heyy!!! heyecanlı mısın?!

korkma, okudukça geçer!

15 Ekim 2009 Perşembe

cennet bahçeleri

ilk cennet bahçeleri sümer mitlerinde edin bahçesi, yani aden bahçesidir. bu yer, adem ile havva'nın ilk günahı işlediği yerdir. sorgulamayı, iyi ile kötüyü bilmeyi öğreten ağacın meyvesinden yemişlerdir. tanrılar da burada yaşar. adem ile havva kovulduktan sonra kapısına kerrubiler yerleştirilmiş ve onların tekrar içeri girmesi önlenmiştir. tevrat ve kur an'da bu bahçe bulunur. çok ilginç ama bu bahçeyi hem tevratda, hem sümer mitlerinde dört nehir sular; fırat, dicle bunlardan ikisidir. diğer ikisinin ibranice adları aklıma gelmiyor.

neyse, teologlar aden bahçesinin içinden fırat ile dicle geçince şaşırırlar tabi. yoksa cennet dünya mıdır? dünyanın ilk şehirlerinin de tam bu bölgede olması kafaları iyice karıştırır. o meşhur aden bahçesi dünyada olmasın sakın?

ve ayrıca; diğer iki nehirden birinin tamamen kuruduğu artık bilinir. hicaz dağlarından beslenen ve kuveyt'den denize dökülen bir nehrin tamaman kuruduğu artık anlaşılmıştır. diğer nehir ise hala akar. iran'ın basra körfezi sınırı dağlarla çevrilidir ve bu dağlardan beslenen akarsulardan biri bu 4 nehri birleştirecek şekilde körfeze akar.

tanrıların bizi kullanıp bir kağıt bez gibi bir kenara atarak kovmalarından sonra cennetin kapısında durmadan da yapamadık. adem ölünce havva ne yapacağını şaşırır ve oğlu şit ile beraber adem'in cesedini aden bahçesinin kapısına kadar taşır. orada elohim'e kendisine yol göstermesi için yalvarır. en sonunda elohim cesedi bezle sarmasını ve toprağa gömmesini ister. kapıdan içeri giremezler, çünkü kovulmuşlardır. kerubiler sıkı bir şekilde kapıyı korumaktadırlar. bu hikaye hanok'un kitabında yazar.

işte tanrıların zavallı köpeği durumundan diskoda eğlenerek hayatı sorgulamaya başlar duruma kadar geldik. gerçi diskolar 80'lerde kaldı. artık barlar var!

gençlerimiz 70'lerde evlerinde eğlenir. çünkü terör başa beladır. zenginler, kandırılan ve içkilerine ilaç atılan köylü kızlarına tecavüz ederek bu safhayı geçerler. 80'lerle beraber diskolarda eğlenmeye başlanır. artık büyük şehirlerde terör yoktur. büyük eğlence yerlerinde eğlenilebilir bir duruma gelmek için darbe yapılmıştır. modern talking'in sesi cennet rüzgarı gibidir. diskonun kendisi ise aden bahçesi.

ama bu gençler maalesef uyuşturucu batağına saplanmışlardır! cenneti yanlış yerlerde aramaktadırlar. "eroin, nolur bana eroin verin. herşeyi yaparım, eroin için herşeyi yaparım" diye bağrışmaktadırlar. coşkunların en fecisi ve nurilerin en romdöşambrı ise diskoda eğlenen kalabalık içinde komiserimizin kızının ırzına geçmek için, yalnızlıkla beraber pusu kurmuş, beklemektedirler! çünkü cennet, komiserin kızının bacak arasına inmiştir artık. intikam!!!

ve sonra olanlar olur. gerisini zaten biliyorsunuz.

bu türk filmleri sayesinde türk halkı, diskoda eğlenen kişilerin uyuşturucu müptelası, pezevenk, orospu ve ibne olduğunu düşündüğü için çocuklarını diskolara göndermedi. o cennetten mahrum kaldık. o dönen ışıltılı disko topu altında eğlenme işini sadece düğün salonlarında yapabildik. 80 neslinin büyük bir kısmı eğlenemedi, eğlendirilmedi. cenneti göremedi! fakirler bu sefer yaşarken tanrıların kapısında bekletildi!

ama artık durum değişti. 2000'lerde yeni tanrılar sokakları, diskoları terk ettiler. artık kimsenin ulaşamayacağı yapılarda kalıyorlar, büyük alış veriş merkezlerinde geziyorlar, kenar kenarında, sığıntı köşelerde eğleniyor. sokaklar ve diskolar tamamen yoksullara kaldı. eski cennetler terk edildi, yeni cennetler yaratıldı!

"önemli olan, tanrının bir enstrüman yaratmış olmasıdır. insan denen bir enstrüman. ancak yarattığı bu enstrümanı çalamayan bir usta gibi, tanrı da insandan bu sesi çıkaramamıştır. bu yüzden tanrı hariç bütün güçler insanı çalmış ve özellikle de şeytan en güzel melodilerini onunla bestelemiştir. ne bakire anneler ne de sami ırkından gelen peygamberler mucizedir. mucize, tanrının elini koparıp dünyaya fırlatması ve sonra da ondan geri gelmesini beklemesidir. ancak elin, önce bir el olduğunu anlaması sonra da tanrıya ait olduğunu fark etmesi gerekir. mucize, elin ait olduğu bedene dönüşüdür." (hakan günday-azil)

2 yorum:

winston wolf dedi ki...

Tanrının Tanrısı yok.biz ona inanıyoruz, ama o hiçbir şeye inanmıyor. belki de tek gerçek tanrısız, Tanrının kendisi.
tanrısızlık Tanrıya mahsus. bu yüzden kurallarda asalet ve adalet arama.
çünkü Tanrı ne asil, ne de adil olmak zorunda.

gerisi önemli değil... dedi ki...

yazdım, çizdim, hayal ettim, sazla sözden ibaretim be winston, gerisi önemli değil!

az kaldı zaten :)

Related Posts with Thumbnails

...

ilet:

ytravisbickle@hotmail.com

Sayfalar

telif falan istemiyorum, iyi eğlenceler... Blogger tarafından desteklenmektedir.