heyy!!! heyecanlı mısın?!

korkma, okudukça geçer!

9 Eylül 2009 Çarşamba

yorgun savaşçı'dan şu çılgın türkler'e

türk istiklal harbini roman havasında anlatan fazla kitap yoktur. benim aklıma bir çırpıda ilk gelenler yakup kadri'nin yaban'ı, kemal tahir'in yorgun savaşçı'sı ve son dönemin en popüler kitabı olan şu çılgın türkler.

ama aynı konuyu anlattıkları halde bu romanlar arasında ciddi farklar var. şu çılgın türkler okuma özürlüler için hazırlanmış çocuk romanı gibi. bakmayın siz 500 sayfa olduğuna, ben bile 200'den sonra sıkıldım. olaylar masal anlatılır gibi aktarılmış. her şey çok yüzeysel. halkın gösterdiği tepkiler baştan aşağıya yalan. siz zannediyor musunuz ki köylü kendi eliyle verdi çorabını, elindekilerin geri kalanını. o elif teyze nasıl taşıdı topları? ortada koskoca istiklal mahkemeleri vardı, sıkıysa getirmeseydi elif teyze o çorapları, çarıkları, sıkıysa askere gitmeseydi memet çavuş, büzük isterdi bunları yapmamak. halk hevesle yapsaydı istenilenleri, gerek var mıydı o kadar kanuna, mahkemeye.

türk istiklal harbi, şu çılgın türkler'de anlatıldığı gibi bir avuç subay ve halkın el ele verip, yedi düvele karşı kazandığı büyük bir zafer değildir. zaten işin içinde yedi düvel de yoktur. bir avuç subayın, padişaha, onun hükümetine, iğrenç hacı, hoca, müderrislere(hepsi değil elbette, iğrençleri sadece), yunana ve artık savaştan tamamen bıkmış, usanmış, güçlünün yanındaki halka ve çetelere karşı kazandığı büyük bir zaferdir. şu çılgın türkler adlı denyoluk abidesinin bu savaşı bu kadar küçültmesi ise çok ilginç!

şimdi geleyim yorgun savaşçı'ya. kahramanımız cehennem yüzbaşı cemil bey. birinci harpte almış bu ünvanı. iğne deliğinden top mermisi geçirir. iyi nişancıdır anlayacağınız. kanalda bir ingiliz gemisi batırdığı için von kress paşa'dan dürbün alır. savaş biter ve istanbul'a döner. artık bir yandan kendini ailesini kurup huzura kavuşmak isterken, bir yandan da ittihatçı olduğu için vatanı kurtarma derdindedir. önce ölmüş bir asker arkadaşının dul karısı ile(aynı zamanda teyze kızıdır) gönül eğlendirir. evlenirler elbet ilerde. sonra arkadaşı patriyot ömer'i kaçırırken tespit edilir ve kaçak duruma düşer. roman asıl bundan sonra başlar.

mesela kaçarken gülhane'de sabahlar ve yanına 12-14 yaşlarında iki erkek çocuk gelir. kendilerini ona pazarlamaya çalışırlar. bir sürü kişi çocukların defalarca ırzına geçmiştir. cemil baştan durumu kavrayamaz, sonra farkettiğinde çocukların yanağını sıkmak ister, acıma duygusundan, bunu yaparsa daha da iğreneceğini anlar. babaları çanakkale'de şehit düşmüş bu çocukların anası da orospu olmuş. anasını ayasofya'nın subayı beceriyor, çocuğunu yine ayasofya'nın oğlancı kayyumu pazarlıyor. sonra subay dinlenme yerine geçersiniz, koskoca subayların "yeğenlerim" adı altında çocuklara neler yaptığını hafiften okursunuz.

en sonunda son sürrat bandırma'ya çıkarsınız, ver elini akhisar. akhisar'da anlarsınız milletin gerçek ruh halini. manisa'da yunanı karşılayanlar arasında, elinde mavi beyaz bayraklarla türklerin de olduğunu görürsünüz, okusunuz. o yiğit(!) çetecilerin acıklı haline acırsınız. koskoca zaman diliminde, koskoca subayların 30-40 kişilik birlikler bile terpleyemediğine şaşarsınız. herkes çeteci olmuştur, herkes ordudan uzak durmaya çalışır. onlara göre millicilerin hepsi ittihatçı farmasonlardır! zaten bu savaşın nedeni onlardır, izmir onlar yüzünden işgal edilmiştir, bu yokluk, kıtlık onlar yüzündendir. oysa padişahımız efendimiz savaşmamayı buyurmuştur. köylülerin içler acısı korkaklıklarına üzülmezsiniz bile.

akhisar öyle de bursa farklı mı? koskoca şehri savunacak neredeyse hiç kimse yoktur. anzavur'un birlikleri 200 kişilik askeri birliği, komutanı ile birlikte yoketmiştir. şehrin komutanı başka alemlerde. en sonunda anzavur çetecisinin hakkından ethem bey gelir, askerin yardımı alır. çeteciler anzavur'u talan ederken askerin disiplini kaybetmemesine şaşarsınız, ethem'in çetecileri bursa'da patlayana kadar yerken askerin kuru ekmeğe talim etmesine üzülürsünüz. romanda tam burada biter zaten. geri kalanı herkes bilir. romanda önemli olan, savaşın tüm unsurlarının, yani köylünün, şehirlinin, hacının, hocanın, çetecinin, subayın, yerli rumların, tüm insanların ruh halini yansıtmasıtır.

uzun lafın kısası; halk 10 yıldır savaşmaktan bıkmış durumda. üstelik yeni durumda her taraf çeteci kaynıyor. ne millicilere, ne çetecilere bulaşmak istemiyor. günden güne durumu değişiyor. daima güçlünün etrafında toplanmış, halife yüzünden kafası çok karışık. tek istediği malını pazara indirmek, karnını doyurmak, namazını kılmak. ama bir çok ev ersiz kalmış, bir sürü zengin pezevenk, kocası, babası savaşta ölmüş kadına önce tecavüz edip sonra genelevlere satıyorlar, bir sürü kişiye peşkeş çekiyorlar. millicilerin olduğu yerlerde zenginler tüm mallarını kaçırıyor, her taraf yıkık, perişan, bağdat caddesi bile dize kadar çamur, adım atılmıyor. yol, iz desen yok gibi birşey. herkes halifenin emrini uyguladığını düşünüyor, herkesin kafası karışık, ethem bile eninde sonunda osmanlı tarafından tepeleneceğini biliyor.

tüm bu ahval ve şerait içinde dahi yorgun savaşçı'da bir tanıdık yüz ile karşılaşırsınız; yüzbaşı selahattin.

yüzbaşı selahattin halil paşa'nın(enver paşa'nın amcası) yaveri olarak ırak ve kafkas cephelerinde savaşmış birisidir. birinci dünya savaşına dair en kapsamlı anılar onun yazdıklarıdır. anıları normalde 8-9 cilt derler. öldükten sonra oğlu bu anıları ilhan selçuk'a verir. o da kendi kafasına göre zararlı gördüğü her şeyi çıkarır. kitabı yüzbaşı selahattin'in romanı adıyla, iki cilt olarak basar. ilk cilt çok iyidir. savaş öncesi ve ırak cephesinin kompozisyonu müthiştir. sonra cümleler kopmaya başlar yavaş yavaş. bölük pörçükleşir, kurtuluş savaşı yılları ise tamamen can sıkıcıdır. anlatılan hemen hiçbir şeyin anlamı yoktur. ne ermenilere, ne teşkilatı mahsusa'ya, ne de kurtuluş savaşına dair bir kelam yoktur. ilhan selçuk kafasına göre kesip biçtiği için koskoca, ciltler dolusu anıyı mahvetmiştir. bu adamın darbeci hevesliliği bile bu anılara yaptıkları yanında hiçtir. çünkü koskoca bir kültür hazinesini yok etmiştir. yorgun savaşçı'yı kemal tahir bu anıların yayınlamasından sonra mı yazdı, bilmiyorum. ama kitabın bandırma bölümünden sonra cehennem yüzbaşı, selahattin ile beraber bekir sami bey'in karargahındadır. karargah dediysem bir albay bekir sami, yüzbaşı selahattin ve cemil, teğmen faruk. erat sayısı sıfır. çünkü hepsi firar, ipini koparan, fırsatı bulan tüymüş. sadece gidecek hiçbir yeri olmayan, körağa şaban gibiler orduda. üstelik bu firar müessesi sakarya savaşı'nda daha feci boyutlara ulaşıştır. ellibin türk askeri, yunan askerinden korkarak kaçmıştır. işte selahattin'i görünce yorgun savaşçı'da, eski bir dostu bulmuş gibi oldum. kitapta anlatılan hikaye, ilhan selçuk'un kesip attığı bölümlerdi. o da olunca daha bir eğlenceli, yer yer hüzünlü oldu kitap. üstelik bir doktor vardır, istanbul'lu, zamanında ittihatçıların memleketi batıracağını sezdiği için onlardan ayrılmış, buna rağmen halil paşa'yı evinde saklayan birisidir. onun tahlilleri çok orjinaldir. tüm savaşı, halkın halini, ittihatçıları çok iyi tahlil eder. tahlilleri kendi başına ders niteliğindedir. tıpkı kurt kanunu'nda, kara kemal'in eski çocukluk arkadaşının evine sakladığındaki yaptığı tahliler gibi.

kemal tahir okumayan, kurtuluş savaşı öncesi ve sonrasını konuşmasın, yazmasın. 12 eylül yönetimi, yorgun savaşçı'nın filmini boşuna yaktırmadı. düşününki yorgun savaşçı'dan gele gele şu çılgın türkler seviyesine gelinmiş. daha da mükemmelleşeceğine dibe inilmiş. bilmez mi yazarı gerçeği, elbet bilir. ama onun niyeti o değil!(nazım hikmet-piraye-kemal tahir)

Hiç yorum yok:

Related Posts with Thumbnails

...

ilet:

ytravisbickle@hotmail.com

Sayfalar

telif falan istemiyorum, iyi eğlenceler... Blogger tarafından desteklenmektedir.