ilk nüfus cüzdanı sultan abdulmecit zamanında kullanılmaya başlamış ve halk bunu cebi olmadığı için fesinin içine koyup ve saklarmış. kafakağıdı tanımı burdan gelirmiş.

ittihat ve terakki fırkası

türkiye cumhuriyeti'nin temellerini atan(veya dinamitleyen) parti. aslında saltanatın kaldırılması da dahil hemen her atatürk inkilabı, ittihatçıların programında zaten vardı. hatta çocuk ve gençlik bayramları bile ittihat ve terakki'den cumhuriyete mirastır. sadece tarihleri değişmiştir. 100. yılını idrak ettiğimiz, türk tarihinin en büyük devrimlerinden biri olan ikinci meşrutiyet'in ilanından, balkan harbi'nin sonuna kadar olan devrede aslında türkçülük ön planda değildir. osmanlıcılık vardır. ama makedonya'nın da elden çıkmasından sonra, ölüme karşı gösterilen ani refleks gibi, son bir güçle türk/müslüman dışı unsurların temizlenmesine gayret edilmiş ve başarılı olunmuştur. anadolu halkının(demek istediğim sadece türkler veya ermeniler veya rumlar değil, hepsi) açlıktan, hastalıktan, savaştan kırılmasına neden olmuşlardır. sadece ermenilerin suriye'ye gönderilmesi yüzünden buğday üretimi düşmüş ve ordu bile aç kalmıştır. beyrut sokaklarında açlıktan ölen halkın cesetleri sabah saatlerinde toplanırken, istanbul halkının bir kısmı, şimdi rus pazarlanan laleli'de 14-15 yaşındaki erkek çocuklarını pazarlarken, kara kemal adlı iaşe nazırı 1000 liralık paraları fransız orospularının göbeğine yapıştırmakla ve karaborsa yapmakla meşguldu. yani devirleri en sonunda kendilerine olmak üzere herkese tam bir felaket getirmiştir.

mustafa kemal'in ilk gençlik yıllarında fırkaya üyedir. kendisi uzun yıllar bu fırkaya sadakatle hizmet etmiştir. ihtilalden önce manastır-selanik arası demiryolu müfettişi olduğu için partinin kuryeliğini yapıyordu. ancak daha sonra parti yönetimini ağır şekilde eleştirmiş ve zamanla soğumuştur.

parti yöneticilerinin abdulhamit'den aldıkları mirası çar çur ettiği söylenir. bu bir nebze doğru olsa ile abdulhamit zamanında da oldukça büyük kayıplara uğranmıştır. bu parti iktidara gelmeden önce bosna-hersek fiilen avusturya macaristan'ın, doğu rumeli bulgaristan'ın, kıbrıs ve mısır ingilizlerin işgali altındadır. bu yerler tek bir kurşun bile atmadan işgal edilmiştir. üstelik 1891-92'de yunan savaşı kazanıldığı halde teselya yunanistan'a verilmiş, girit'in de yunanistan'a gitmesi kolaylaşmıştır. abdulhamit devrinde bol bol toprak kaybı vardır. ülke gelişmektedir evet, ama gelişme daha çok gayri müslimler ve yabancılardadır. hatta o devir türk aydınlarının temel düşüncesi vatanı kurtarmak değil, müslüman halkı yaşadığı sefaletten kurtarmaktır. çünkü tüm sanayi ve ticaret azınlıklarda ve yabancılardadır. yine abdulhamit devrinde osmanlı donanmasını bir ingiliz, jandarmasını bir fransız komuta etmektedir. eğer balkanlarda savaş ortaya çıkmasaydı trablusgarb savaşı bu kadar kolay bitmezdi. üstelik enver trablusgarb'ı terk ederken bırakabileceği tüm silah ve mühimmatı bırakmıştır. çünkü önemli olan balkan savaşı'ydı ve oraya yetişmeleri gerekiyordu. daha sonra ordudaki alaylı subaylar ve politika yüzünden o acı balkan mağlubiyeti meydana gelmiştir.

atatürk'e suikast yapmaya çalışanlar ise ittihatçıların ayak takımıdır, tetikçileridir. beyin takımı öldürülmüştür/ölmüştür. enver paşa türkistan'da, talat paşa berlin'de, cemal paşa tiflis'te, bahaettin şakir(ermeni katliamının uygulayıcısı) sanırım atina'da, sait halim paşa roma'da öldürülmüştür. ömer naci iran'da tifüsten, süleyman askeri ırak'ta arapların kendisini satmasından dolayı intihar ederek ölmüştür. partiyi paris'te kuran ahmet rıza ise meşrutiyetin ilanı ile yurda dönüp mebus seçilmiş ve meclisi mebusan'a başkanlık yapmıştır. bir süre sonra eceliyle ölmüştür. ihtilali enver ile birlikte gerçekleştiren resneli niyazi ise bir süre sonra partinin gitgide pisliğe battığını görmüş ve memleketine gitmiş, balkan harbi sırasında da arnavut milliyetçileri tarafından öldürülmüştür. yine enver ile dağa çıkan eyup sabri hakkında dağa çıkması ve harekat ordusuna katılması dışında hiçbir bilgim yok. ama siyasetten çekildiği bellidir. atatürk son kalan beyin takımını da kendisi asmıştır, ki bunlar doktor nazım (ermeniler bunu çok aramış ve ancak mustafa kemal'in yurda dönmesine izin vermesi ile suikasttan kurtulmuştur), cavit bey'dir. kara kemal ise yakalanacağını anlayınca intihar etmiştir. geri kalanlar -ankara eski valisi abdulkadir gibi- bildik tetikçilerdir. böylece ittihat ve terakki fırkası'nın beyin takımı tamamen yokedilmiştir. geri kalanlar ise sinmiştir. izmir suikastı ile ilgili olarak kemal tahir'in kanunu müthiş bir romandır.

yine atatürk ittihatçıların tamamını yoketmemiştir. mesela celal bayar bunlardan biridir. adam ölürken bile "benim tek partim ittihat ve terakki dir" demiştir. celal bayar atatürk'ün son başbakanıdır. ayrıca kurtuluş savaşı'nı kazanan kadronun tamamı ittihatçı kökenlidir. hatta mustafa kemal paşa, ali fuat paşa, kazım karabekir paşa, ismet paşa ve fevzi çakmak filistin cephesinde beraber komutanlık yapmışlardır.

1890'larda doğan, torunlarını görememiş olan osmanlı askeri, doktoru, hukukçusu, aydını bu nesil, 1908'den başlayarak ülkeyi kurtarmak için doğru yanlış yüzlerce işin içine girmiş ve en sonunda memleketi batırmışlardır. üstelik batılılara güvenip ordusunun bir kısmını terhis ettikten sonra, balkan savaşı'nda rezil bir mağlubiyet alan, yüzbinlerce insanı yollarda, evlerinde, aynen ermeni kırımında olduğı gibi öldürülen, üstelik tam da balkanlardaki iğrenç abdulhamit politikalarından birisi olan kilise ayrılıklarına uzlaşma getirdikten sonra bunları yaşayan ve görenlerden oluşmuştur.

ittihat ve terakki için 1926'da atatürk şöyle demiştir:

"onlar gençti ve tecrübesizdi. bizim tecrübemize sahip olsalar o şekilde davranmazlardı."

sabiha sultan

padişah vahdettin in iki kızından birisi. bu güzelliği dillere destan olan hanım sultan avrupa da eğitim görmüş. evlilik çağına gelince iran şahı bile sultanı istemiş. ama padişah "sünni bir hükümdar şiiye kız vermez" diye teklifi geri çevirmiş.

neyse, hanım kızımızın bizim için önemli olan tarafı mustafa kemal paşa nın bu sultana gönlünü kaptırmasıdır. paşa şehzade vahdettin in yaveri iken onunla oldukça samimi olmuştur. vahdettin tahta geçince bu zayıf karakterli insana bu yakınlığından ve birinci savaşta kazandığı zaferlerden dolayı dilediğini yaptırabileceğini düşünüyordu. böylece sarayın kadınları arasında adı sarı paşaya çıkan mustafa kemal, sabiha sultan la evlenmek için durum yoklaması yaptı. bunu öğrenen sultan, ikinci bir enver paşa vakaasına(enver damattır ve naciye sultan ile evlidir) meydan vermemek için evlilik olayına pek yanaşmadı. zaten sabiha sultan ın gözü kuzeni ömer faruk efendi deydi ve onunla evlendi. mustafa kemal e de samsuna çıkmak kaldı.

sabiha sultan ile evlenen ömer faruk efendi milli mücadeleye katılmak için kaçak yollardan inebolu ya gelmiş, ancak mustafa kemal onun geldiğini öğrenince geri gitmesini tavsiye buyurmuştu. hatta milli mücadeleye katılmak isteyen tek şehzade ömer faruk efendi dir. galiba paşa nın şehzadeyi geri çevirme nedeni biraz da bu kız meselesi olsa gerek. şehzade ile sabiha sultan ise 1948 de boşanmıştır. hanım sultan 1952 de vatandaşlığa geçmiş ve osmanoğlu soyadını almış, 1971 de yeniköy deki yalısına vefat etmiştir.

vahdettin kızını paşaya verseydi herhalde her şey daha değişik olurdu.
Related Posts with Thumbnails

...

ilet:

ytravisbickle@hotmail.com

Sayfalar

telif falan istemiyorum, iyi eğlenceler... Blogger tarafından desteklenmektedir.