heyy!!! heyecanlı mısın?!

korkma, okudukça geçer!

5 Kasım 2012 Pazartesi

wang chang'ın sarayı

bilirsiniz, istanbul'da çekilmiş çok sayıda yabancı film var. james bond'un yirmi küsür macerasının üçü istanbul'da geçer mesela. skyfall'ı izlemedim, ama mi 6'nin merkezi yine kız kulesiyle dalarım perdeye.

neyse, bu bahsedeceğim gilm sanırım 60'larda çekilmiş. yıllar önce uzanların yabancı film yayınlayan kanallarından birisinde izlemiştim. film süper geyik ötesi bir şey. çinli bir grup insan istanbul'a geliyor ve rumeli hisarını ele geçiriyorlar. bu çinlilerin amacı boğaza suyu kristalize eden bir madde atmak. bunu yapmamak için de büyük devletlere şantaj yapıyor. paraya para demeyecekler. çinliler bildiğimiz çinliler işte. çekik gözlü, klasik kıyafetleri, sarkık bıyıkları, takkeleri vs. tam bir çinli. hepsi kung fu biliyor bu arada..

filmdeki tüm türkler mısırlı tipine sahip. herkezin başında fes var. onu da geçtim, bu feslilerin karakolunda atatürk resmi var ve komiser abdi fesli. absürdlükte sınırları zorluyorlardı.

işte bu rumeli hisarını sarayı yapan wang'ı türkler durdurmuyor elbet. bizim komiser şahinlerimiz, muratlarımız devre dışı. mi 6'in ajanı tom devreye giriyor ve haklıyor adamları. sonra şanlı union jack'i rumeli hisarına dikiyor! ingilizlerin ulubalı hasan'ı gibi.

işte sevgili dostlar, bu da izlediğim böyle bir filmdir işte.

(filmin adını doğru hatırlıyorum umarım. çünkü google'da o kadar arama yaptım, sonuç sıfır)

2 Kasım 2012 Cuma

kelime

bazen nişanyan etimolojik sözlüğü açıp merak ettiğim kelimelerin kökenine bakarım. bu sefer değişik dillerden gelen sözcüklere bakarken bir sürü kökeni ilginç kelime buldum. bende dedim bunları bloga atayım. belki okursunuz, belki bakar geçersiniz..

pampa: 1945. ispanyolca. güney amerika'da ağaçsız büyük ova. quech(kızılderili dili). bamba ova

abaza/abazan: 1929. abazan aç, özellikle cinsel açlık çeken. yaygın kanıya göre çingeneceden alıntı olmakla birlikte 1892'de kaydedilen masturbasyon anlamını bu şekilde açıklamaya imkan yoktur.

kanka: 1991. kanka (eril) ve anki (dişil) çingenece gramere uygun. türkçe kan kardeşi deyiminden türediğine dair görüş açıklamaya muhtaç.

bistro: 1940. fransızca bistro kafe, küçük bar. rusca bistro çabuk. rus ordusunun 1815'te paris'i işgali sırasında askerlere "çabuk" hizmet veren kafelerden ötürü.

alo: 1924. fransızca allo telefon hitabı. ingilizce hallo/hullo. eski fransızca ho la "hey oradaki"

mitralyöz: 1870. fransızca mitrailleuse makinalı tüfek. fransızca mitraille bozuk para, saçma. eski fransızca mite felemenk bakır para birimi. hol. mite ufak şey, pire, bozuk para.

salaş: 1680. baraka. 1899. baraka şeklinde lokanta. macarca szallas ev. macarca szall konmak, yerleşmek.

babet: 1984. fransızca babette. bir kadın adı. elisabeth. ibranice elişava "allah söz verdi" veya "allah memnun"  ayakkabı modeli muhtemelen 1959 tarihli babette savaşa gidiyor filminde brigitte berdot'nun canlandırdığı babette karakteri nedeniyledir.

net: 2000. internet. ingilizce net balık ağı, her çeşit ağ.

haraşo: 1929. güzel rus kızı (argo) rusca haraşo iyi.

kivi: 1998. ingilizce kiwi fruit. kiwi ise yeni zelanda'nın simgesi olan bir kuş(maorice). ingilizce eski adı chinaberry(çin meyvesi) iken, soğuk savaş döneminde ticari kaygılarla adı değiştirilmiştir.

boyoz: 2002. izmir'e özgü bir tür poğaça. ladino boyoz. ispanyolca bollo küçük ve yuvarlak hamurişi, çörek. latince bulla yuvarlak nesne, kabarcık, top.

lavuk: 1990. kürtçe lawik oğlan çocuğu. kürtçe law oğlan, oğul.

tanga: ingilizce apış arası bezi. portekizce tanga. kimbundu dilinde ntanga. angola dillerinden brezilya portekizcesine geçmiş, moda terimi olarak 1975'den itibaren kaydedilmiştir.

bikini: 1959. fransızca bikini iki parçalı kadın mayosu. bikini pasifikte bir ada grubu. mikronezya dilinde ise hindistancevizi düzlüğü demek.

ciklet: 1932. aslında chiclets adlı yapay bir sakız markası. 1906'da üretime geçmiş bir amerikan firması. nihai kaynağı meksika yerli dilleri.

botoks: 1999. botulinum toxin-a amddesinin ticari adı. şarküteri ürünlerinin bozulmasına yol açan bir bakteri türü.

jakuzzi: 1987. jacuzzi, püskürtmeli küvet markası. siciilya kökenli jacuzzo ailesinin soyadı. türkçeye tam çevirirsek yakupçuk demek.

kola: 1974. bir tür meşrubat. coca cola bir karbonatlı içecek markası. ingilizce cola kafein bakımın zengin afrika kökenli ceviz türü. batı afrika yerel dillerinden.

tiki: 2000. tiki/tikky marka ve moda meraklısı genç kız. gerçekte tikky rotring firmasına ait bir kalem markası.

avokado: ingilizce avocado tropik bir bitki ve meyvesi nahuatl dilinde(aztek) ahuacatl testis demek. meyvenin şeklinden ötürü bu şekilde adlandırmışlar.

1 Kasım 2012 Perşembe

üç harfliler itina ile çıkartılır(!)

zamanın bir yerlerinde kalan eski bir arkadaşın evine gitmiştim. bir zaman sonra evin kapısını açtı, elini süpürge aldı ve beni oldukça şaşırtarak "kışt cinler, kışt, gidin evimden, istemiyorum sizi" diye söylenmeye başladı. konu hakkında kendisine bir şey söylemedim. muhabbete devam ettim.

işte sevgili kardeşlerim, athenaeum pontificium regina apostolorum diye bir yer var vatikan'da. türkçesi kısaca cin kovma ve çıkartması dairesi başkanlığı(!) bir cin kovmak için bu kadar dairedir vs kurmaya gerek yok gördüğünüz üzere. süpürgeyle hallediyoruz biz.

işin bir diğer ilginç yönü daha var. hristiyan dinin temeli olan yahudilikte cin çıkartma yok. isa'nın da cin çıkarttığı görülmemiş ve duyulmamış bir şey. bu yer, büyük ihtimal paganlıktan kalma. çünkü paganlarda kötü ruhları çıkartma işlemi var ve katolikler bu kurumu benimsemiş veya benimsemek zorunda kalmış. çünkü bu inanış çok güçlü ve siz "tanrı aslında öyle değil, böyledir" diyebilirsiniz, ama "yoktur" derseniz, o dönem avrupalısı sizi sallamaz. bir nevi suyuna gitme durumu var.

tabi cin derseniz bunlara, size musallat olurlarmış(!) üç harfli deyiverin, kurtulun. bizde malumunuz üzere medyum memiş'e itaat edenler ve yeraltındaki altınları bekleyenler olarak iki tür cin var. malum, cinler altınları ve memiş'i çok severler. oysa bu ülkenin altı delik deşik oldu altın aramaktan, medyum memiş de hala gazetede köşe yazıyor. inanışa göre ateşten yaratılmış olan bu varlıklar ışık hızına ulaşabiliyorlar ve paralel bir evrende yaşama ihtimalleri oldukça yüksek(!) irade sahipleridir ve biz tabi eşrefi mahlukatız(!)

neyse, kısa bir şeyler yazacaktım aslında, cümleler birbirini izledi. ama banyoda fazla kalmayın. çünkü inanışa göre cinler seni çıplak görürse eğer sana aşık olurlarmış ve bir daha peşini bırakmazlarmış. ha, amerikalıların uzayda cinleri varmış bak, uyduları tamir ediyorlarmış(!)

size ezginin günlüğü - cin ile veda edeyim..

30 Ekim 2012 Salı

jo teeuwisse

hollandalı bir tarih uzmanı olan jo teeuwisse, amsterdam'da bir bit pazarında tesadüfen ikinci dünya savaşında fransa'da çekilmiş 300 tane negatif film karesi bulmuş. bunları banyo ettirdikten sonra ise o mekanları tek tek araştırmış ve yeni hallerini de kendisi çekmiş. eski ve yeni fotoğrafları üst üste bindirip güzel bir çalışmaya imza atmış. haberi sabah gazetesinde gördüm. fotoğrafları google'dan aldım.

















19 Ekim 2012 Cuma

ayrıntıladım 17


deniz seki eskiden inanılmaz güzel bir kadındı. nefis ötesiydi. şimdi bi boka benzemiyor. bu kadar güzel bir kadının bu hale gelmesi inanılmaz. bu şarkısı da en iyisi. klibi izlerken dikkatinizi çeker, ama ben yine de yazayım. şarkıda ilk "kalpte gizli" derken bacaklarını aralıyor ve kalbinin yerni gösteriyor, tebrik ediyorum kendisini..


şifreli kanallara göre sevişme vakti gece 12'den sonra..

ilginç ama muhteşem süleyman, kadınlara aşırı ilgi duymayan neredeyse tek osmanlı sultanı..

şu onuncu katta cam silen temizlikçi kadınların hayranıyım. babaları ellerinden tutsa, bu kişiler şahane jimlastikçiler, atlerler olabilirlerdi.

gerçekten çıplak kaldığın tek an doğduğun andır. çünkü ölürken bile bir şeylere sarınıyorsun.

yılbaşından hemen önce nedense kedilerinin kıçına kırmızı don, başına kırmızı şapka geçiriyorlar. noel baba II.

okeyi amerika'da çocuklara ve spastiklere sayı saymayı öğretmek için oynatıyorlarmış.

insan öldükten sonra beyin faaliyetleri 10 dakika kadar daha devam edermiş. işte o anlarda gerçekten yaşantınız gözlerinizin önünden bir film gibi geçebilirmiş. beyin dalgalarını emebilen bir alet yapılırsa eğer hayatınızı torunlarınız görebilir! montajı da çocuklarınız yapar, ayıp sahneler çıkarılır!

freecell oynarken ctrl+shiftte aynı anda basın ve f10 deyin. bir yazı çıkacak, durdur deyin. böylece oyununuz hemen açılacaktır.

eskiden facit diye bir alet vardı. toplama ve çıkartma yapması basit, çarpma ve bölme işlemlerini yapmak zordu. şimdi hepsi arşivlerde paslanıyor.

şarkı söylemeyen napolili yokmuş. söyleyemiyorsa eğer zaten napolili değilmiş.

köseler cımbızla traş olabilirler!

oğlunun pipisiyle gurup duyup, gelene geçene öptürmek isteyen erkek sizi gözüne kestirmiştir!

monica belluci gerçekten harika bir kadın. ama şu yılmaz erdoğan'la olan filminin tanıtımında da tecavüz sahnesinin harika olduğu yazıldı. yıllar sonra 'tecavüz sahnelerinin unutulmaz aktristi' diye anılırsa hiç şaşırmam..

şimdi bakın, fatma'nın fadime ve fatoş gibi versiyonları var. hatçe/hatice de fatma/fadime gibi. ama niye hatoş yok!

atatürk'ün hakkında söz söylemediği tek meslek veteriner hekimlik. bu yüzden olsa gerek bu meslek erbabı için ismet inönü'nün sözü duvarlara yazılır; "beşeri hekimlik, veteriner hekimliğe göre okyanusa karşı iç deniz gibidir."

suriye meselesi güncelken yazayım. aydın yöresinde devlete baş kaldırmış efeler zamanında suriye'ye sürülmüş. bunun yanında selçuklu zamanından kalma türkler de suriye'de yaşar. ama bu kişilerin çoğu asimile olmuştur. tıpkı mısır'daki türkler gibi..

erkeğin aramasını beklemeyip kendi arayan kız, aşıktır.

karşılıksız aşka tutulmuş kişiler, gelip onun kapsını çalmasını bekler, ki bu hikayedir. gerçek hayatta olmaz öyle şeyler.

brezilyalı kadınların poposu kesinlikle güzellik harikası. bildiğin sanatsal kıç..

beyaz atlı kayın pederimi bekliyorum!

hristiyanlık roma'da yeni yeni yayılırken, romalılar onlara ateist dermiş.

almanlar ikinci savaşın sonuna kadar yahudilere klitoris de derlermiş. kadın masturbasyonunun adı ise 'yahudiyle oynamak'mış.

hitler'in uğurlu rakamı 7'ymiş.

hani derler ya, "avrupalılar domuz eti yediği için kıskanç olmuyorlar" diye, işte bizde koyun eti yediğimiz için koyun oluyoruz!

hepinizin bayramı kutlu olsun..

18 Ekim 2012 Perşembe

ayrıntıladım 16


çok düşünülen şey kuşku yaratır. (nietzsche)

petek dinçöz'ün gizli güçleri olsa, bu okşamak olurdu.

çinliler, çin seddini uzaydan görünsün diye yapmışlardır.

eski sevgililerin yüzü unutulabildiği halde sesi unutulmuyor. valla bak..

bana göre almanya, dünya kupalarının darth vader'ıdır.

allahverdi diye isim var, doğaverdi diye bir isim niye yok lan..

sevgiliniz antidepresan kullanıyorsa ilişkiniz bitmiş demektir. çünkü sevgili zaten antidepresanın ta kendisidir.

sigara ve alkol ömrü 2 yıl kısaltırmış.

erkeğin maymuna en çok benzediği an, kadının kendisine vermesi için çırpındığı andır.

sanırım türklerden başka hiçbir  ulusda "amca size baba diyebilir miyim?" diye bir hastalık yoktur.

10 bira içerseniz pisivuara 1 metre uzaktan işeyebilirsiniz.

teori ile pratik arasındaki fark, el alışkanlığıdır.

fotoğraf çektirmeden önce makyaj yapmak çok saçma. rötuş diye bir şey var.

insan çamurdan yaratılmış ya, e hala çamur. ne değişti a q.

yeşilaycılar seviştikten sonra sigara içmek yerine çiçek koklasınlar!

yaz aylarının fiks sıcaklığı 36.

ölmüş bir koyunu değerlendirmenin 37 yolu diye bir belgesel vardı. afganistan'dan van'a gelen kırgızların yaşantısı anlatılıyordu ve orada yaşlı bir amca tek kalmış dişini göstermemek için acayip çaba harcıyordu. belgesel ingiliz ürünüydü ve amca en sonunda dünyaya ayıp olur diye o tek kalmış dişini göstermediğini söylemişti. harikaydı..

susan kadın, konuşmak isteyen ve fırsat kollayan kadındır.

amerikan filmlerine göre dünyanın en güzel kızları florida ve california sahillerindedir.

biri "gerekirse" diyorsa eğer boş konuşuyordur. siktir edin..

bir kadın hem güzel hem de akıllı olduğunu ima ediyorsa eğer bildiğin sığırdır. çünkü önce güzelliğini belirtiyor..

niye yatlar, katlar hep metrese alınıyor, anlamıyorum..

amerikan filmlerinde esas kadınların tüm sekreterleri kendilerinden çirkin ve hepsi topesto. yani kıvırcık saçlı, dişlek ve ablak yüzlü. üstelik esas kadınların en büyük hayranı yine bunlar. öyle ki esas kadını kıskandıkları için seks canavarlarına dönüşüyorlar..

eğer uzun bir gecenin sonunda bir eve misafir oluyorsanız ayakkabılarınızı çıkarmayın. ev sahibi döver gibi baksa bile çıkarmayın..

eski mısırlılara göre güneşin çocukları kedilermiş. ama bir düşman saldırısında düşman mancınıklarına kedi koymuş ve fırlatmış. sonuçta mısırlılar teslim olmuş. o olaydan sonra kedilerden uzak durmuşlar!

besmele ile cima edilirse doğacak çocuk ana-babasına isyankar olmazmış..

16 Ekim 2012 Salı

ayrıntıladım 14


vay be, gizem özdilli, zamanında iç çamaşırı defilelerinin bir numaralı mankeniydi. hala iç çamaşarı defilesi yapılıyor mu, bilmiyorum.

misafirlikte terlik verirler ya hani, çok pis bir durum o. herkesin giydiği terliği sen de giyiyorsun, çok feci.

çatalı bıçak gibi kullanırsınız ya hani, kullanın. kol kaslarınız güçlenir! zamanında japonya'da aileler çocuklarına bulaşık yıkatırlarmış, kol kasları güçlensin diye.

hitchcock'un kuş filminde kargalar, serçeler ve martılar saldırganlaştığı halde muhabbet kuşları kimseye saldırmıyordu. harbiden bak. hem zaten filmin sonunda "baban gibi değilsin, bi bok bilmiyorsun" durumu vardır.

ilginç ama neredeyse tüm kepçe kulaklılar beşiktaşlı, tüm şaşılar fenerlidir.

tarık akan'ın yine çapkını oynadığı bir filmde, hani adile naşit ile evlendirilmek zorunda kalmıştı ya, hah işte o evlendirilme sahnesi şahsım için çok güzeldir.

nikah memuru: evet naşit kızı adile, akan oğlu tarık'ı eş olarak olarak kabul ediyor musunuz?
gelin: ne demek hakim bey! biz onunla sevişiyoruz..

eskiden ismin sonuna can'ı almak için savaşcı olman gerekirmiş. okur yazarsan eğer ya çelebi oluyorsun, ya da molla. ama can olmazsın.

israil'de pazartesi değil, pazar sendromu varmış!

mavi duvar, kadına bağımlılık konusunda nefis bir parçadır.

aragorn dallamasına bromir aslında çok güzel bir ayar vermişti. "gondor'da kral yok, krala ihtiyaç da yok." ama kardeşi faramir'in yanında bir hiç olduğundan ölürken ağzından şu laflar da döküldü, "senin peşinden ben de gelirdim. kardeşim, komutanım, kralım."

uzun saç, küçükken barış manço'da gördüğüm ve kıskandığım saç şekliydi. o zamanlar(80'ler) barış manço'nun o saçı bırakabilmesi için devletten özel izin aldığı mahalle çocukları arasında söylenir dururdu. işte askeri yönetim çocuk zihinlerini bile böyle zehirlemiştir.

şebnem schefer "şenol'a çok teşekkür ederim, hala bakireyim" diye açıklama yapalı 7 yıl oldu. vay a q, hala dehşete kapılıyorum.

ha bu arada, yücel kop, "doping yapanlar bunu ülkesi için yapıyor" diyeli de 7 yıl oldu. vay a q.

ankara kızılay'da kahvehanelerde yaşlı amcalar kravatlı bir şekilde okey oynuyorlar. çok komik lan.

hani gönderilmemiş mektuplar diye bir film vardı, ya hu göndermediğin mektupları niye açıklıyorsun ki, çok saçma..

biliyor musunuz, ülkemizde sprem bankası var. ama hayvanlar için!

kont: merhametine ne oldu?
dantes: ben bir kontum, aziz değilim. (monte kristo kontu)

hani eskiden mokar hastası nihan vardı. götüne giren şemşiye açılınca kendinden geçmişti. hatırladıkça hala gülerim. eski l-manyak çok güzeldi.

"bizim oranın adetleri, meşhurdur cinayetleri" diye bir şarkı vardı zamanında. vay a q..

80'lerde altın zincir modası vardı. gömleğin üstten üç düşmesi açılır ve özenle uzatılmış göğüs kıllarının süslemek için bu nesne takılırdı. üstelik o zincirler altın da değildi. bildiğin imitasyondu.

bin kere gidip gelirsen iki kere boşalırsın..

osman cavcı diye bir eleman vardı eskiden. star'da zeki-metin filmlerinin coverlarında oynamıştı. vay be..

öğretmen çocuklarının çoğu ukala olur. herhangi biriyle 10 dakika takılın, ne demek istediğimi rahat rahat anlarsınız.

bal dediğimiz gıda, arı kusmuğudur.

8 Ekim 2012 Pazartesi

taken 2


filmin konusu kısaca şöyle;

"amerika'da ehliyet mi almak istiyorsunuz? önce istanbul'da araba kullanın, bunu başarabilirseniz ehliyetinize kavuşursunuz."

sonra istanbul çekim mekanları birebir fay grim'den alınmış gibi. inanın bana, ben bile gitmedim o yerlere ve o çatılarda hiç yürümedim(!). üstelik yürürken sağa sola bomba da atmadım. taksiciden taksisini çalmaya kalksam amerikan elçiliğe gelmeden onlar beni öldürürdü. o amerikan elçilik sahnesi ise başka bir bomba. amerikan askerleri uçaksavarla ateş ettiler mercedes taksiye ve ölmediler. bizim yollarda ben hiç mercedes taksi görmedim. aklıma geldi birden, o neydi lan öyle, serçeden türk polis otosu yapmışlar. hem, her yerde türk bayrağı, 29 ekimde mi çektiler bu filmi anlamadım.

ve ayrıca, bak kardeşim, bizim yaptığımız tokiler var, müthiş binalar bunlar. sen niye kırık dökük binalarımızı gösteriyorsun. tüm kadınlarımız da kapalı bu arada. numunelik bir tanede şöyle bir sarışınımızı koysaydın ya..

cengiz bozkurt'un(erdal bakkal) hastasıyım..

son olarak; ilk film harbiden güzeldi. bu film çok klişeye boğulmuş ve gereksiz.. ve en büyük cimbom..

5 Ekim 2012 Cuma

zooey deschanel vs michelle williams


şimdi arkadaş bu iki hatun gözüme hep güzel görünüyor. oysa tipleri farklı. gerçi ikisi de 80 doğumlu. neyse,  zooey kocaman gözlü ve gözleri o kadar kocaman ki inanılmaz. sanki gözlerini hep büyük göstermek için çabalıyor. malum, renkli gözler, hele onun gibi renkli gözler pek revaçta. üstelik bir otistik gibi duruyor. hareketleri çok sabit. filmlerinde de aynı. duruşu, bakışı değişmiyor. yavru kedi ya hu, ama allah için güzel hatun. zaten eski bi sevgilime benziyor.  michelle ise başka. o da gözlerini kısmayı seviyor. kendisine öyle seksilik veriyor. biraz kışkırtıcı. kızıl, esmer, sarışın tüm saç stilleri de hatuna gidiyor. çok beyaz tenli. sanki hep şemsiye ile dolaşmış kadar beyaz tenli. ikisinin de burunları aynı estetik cerrahtan çıkmış gibi. bu iki birbirine pek fazla benzemez hatunu neden beğendiğimi düşünüp dururken en sonunda fark ettim. sebebi yanaklar. müthiş hoş, pamuk gibi, yumuşacık, öpülesi, ısırılası, makas alınası yanaklara sahipler. valla bak..


4 Ekim 2012 Perşembe

yine "HAYIR"




hayat çok kısa be ya, ne işiniz var savaşla. gidin evinize, oturun köşenizde, karınızı da dövmeyin, sevin. çocuklarınızı sevindirin. oğlunuza ne kadar yakışıklı olduğunu, kızınıza dünyalar güzelinin yanınızda bulunduğunu ona söyleyin. hem gidip arabanızı tamir ettirin, ama savaşmayı istemeyin..

3 Ekim 2012 Çarşamba

kolpa toplum

bahçeşehir üniversitesi öğretim üyesi ve dünya değerler araştırması derneği (wvsa) yönetim kurulu üyesi profesör doktor yılmaz esmer'in hazırladığı türkiye değerler haritası 2012 gazetelerde yayınlandı. buna göre; 

avrupa'nın tanrı'nın insanların yaşamındaki yerinin en yüksek olduğu toplum türkiye. yaklaşık her üç kişiden biri hem otuz gün oruç tutuyor, hem günde beş vakit namaz kılıyor. ve sonra..

araştırması’na katılanların yüzde 87’si eşcinsellerle, yüzde 84’ü içki içenlerle, yüzde 76’sı da aids hastalarıyla komşu olmak istemiyor. halkın birbirine güvenme oranı yüzde 10. yani çevrenizdeki her on kişiden biri sizin ona zarar verebileceğinizi, kandırabileceğinizi düşünüyor. kuzey kıbrıs'ta bu oran yüzde beş. bize göre işsizliğin nedeni de kadınlar.

çok dindarız ya anasını satayım, çıkan sonuç bu işte..

tezat yok mu bu işte? var elbette. bunun nedeni bizim dine nasıl baktığımız. aynı araştırmaya göre biz dini iyilik yapmaktan çok kurallara uymak olarak algılıyormuşuz. yani başkasını düşünmekten çok kendimizi düşünüyoruz. bizde insan sevgisi yok, hatta sevgi de yok. acayip bir toplumuz ve feci şekilde benciliz. 

bakmayın siz kurallara uyma kısmına. kurallar lastik gibidir, istediğin gibi çeker durursun. bizi ayakta tutan şey korkunun ta kendisidir. sokaktaki hayvanlardan korkarız, tanrıdan korkarız, karşımızdaki insanlardan daha çok korkarız..

kaynak: http://galeri.haberturk.com/galeri/index/416794

1 Ekim 2012 Pazartesi

ya evde yoksan


orhan gencebay'ın tribute albümü tam anlamı ile çorba. duman'dan serdar ortaç'a kadar bir sürü grup, herif şarkı söylemiş. ben bu albümü aldığımda serdar ortaç'a neden katlanayım arkadaş. şu albümü ya rockçılara yaptır ya da popçulara veya popçular ayrı yapsın, rockçılar ayrı söylesin. böyle olmuyor, çok saçma. bülent ortaçgil mesela, harika ötesiydi albümü. bir tek sezen aksu sırıtıyordu. aynı hatayı barış manço'nun albümünde de yapmışlardı ve ben muazzez ersoy dinlemek zorunda kalıyordum.

şiir cemal safi'ye ait. kendisi ankara'da bir kafede oturuyormuş ve elinde bir adres kağıdı ile cadde isimlerine kapı numaralarına koştura koştura bakan birisini görmüş. üstelik hafiften yağmur çiğseliyor. böylece kağıda dökmüş dizileri. hem sonra okurken o korkuyu gerçekten hissediyorsunuz ve orhan gencebay öyle güzel bir müzik yapmış ki üstüne, cuk oturmuş. müthiş kaotik bir hava vermiş, içinizde o sızıyı hissediyorsunuz. eleman fakirdir, çulsuzdur, meteliğe kurşun atıyordur, kadın fahişedir belki, ama onu doyuran o patetik sevgisidir. içini ürperten, misafirlerin(!) gelebilir olma iltimali değil, onun evde olmamasıdır.

şarkının manga yorumu ise, eh işte..

aşkınla ne garip hallere düştüm
herşeyim tamam da bir sendin noksan
yağmur yaş demeden yollara düştüm
içim ürperiyor ya evde yoksan

elbisem gündelik pabucum delik
haberin olsa da sobayı yaksan
yağmur iliğime geçti üstelik
içim ürperiyor ya evde yoksan

sarhoşsan kapını çaldığım anda
fahişeler gibi açık saçıksan
bir de ufak rakı varsa masanda
içim ürperiyor ya evde yoksan

bakkala gitmeme lüzum kalmasa
durumu anlardın takvime baksan
allah vere misafirin olmasa
içim ürperiyor ya evde yoksan

kıvırcık marulun vardır inşallah
bir salata yapsan bol limon sıksan
senin de iştahın iyi maşallah
içim ürperiyor ya evde yoksan

sabahlara kadar içsek sevişsek
ne ben işe gitsem ne sen ayılsan
derin bir uykunun dibine düşsek
içim ürperiyor ya evde yoksan

ne kadar üşüdüm nasıl acıktım
ilk önce sıcacık banyoya soksan
sanırsın şu anda denizden çıktım
içim ürperiyor ya evde yoksan

yanlış mı aklımda kalmış acaba
muhabbet sokağı numara doksan
boşa mı gidecek bu kadar çaba
içim ürperiyor ya evde yoksan

ya yolu kaybettim ya ben kayboldum
ne olur bir yerden karşıma çıksan
tepeden tırnağa sırsıklam oldum
içim ürperiyor ya evde yoksan

25 Eylül 2012 Salı

neşet ertaş



hey gidi koca ozan, yiğit insan, ne söylesem boş. gülerek karşılasınlar onu..

"ne yemek, ne içmek, ne tadım kaldı
garip bülbül gibi feryadım kaldı
alamadım eyvah muradım kaldı
ben gidip ellere kalan dünyada"

20 Eylül 2012 Perşembe

hayatım olmuş işler güçler - 2

bugün yine yürüyerek eve gidiyorum ve belediye temizlik işçisi bir herif, yanında karısı ile yürüyor. kadın öyle bir sinirli ki pes doğrusu. "senden de bir bok olmaz, anam haklıymış" deyip duruyor ve herif "sus be kadın" diye sessizce konuşuyor. yüzlerine bakamadım ayıp olmasın diye, sessizce yürümeye devam ettim.

sonra bu ramazanda şahit oldum. mesai bitmiş, kırmızı ışıkta durmuşum. herif elinde bıçakla gidiyor, çok sinirli ve "hepinizin amına koyucam, benim karımı siktiniz ha, hepinizin amına koyucam" diye diye, saçı başı dağılmış, cinnet bir halde yürüyor. olayın sonunu bilmiyorum..

eskiden alt katımdan ses eksik olmazdı. herif karısını sürekli dövüyor, ama kadın manyaktı sanırım. o da gidip çocuğunu dövüyor. alt kat ses ve dayak cümbüşü içinde, deli bir hali var. hem kadın harbiden manyaktı. beni yolda durdurup bağırıp çağırırdı. sesimi çıkarmadan dinliyordum kadını ve yoluma devam ediyordum. bir keresinde benim kapı çaldı, açtım. bi baktım o kadın. nasıl bağırıyor bana, meğer benim lavabonun suyu alta akıyormuş. binayı dandik yapmışlar işte. mahvetti beni. indi aşağıya, on dakika geçmedi kapı yine çaldı. kocası bu sefer. özür diledi. dayak yerken mi delirdi yoksa zaten deli miydi, bilemeyeceğim.

o evin sahibi de almanya'da yaşıyor. kirayı babasına veriyorum. sonra öğrendim ki ev sahibini almanya'da içeri atmışlar. bir süre sonra herifin uyuşturucu kaçakçısı olduğu söylendi. lan dedim, evi polis molis basar sabaha karşı, cık cık..

o değil de, bugün traş olmaya gittim berbere, herifin dediğine göre yaşadığım yerde iki canlı bomba varmış. kara çarşaf ile dolaşıyorlarmış. öylesini görürsen ayaklarına bak, erkek ayakkabısı giyiyorsa kaç dedi. vay a q.

dün sabah işe gitmek için arabanın başına geldim, bi baktım ön tampon düşmüş. sakinim hala, dikkatle inceleyince gördüm ki çıkmışlar tampona, zıplaya zıplaya kırmışlar. ayak izleri hala tamponun üzerinde. inceledim, ateş soğuktu. çoktan uzaklaşmışlar. arabayı park ettiğim yerde geceleri sürekli başka başka kız ve erkekler gizli gizli konuşuyor. öpme falan yok. ama samimiyet diz boyu, sarılmalar, koklaşmalar gırla. onlar mı yaptı acep, çünkü sürekli basıyorum çiftleri.

"sonuçta varoluşun neden olduğu en büyük yorgunluk belki de insanın yirmi yıl, kırk yıl boyunca, hatta daha bile uzun süre, aklı başında kalmak için harcadığı o olağanüstü çabadır, basitçe, derinden kendi, yani tiksindirici, dehşetengiz, saçma olmamak uğruna. baştan veri olarak elimize tutuşturulan şu aksak ikinci sınıf insanı, sabahtan akşama kadar hep küçük bir evrensel ideal, birinci sınıf bir insan olarak sunmak zorunda kalmamız ne de büyük bir kabus." gecenin sonuna yolculuk - celine

(daha yazardım ama yerim dar!)


14 Eylül 2012 Cuma

minyatür

murat palta'nın kült filmlerden uyarlanmış minyatür çalışmalarını hemen herkes duymuştur. olsun, sonuçta hepsi çok güzel ve harika olmuş. onun iznine gerek var mı bilmiyorum, ama google'dan arama yapınca bir dünya çıktı. neyse işte, bu çok şık çalışmaları paylaşayım sizinle..

ayrıca; maalesef duvarlardaki o yazıları okuyamadım. okuyan varsa bi zahmet yazıversin yorumlara, ekleyeyim.


sahne alien'dan. ilk film, herifin içindeki yaratık şimdi çıkacak. bu arada mekan uzay gemisi ve bizim süper kahramanımız olan ellen ripley muhteşem görünüyor.


the shining. jack amcamız hamamın önünde baltası ve kapıyı parçalamaya çalışıyor. danny bisikleti ile dolaşıyor ve tunik giymiş hayalet kızları görüyor. jack'in karısı ise filme nazaran çok sakin. bu arada, hamam hoş olmuş. kurnası, duvarları vs hepsi güzel.


kill bill vol. 1 ve bizim black mamba elindeki kılıçla herkes doğramış. o ren'e sıra gelmiş. sarı kıyafeti güzel. sol taraftaki kadın cesedi ise o ren'in özel koruması.


bizim küçük alex'in yaptığı işler ne hoş işlerdir öyle. kitapta bildiğin çocuktur, ama filmde büyütmüşlerdir yaşını. burada da o dilenciyi dövdükleri sahne var. güzel gitmiş..


pulp fiction. daha ilk sahne. eleman elinde tabancasıyla dolabın içinde ve birazdan çıkıp ateş yağdıracak. sonuç: sıfır ölü. şu an incilden sözler dökülür siyahın dudaklarından. beyazın elindeki çantada ise patronları wallace'ın ruhu saklı..


bu dünya benim arkadaş. scarface'in meşhur sahnesi. pacino'nun elinde makinalı ve tarıyor etrafı. ortadaki kadın ve sırtındaki dünya güzel.


arnold ata atlamış, önünde küçük connor. ikinci filmden bir sahne. arkadaki atlı araba ise civa adamımız var. yalnız t-800 harbiden o ata binse o at çöker, imkanı yok taşıyamaz. kıyafetleri güzel çizmiş..


ortadaki siyahlı bizim vader. elindeki gül, başındaki kavuk süper. çevresinde klon savaşçıları var. sağ arkadaysa chewbacca, han solo ve leia mevcut. bizim luke önde, ışın kılıcı omzunda. usta yoda'yı yemiş bitirmiş sanatçı. müthiş güzel çizmiş. obi van ise ayrıntısı. ha, death star'ı da unutmamak lazım. sidius eksik mi ne? varsın eksik kalsın..
Related Posts with Thumbnails

...

ilet:

ytravisbickle@hotmail.com

Sayfalar

telif falan istemiyorum, iyi eğlenceler... Blogger tarafından desteklenmektedir.