murat palta'nın kült filmlerden uyarlanmış minyatür çalışmalarını hemen herkes duymuştur. olsun, sonuçta hepsi çok güzel ve harika olmuş. onun iznine gerek var mı bilmiyorum, ama google'dan arama yapınca bir dünya çıktı. neyse işte, bu çok şık çalışmaları paylaşayım sizinle..
ayrıca; maalesef duvarlardaki o yazıları okuyamadım. okuyan varsa bi zahmet yazıversin yorumlara, ekleyeyim.
sahne alien'dan. ilk film, herifin içindeki yaratık şimdi çıkacak. bu arada mekan uzay gemisi ve bizim süper kahramanımız olan ellen ripley muhteşem görünüyor.
the shining. jack amcamız hamamın önünde baltası ve kapıyı parçalamaya çalışıyor. danny bisikleti ile dolaşıyor ve tunik giymiş hayalet kızları görüyor. jack'in karısı ise filme nazaran çok sakin. bu arada, hamam hoş olmuş. kurnası, duvarları vs hepsi güzel.
kill bill vol. 1 ve bizim black mamba elindeki kılıçla herkes doğramış. o ren'e sıra gelmiş. sarı kıyafeti güzel. sol taraftaki kadın cesedi ise o ren'in özel koruması.
bizim küçük alex'in yaptığı işler ne hoş işlerdir öyle. kitapta bildiğin çocuktur, ama filmde büyütmüşlerdir yaşını. burada da o dilenciyi dövdükleri sahne var. güzel gitmiş..
pulp fiction. daha ilk sahne. eleman elinde tabancasıyla dolabın içinde ve birazdan çıkıp ateş yağdıracak. sonuç: sıfır ölü. şu an incilden sözler dökülür siyahın dudaklarından. beyazın elindeki çantada ise patronları wallace'ın ruhu saklı..
bu dünya benim arkadaş. scarface'in meşhur sahnesi. pacino'nun elinde makinalı ve tarıyor etrafı. ortadaki kadın ve sırtındaki dünya güzel.
arnold ata atlamış, önünde küçük connor. ikinci filmden bir sahne. arkadaki atlı araba ise civa adamımız var. yalnız t-800 harbiden o ata binse o at çöker, imkanı yok taşıyamaz. kıyafetleri güzel çizmiş..
ortadaki siyahlı bizim vader. elindeki gül, başındaki kavuk süper. çevresinde klon savaşçıları var. sağ arkadaysa chewbacca, han solo ve leia mevcut. bizim luke önde, ışın kılıcı omzunda. usta yoda'yı yemiş bitirmiş sanatçı. müthiş güzel çizmiş. obi van ise ayrıntısı. ha, death star'ı da unutmamak lazım. sidius eksik mi ne? varsın eksik kalsın..
14 Eylül 2012 Cuma
12 Eylül 2012 Çarşamba
valkyrie
hemen her mitte olduğu gibi iskandinav kozmogonisinde de dünya kaostan doğmuştur. odin ve kardeşleri tarafından da örgütlenmiştir. tanrılar, evlerini dünyanın merkezine koymuşlardı. dünyanın çevresinde ise kaos güçleri egemendi ve merkez ile kaosun ortasında insanlar bulunuyordu. dünyanın düzeni hassas bir haldeydi ve tanrılar ile insanlar bu düzenin devamı için savaşıyorlardı. ama elbet bu düzenin de bir sonu vardır ve tanrılar ile insanlar ragnarok'da müthiş bir savaş sonucunda devlerle savaşacaklar ve evrensel bir yenilenme olacaktır.
valkyrie'ler ise savaşlarda ölenleri odin'in krallığına (valhalla) taşıyan ve ona hizmet eden bakirelerdir. çifte boynuzlı başlıkları ve parlak zırhları ile gelirler ve valhallaya götürecekleri savaşçıları öldürürler. seçtikleri savaşçıları düşman değil, valkyrie'ler öldürmektedir. böylece savaşçıların raknaroka kadar sürecek olan zevk sefaları başlayacaktır.
valkyrie'lerden bahsettikten sonra die walküre'den bahsetmemek olmaz. tam bir wagner hayranı olan hitler'in bu operayı askerlerine bol bol dinlettiği bilinir. wagner'in antisemitist olduğu da bilinir. ama wagner'in 1848 devriminde devrimcilere el bombası imal etmekten ve gözcülük yapmaktan hapis yatmışlığı da vardır. işin ilginci siyonizmin kurucusu teodor herlz tam bir wagner hayranıdır. geceleri onu dinlemediğinde sağlıklı düşünemediğini söylemiştir. bu parçası da tam gazdır aslında. ver coşkuyu, saldırsın ss birlikleri, yapsınlar katliamı. neyse, bu arada wagner, nietzsche'nin bir zamanlar kankası olmuştur. sonra araları bozulur. çünkü nietzsche, wagner'in karısına aşıktır(cosima wagner). ilk başlarda wagner'in müziği ile kendinden geçen, ona büyük övgülerde bulunan nietzsche, cosima'dan red cevabı alınca tam tersi yönde yazıyor kaleme almıştır. neyse, verelim coşkuyu..
valkyrie'ler ise savaşlarda ölenleri odin'in krallığına (valhalla) taşıyan ve ona hizmet eden bakirelerdir. çifte boynuzlı başlıkları ve parlak zırhları ile gelirler ve valhallaya götürecekleri savaşçıları öldürürler. seçtikleri savaşçıları düşman değil, valkyrie'ler öldürmektedir. böylece savaşçıların raknaroka kadar sürecek olan zevk sefaları başlayacaktır.
valkyrie'lerden bahsettikten sonra die walküre'den bahsetmemek olmaz. tam bir wagner hayranı olan hitler'in bu operayı askerlerine bol bol dinlettiği bilinir. wagner'in antisemitist olduğu da bilinir. ama wagner'in 1848 devriminde devrimcilere el bombası imal etmekten ve gözcülük yapmaktan hapis yatmışlığı da vardır. işin ilginci siyonizmin kurucusu teodor herlz tam bir wagner hayranıdır. geceleri onu dinlemediğinde sağlıklı düşünemediğini söylemiştir. bu parçası da tam gazdır aslında. ver coşkuyu, saldırsın ss birlikleri, yapsınlar katliamı. neyse, bu arada wagner, nietzsche'nin bir zamanlar kankası olmuştur. sonra araları bozulur. çünkü nietzsche, wagner'in karısına aşıktır(cosima wagner). ilk başlarda wagner'in müziği ile kendinden geçen, ona büyük övgülerde bulunan nietzsche, cosima'dan red cevabı alınca tam tersi yönde yazıyor kaleme almıştır. neyse, verelim coşkuyu..
(apocalypse now)
10 Eylül 2012 Pazartesi
mustafa sandal sana, kafaaam girsin
ulan herifin sesi şusu busu yok, tv'de bitlis'te beş minaresine biraz takıldım, oyunculuk da yok. ulan bir reklam çekmiş. o ne be. hay sizin yazdığınız reklam metnini, oynayanlarınızı, yönetmeninizi, sizi yayınlayan kanallarınızı, sayın işvereniniz o telefon şirketini, topunuzu birden new york'daki en iri siyahların hepsi birden becersin. o ne lan öyle, allah belanızı versin, iki cihanda yüzünüz gülmesin. karını oynatmışsın, demek senin sikimsonik bir telefonun olsa karın sana vermeyecekti ha, hay allah senin belanı versin. aldığın paralar götüne bozuk paralar şeklinde girsin. töbe ya, ulan bu kadar boktan bir reklam filmine maruz kalmak ne kötü. tüm sinirlerim zıpladı bir anda. seni dinleyen, destekleyen, sporsor olan ne varsa işte, yeni yapılan boğaz köprüsü girsin hepsine. dur daha küfredeceğim. bi siktirin gidin lan, ulan bok böcekleri bile olmaz sizden. ot musunuz, bok musunuz, ne göt insanlarsınız siz lan..
9 Eylül 2012 Pazar
yedinci gün
peheyy, ihsan oktay anar, yani moğol görünüşlü barbar yine müthiş bir roman kaleme almış. ellerine sağlık. kendisini, artık benimle konuşmayan bir kişiden öğrenmiştim. iki yıl önceydi ve üç dört ay içinde beş kitabını da bitirdim. allah bana onu tavsiye denden razı olsun. puslu kıtalar atlası ile başlamıştı, umarım daha düzinelerce roman yazar.. okumadıysanız şiddetle tavsiye ediyorum. yoksa elime falaka alıp hepinizi döverim..
"artık yoruldum ve yarın dinleneceğim, siz de öyle yapın."
ihsan sait'in son sözleri.
(kitaptan bahsetmeyeyim, anlatım ve kurgu yine mükemmel diyeyim)
4 Eylül 2012 Salı
var kalış ve oluştur evlat
bir ara atmışım makinaya çamaşırları, yıkayıp duruyor elektrik tüketerek. fıldır fıldır dönerken, birden bire bana seslendi;
"var kalış, var oluş değildir evlat!"
"ne evladı lan" dedim makinaya dönerek, altı üstü beş yaşında ve altı ile çarpsam yine de benim yaşıma gelemez. terbiyesiz sanayi mamülü.
sonra demez mi "ama benim kadar çamaşır yıkamadın. haftada iki saatten beş yılda, toplam yirmi gün çalıştım ben. saçımı süpürge ettim senin için, vır vır da dır dır... amacım bu benim, yıkarım!"
be hey koca dünya, ne günlere kaldık. ne demiş birisi, "düşünce özgürlüğünden yoksun olmak düşündüğünü söyleyememek değil, hiç düşünmememiş olmaktır." bir metreküplük makina benimle kafa bulmaya çabalıyor, işe bak. sigaramın dumanından çekerken derin derin "ama intihar bir kaçış değil, reddediştir" lafı dökülüverdi ağızcığımdan, dumanıyla birlikte, üfüre üfüre. "varolmak mı istiyorsun? sahtekarrr, sen aslında görevini
reddediyorsun. bilmezmisin ki hayatta en büyük tembellik, insanın istediği şeyi yapmasıdır. hah ha, seni değiştirmem lazım. ama param yok aq."
"at beni, hadi geri dönüşmek istiyorum hemen, benden bilgisayar yapsınlar, sayıları sayayım" demez mi zındık makina, yaptığı işten tiksiniyormuş. haftada iki saat çalışmaktan tiksiniyormuş. bak sen kahrolasıca makinaya. diyor ki, "varoluşuma giden yol bulantıdan, tiksintiden geçiyor. insan için özgürlük tam ve mutlaksa eğer ve insan özgür olmaya mahkumsa, çekip gidiyorum."
"nah gidersin" dedim biricik köleme, "sen makinasın, dediklerin insan için geçerli." sigaramdan biraz daha duman çekerken elimdeki şişeyi bir köşeye bırakmaya karar verdiğimde bu sefer köşe diklenmeye başladı. ev üstüme üstüme geliyordu, sanırım beni öldürmeye karar vermişlerdi.
cep telefonum da isyana katılınca, en sadık kullarıma, yani giyisilerime bürünerek ve yerde sürünerek pencereden dışarı çıktım. önce makinayı parçalamaya karar verdim. ama onun yerine buzdolabını parçalamak daha eğlenceli geldi gözüme. onun gaz yollarını kesip, kapısını eline vermek çok güzel bir orgazmdı.
artık zafer kazanmıştım. "çek git lan" dedim makinaya. bağırınca ona, durdu birden bire. tamirciye götürmeye karar verdim. kahpee, beni sömürtmek için elinden gelen her şeyi yapıyordu.
durdum, baktım tüm odaya, köşesine ve bucağına. "sen köşe, varsın. makina, varsın. dolap, sanırım artık yoksun. cep telefonu, şu an için varsın. evrende anca yer kaplarsınız. siz fabrikasyon ürünleri, tek çeşitler, modelleriniz bile sahtekarlık. hastalıklarınız benzer, aynı şeyleri tüketen iblisler sizi. bense kapladığım yerde var olurum. var olmam için kendini yeniden yarattım. hastane değil, ev yapımıyım ben, aşısızdır kollarım, vicdansızdı hocalarım, cahildi bakıcılarım. siz var kalın, sonsuza kadar, hahaha.."
2 Eylül 2012 Pazar
taraf gazetesi arka sayfa soruları
taraf gazetesinin arka sayfasındaki anket sorularını bilirsiniz. hep ünlüler yanıtlıyor. "ulan" dedim, benim neyim eksik! bu cevaplar da benden.. cevaplamak isteyen herkes cevaplasın. valla bak..
1-)En sevdiğiniz kelime?
merhaba
2-)Nefret ettiğiniz kelime?
salak
3-)Ne sizi heyecanlandırır?
esmer güzeli bir kadın ve ummadığım kadar güzel çıkan bir roman.
4-)Heyecanınızı ne öldürür?
mesai.
5-)En sevdiğiniz ses nedir?
thom yorke'un sesi.
6-)Nefret ettiğiniz ses?
kadın dırdırı ve neden sorusu.
7-)Hangi mesleği yapmak istemezsiniz?
öğretmenlik.
8-)Hangi doğal yeteneğe sahip olmak isterdiniz?
herhangi bir müzik aletini çalabilme yeteneğine sahip olmak isterdim.
9-)Kendiniz olmasaydınız kim olurdunuz?
amazonda yerli.
10-)Nerede yaşamak isterdiniz?
amsterdam ve barcelona'da.
11-)En önemli kusurunuz nedir?
her türllü sanata dair yeteneksizliğim.
12-)Size en fazla keyif veren kötü huyunuz hangisi?
sigara.
13-)Kahramanınız kim?
örümcek adam (spiderman değil).
14-)En çok kullandığınız küfür?
siktir..
15-)Şu anki ruh haliniz nasıl?
idare eder.
16-)Hayat felsefenizi hangi slogan özetler?
dünya sikime minare götüme.
17-)Mutluluk rüyanız nedir?
vasıtasız uçmak.
18-)Sizce mutsuzluğun tanımı?
baş ağrısı.
19-)Nasıl ölmek isterdiniz?
mümkünse sessizce ve uykuda.
20-)Öldüğünüzde cennete giderseniz Tanrı’nın kapıda size ne söylemesini istersiniz?
bakma öyle, geç hadi geç..
1-)En sevdiğiniz kelime?
merhaba
2-)Nefret ettiğiniz kelime?
salak
3-)Ne sizi heyecanlandırır?
esmer güzeli bir kadın ve ummadığım kadar güzel çıkan bir roman.
4-)Heyecanınızı ne öldürür?
mesai.
5-)En sevdiğiniz ses nedir?
thom yorke'un sesi.
6-)Nefret ettiğiniz ses?
kadın dırdırı ve neden sorusu.
7-)Hangi mesleği yapmak istemezsiniz?
öğretmenlik.
8-)Hangi doğal yeteneğe sahip olmak isterdiniz?
herhangi bir müzik aletini çalabilme yeteneğine sahip olmak isterdim.
9-)Kendiniz olmasaydınız kim olurdunuz?
amazonda yerli.
10-)Nerede yaşamak isterdiniz?
amsterdam ve barcelona'da.
11-)En önemli kusurunuz nedir?
her türllü sanata dair yeteneksizliğim.
12-)Size en fazla keyif veren kötü huyunuz hangisi?
sigara.
13-)Kahramanınız kim?
örümcek adam (spiderman değil).
14-)En çok kullandığınız küfür?
siktir..
15-)Şu anki ruh haliniz nasıl?
idare eder.
16-)Hayat felsefenizi hangi slogan özetler?
dünya sikime minare götüme.
17-)Mutluluk rüyanız nedir?
vasıtasız uçmak.
18-)Sizce mutsuzluğun tanımı?
baş ağrısı.
19-)Nasıl ölmek isterdiniz?
mümkünse sessizce ve uykuda.
20-)Öldüğünüzde cennete giderseniz Tanrı’nın kapıda size ne söylemesini istersiniz?
bakma öyle, geç hadi geç..
16 Ağustos 2012 Perşembe
onun arabası var
tv'lerdeki deliler ile gerçek hayattaki deliler arasında büyük bir uçurum var. aklınıza mahallanin muhtarları dizisi gelsin. orada "düt düt dütt" diye öterek giden, temiz giyimli, elinde direksiyon, direksiyonda aynası olan, kendisini araba sanan bir deli vardı. deli dediysem lafın gelişi deli. o akıllı delilerdendi. lafı çakar ve giderdi. hatta mahallenin en akıllı delisiydi. oysa kendini araba sanan deliler hiç öyle değil.
ben bu kişilerden ikisini tanıdım. birincisi sakarya'ydı. içinde simit sattığı küçük bir arabası vardı. sonra kendisini bir anda kaybediyor ve hızla koşmaya başlıyordu. üstelik yolun ortasından. tabi herkes tanıyor artık herifi, sorun yok. onu görünce yavaşlasan yeter. üstelik adam hakkındaki hikayeleri de dinliyoruz. bir keresinde fındıklığın ortasında kendisini tır zannetmiş. tabi koskoca tır çıkamamış bahçeden. bu da inmiş tırdan, almış eline nacak. 100 ocak fındıklık dümdüz(yaklaşık 1,5 da).
bunlardan bir tane de çalıştığım yerin karşısında var. bu çocuk kulağına kulaklığı takıyor ve basıyor gaza. sonra birden bire duruyor ve geri vitese takıp park ediyor. sonra park ettiği yerden bir daha çıkıp yeniden gaza basıyor. bir 15 dakika civarı bu işlem böyle devam ediyor. kulaklığı kulağından çıkardığı anda da işlem bitiyor. malum, o kulaklık aslında arabasının radyosu! bu kişinin direksiyonu yok elbet. varmış gibi ellerini hareket ettiriyor. geçen bana çarptı! göbeğimi gördü ve "hava yastığı hava yastığı" dedi. ben de ona 2 sigara verip bi de çay ısmarladım. sonra aramızda nalaştık. kusurlu olan benim. 8'de 8 ve arabadaki zararının büyük olmadığına kanaat getirdik. üstüne bi de su ısmarlayınca işi tatlıya bağladık.
hem sonra kendini araba zannetmeyen deliler geldi aklıma. mesela birincisi feciydi. -10'da üstü çıplak gezer, oturduğu yerde elini pantolonunun içine sokar ve sanırım masturbasyon yapardı. uzun süreli bakma gibi bir durumum olmadığından ne yaptığını elbet kestiremiyorum. başka birisi yarı deli mi desem ne desem bilemedim şimdi. güzel bir bisikleti vardı ve herkes sigara toplar, sonra çeşmesinin başına gider, araba yıkardı.
mazhar osman'a sormuşlar, "kaç tür deli vardır?" o da demiş ki "beş tür, biri içerde dördü dışarda!" halkımızın sapır sapır cinnet geçirdiği bu sıcak havalarda hepinize itidal tavsiye ediyorum. delirebilirsiniz, ama cinnet geçirmeden..
ben bu kişilerden ikisini tanıdım. birincisi sakarya'ydı. içinde simit sattığı küçük bir arabası vardı. sonra kendisini bir anda kaybediyor ve hızla koşmaya başlıyordu. üstelik yolun ortasından. tabi herkes tanıyor artık herifi, sorun yok. onu görünce yavaşlasan yeter. üstelik adam hakkındaki hikayeleri de dinliyoruz. bir keresinde fındıklığın ortasında kendisini tır zannetmiş. tabi koskoca tır çıkamamış bahçeden. bu da inmiş tırdan, almış eline nacak. 100 ocak fındıklık dümdüz(yaklaşık 1,5 da).
bunlardan bir tane de çalıştığım yerin karşısında var. bu çocuk kulağına kulaklığı takıyor ve basıyor gaza. sonra birden bire duruyor ve geri vitese takıp park ediyor. sonra park ettiği yerden bir daha çıkıp yeniden gaza basıyor. bir 15 dakika civarı bu işlem böyle devam ediyor. kulaklığı kulağından çıkardığı anda da işlem bitiyor. malum, o kulaklık aslında arabasının radyosu! bu kişinin direksiyonu yok elbet. varmış gibi ellerini hareket ettiriyor. geçen bana çarptı! göbeğimi gördü ve "hava yastığı hava yastığı" dedi. ben de ona 2 sigara verip bi de çay ısmarladım. sonra aramızda nalaştık. kusurlu olan benim. 8'de 8 ve arabadaki zararının büyük olmadığına kanaat getirdik. üstüne bi de su ısmarlayınca işi tatlıya bağladık.
hem sonra kendini araba zannetmeyen deliler geldi aklıma. mesela birincisi feciydi. -10'da üstü çıplak gezer, oturduğu yerde elini pantolonunun içine sokar ve sanırım masturbasyon yapardı. uzun süreli bakma gibi bir durumum olmadığından ne yaptığını elbet kestiremiyorum. başka birisi yarı deli mi desem ne desem bilemedim şimdi. güzel bir bisikleti vardı ve herkes sigara toplar, sonra çeşmesinin başına gider, araba yıkardı.
mazhar osman'a sormuşlar, "kaç tür deli vardır?" o da demiş ki "beş tür, biri içerde dördü dışarda!" halkımızın sapır sapır cinnet geçirdiği bu sıcak havalarda hepinize itidal tavsiye ediyorum. delirebilirsiniz, ama cinnet geçirmeden..
15 Ağustos 2012 Çarşamba
hayatım olmuş işler güçler
ayın ortası olmuş, daha bir yazı. rezalet. sanki yıllık izninin bir bölümünü kullandığı için yazmayan köşe yazarıyım anasını satayım. bu ne lan, kınıyorum kendimi. "kendini kızıyorsun, tamam, ama neden yazmıyorsun" diyen siz masum izleklerime cevap veriyorum.
kitaba sardım arkadaş. böyle toptan kitap alınca hepsini bitirmek için gözüm dönüyor. simon kuper'in futbol asla sadece futbol değildir'inden bir başladım, ajax, hollandalılar ve savaş'ından devam ettim. herif harbi iyi yazıyormuş. adam o ismi boşuna büyütmemiş. neyse, sonra ver elini boris vian. akabinde bir miktar dünya savaş tarihi. sonra şeker portakalı. o neydi lan öyle. zeze'nin ne biçim dünyası varmış. öyle bir sardı ki kitabı bitirdiğimde gece 2:30 ve gözlerim şelale gibi olmuş. üstüne dickens'in iki şehrin hikayesi'ni okumak hiç iyi gelmedi. onun son bölümünü artık tahmin ederken gerçekleşmesini okumak ayrı bir gözleri doldurma nedeni. çok güzel yazılmış be ya, harbi bak, ben o kadar fransız ihtilali tarihi okudum, gerçekliği hiç bu kadar kavrayamamıştım. roman ile tarih kitabı okumak arasındaki derin çizgi anasını satayım. ha bu arada, brezilyalı ebeveynlerin a q.
hem sonra iş bankasının çocuk kitapları serisi var. orjinal dilden, kısaltmadan ve 3 tl. süper lan. define adasını okudum anasını satayım. oz büyücüsü, bir yılbaşı hikayesi derken, pehh.. dionysos yayınevi'nin de 3 tl'lik klasikler serisi var. ruslar, fransızlar, ingilizler derken oo. gerçi kitaplar özensiz basılmış, çok miktarda kelime hatası var. ama olsun, 3 tl'ye harika romanlar okuyorum(ölü canları almayın sakın. sonunu resmen gebertmişler. yaklaşık 100 sayfa çalmışlar)..
bu arada pilli bebek - duruyor zaman beni mahvetmekte. halime falan sorarsanız eğer -ki sormayın bence- bildiğiniz gibi işte. hayat hala çok garip, hala çok salakça ve gereksiz. ramazan münasebetiyle iftardan iftara koşturup duruyorum işte. tutmuyorum ama çağırıyorlar. davete gitmemek kötü bir şey. ayrıca şunu fark ettim ki istanbul'da kimse oruç tutmuyor. hele istanbul'un kırsalı hiç tutmuyor.
işte böyle sevgili izleklerim. hayat her zamanki gibi akıp gidiyor. ama güneşin altında çalıştığım günler biraz pis akıyor. eve kendimi zor atıyorum, leş gibi ter, kan vs. hem geçen size kirazdan bahsetmiştim ya hani, domates ayrı bir alem bu arada. arkadaş bi sürü sebzeci arkadaş var, gidiyorum yanlarına, tüm domatesler bitik halde. size şunu söyleyeyim, eğer üstünde delik olmayan bir domates varsa, bilin ki ilaçlanmıştır. önce güzelce yıkayın ve sonra kabuğunu soyun. ama işin güzel yanı bu sene sebzecilerin karpuzları nefis. kocaman kocamanlar ve nefisler.
ha bak unuttum, olimpiyatlara da daldım bir süre. sonra sıkıldım. akabinde bizim şahane 1500'ümüzü izledim. at yarışı oynamışım ve bağırıyorum "hadi kızım, hadi kızım, hızlan kızım, hadi dayan be, koş ulan koş!" sonuç süper. altılıyı tutturmuşum gibi sevindim. ama bana "hiç altılıyı tutturdun mu" diye sormayın. tutturamadım arkadaşlar. lanet olsun benim içimdeki at sevgisine. gerçi senelerdir oynamıyorum. jokeyleri bilsem bile atlar falan hikaye oldu. ben ki zamanında bir çok yarış sevdalısı gibi şiki şiki baba baba eşliğinde ders çalışmış, kupon doldurmuş, halis karataş'a telefonla ulaşmaya çalışmış adamım. nafile hepsi! ha bu arada, veli efendi'yi yerinden kaldıracaklarmış diye bir söylenti duydum. yalandır umarım. diyorlar ki haraççı'daki muayene istasyonunun oraya bir yere konduracaklarmış. bu muayene işini senelik yapmaları apayrı bir rezalet elbet. bana iki senede bir yaptırmak zor geliyor, bu her sene işi ne lan. ticari taşıt mı lan bu dümbükler. nasıl para kazanacağınızı şaşırdınız anasını satayım. daha dün hava, yağ, filitresi derken bayıldım 80 kağıt. yuhh.. ha bu arada, iş yerindekilere "ben de sizin gibi küçük burjuvayım ulan" dedim. şimdi küçük burjuva aşağı, yukarı pehh. bu arada, iş yerindekiler oruç tutuyor. onlara tutmamaları karşılığında tüm günahlarını yüklenme garantisini verdim. yok, yine tutuyorlar. küçük burjuva işte nolcak..
yine mekan değiştirme hevesim çıldırtıcı boyuta geldi bu arada. ev ve iş değiştireceğim anasını satayım. kestane gürgen palamut, altı yaprak üstü bulut, topuk yaylası ne güzel ne güzel..
kitaba sardım arkadaş. böyle toptan kitap alınca hepsini bitirmek için gözüm dönüyor. simon kuper'in futbol asla sadece futbol değildir'inden bir başladım, ajax, hollandalılar ve savaş'ından devam ettim. herif harbi iyi yazıyormuş. adam o ismi boşuna büyütmemiş. neyse, sonra ver elini boris vian. akabinde bir miktar dünya savaş tarihi. sonra şeker portakalı. o neydi lan öyle. zeze'nin ne biçim dünyası varmış. öyle bir sardı ki kitabı bitirdiğimde gece 2:30 ve gözlerim şelale gibi olmuş. üstüne dickens'in iki şehrin hikayesi'ni okumak hiç iyi gelmedi. onun son bölümünü artık tahmin ederken gerçekleşmesini okumak ayrı bir gözleri doldurma nedeni. çok güzel yazılmış be ya, harbi bak, ben o kadar fransız ihtilali tarihi okudum, gerçekliği hiç bu kadar kavrayamamıştım. roman ile tarih kitabı okumak arasındaki derin çizgi anasını satayım. ha bu arada, brezilyalı ebeveynlerin a q.
hem sonra iş bankasının çocuk kitapları serisi var. orjinal dilden, kısaltmadan ve 3 tl. süper lan. define adasını okudum anasını satayım. oz büyücüsü, bir yılbaşı hikayesi derken, pehh.. dionysos yayınevi'nin de 3 tl'lik klasikler serisi var. ruslar, fransızlar, ingilizler derken oo. gerçi kitaplar özensiz basılmış, çok miktarda kelime hatası var. ama olsun, 3 tl'ye harika romanlar okuyorum(ölü canları almayın sakın. sonunu resmen gebertmişler. yaklaşık 100 sayfa çalmışlar)..
bu arada pilli bebek - duruyor zaman beni mahvetmekte. halime falan sorarsanız eğer -ki sormayın bence- bildiğiniz gibi işte. hayat hala çok garip, hala çok salakça ve gereksiz. ramazan münasebetiyle iftardan iftara koşturup duruyorum işte. tutmuyorum ama çağırıyorlar. davete gitmemek kötü bir şey. ayrıca şunu fark ettim ki istanbul'da kimse oruç tutmuyor. hele istanbul'un kırsalı hiç tutmuyor.
işte böyle sevgili izleklerim. hayat her zamanki gibi akıp gidiyor. ama güneşin altında çalıştığım günler biraz pis akıyor. eve kendimi zor atıyorum, leş gibi ter, kan vs. hem geçen size kirazdan bahsetmiştim ya hani, domates ayrı bir alem bu arada. arkadaş bi sürü sebzeci arkadaş var, gidiyorum yanlarına, tüm domatesler bitik halde. size şunu söyleyeyim, eğer üstünde delik olmayan bir domates varsa, bilin ki ilaçlanmıştır. önce güzelce yıkayın ve sonra kabuğunu soyun. ama işin güzel yanı bu sene sebzecilerin karpuzları nefis. kocaman kocamanlar ve nefisler.
ha bak unuttum, olimpiyatlara da daldım bir süre. sonra sıkıldım. akabinde bizim şahane 1500'ümüzü izledim. at yarışı oynamışım ve bağırıyorum "hadi kızım, hadi kızım, hızlan kızım, hadi dayan be, koş ulan koş!" sonuç süper. altılıyı tutturmuşum gibi sevindim. ama bana "hiç altılıyı tutturdun mu" diye sormayın. tutturamadım arkadaşlar. lanet olsun benim içimdeki at sevgisine. gerçi senelerdir oynamıyorum. jokeyleri bilsem bile atlar falan hikaye oldu. ben ki zamanında bir çok yarış sevdalısı gibi şiki şiki baba baba eşliğinde ders çalışmış, kupon doldurmuş, halis karataş'a telefonla ulaşmaya çalışmış adamım. nafile hepsi! ha bu arada, veli efendi'yi yerinden kaldıracaklarmış diye bir söylenti duydum. yalandır umarım. diyorlar ki haraççı'daki muayene istasyonunun oraya bir yere konduracaklarmış. bu muayene işini senelik yapmaları apayrı bir rezalet elbet. bana iki senede bir yaptırmak zor geliyor, bu her sene işi ne lan. ticari taşıt mı lan bu dümbükler. nasıl para kazanacağınızı şaşırdınız anasını satayım. daha dün hava, yağ, filitresi derken bayıldım 80 kağıt. yuhh.. ha bu arada, iş yerindekilere "ben de sizin gibi küçük burjuvayım ulan" dedim. şimdi küçük burjuva aşağı, yukarı pehh. bu arada, iş yerindekiler oruç tutuyor. onlara tutmamaları karşılığında tüm günahlarını yüklenme garantisini verdim. yok, yine tutuyorlar. küçük burjuva işte nolcak..
yine mekan değiştirme hevesim çıldırtıcı boyuta geldi bu arada. ev ve iş değiştireceğim anasını satayım. kestane gürgen palamut, altı yaprak üstü bulut, topuk yaylası ne güzel ne güzel..
Etiketler:
geçmiş zaman
2 Ağustos 2012 Perşembe
sıfır
naim süleymanoğlu ve halil mutlu barın başına geçerken son derece kendilerinden emindiler. kaldırış sorun değildi onlar için. omuzlarında bir dünya yük, gram titreme belirtisi yok. barı yere bıraktıklarında ise zevkten döşe olurlardı ve resmen taşşaklarını kaşırlardı. bir özgüven patlaması yaşardı tv başındaki bizler. "190 kilo mu, hiç sorun değil, naim kaldırır nasıl olsa. çalışırsam ben bile kaldırabilirim" derdim. iş=yol x kuvvet formülünü yeni yeni öğrenmeye başlamıştım. nah kaldırırdım o ağırlı.
sonra 18 yaşındaki taner sağır çıktı, kaptı altını gitti ve bir daha ortalıklarda görünmedi. 2004 olimpiyatlarıydı. şimdi diyorum kendi kendime, lan yoksa.. kuvvetli siliciler mi kullanmış acaba. peh..
şimdiki nesil felaket. özgüven eksikliğinden podyuma çıktıklarında kolları resmen titriyor. o kollar mı kaldıracak o ağırlığı, o omuzlar mı girecek o barın altına. nerede naim'in 190 kilo kaldırırken o hali, nerede bunlar. naim kaldırırken o bar resmen esnemişti ve ben kırılacak diye korkmuştum. arkadaş, sporcu dediğin özgüven sahibidir, ağırlık kaldırırken kolları titremez, yüzmeyi unuttum demez. olamaz böyle bir şey. kendine güveni olmayan bir insan sporcu olamaz. imkansızdır. ne kadar çalışırsa çalışsın, antremanlarda ne yaparsa yapsın, baskıyı kaldıramıyorsa eğer sporcu olamaz. bıraksın gitsin kendine bir manav dükkanı açsın, eğitimine devam etsin, ama spor yapmasın.
ve çıkıp ekranlara özür dilemesin herkesten. gerek yok. başaramadım, beceremedim desin. kimden özür diliyorsun sen ya hu o ağlamaklı halinle. kimlere garanti verdin ve kendini bu kadar baskı altına aldın. nedir bu rezillik. koskoca sporcu özür diliyor.
bizim sporcular iyice maddi maneviye döndürdüler işi. amatörlük zaten bitmişti. ama olimpiyata katıldığı için 60 cumhuriyet altını alıyorsa eğer zaten onun yüzmek umrunda olmaz ki. derya büyükuncu mesela.
kendisi 80'lerin sonlarında her kırdığı rekor radyolardan anons edilen, geleceğin sporcularından birisi olması beklenen yüzücüydü. ama yapamadı. ne zaman trt radyo 1'de akşam 8'de spor haberlerini dinlesem derya büyünuncu'nun yenilediği rekorlardan bahsedilirdi. beceremedi. 6 olimpiyata katılacağına 1 kez katılıp tek bir bronz alsa daha iyiydi. derya büyükuncu, hafız süleymanoğlu ile birlikte türk spor tarihinin en büyük fiyaskolarından birisidir.
bu adam biraz daha azmedip bir kaç madalya alsa türk yüzme tarihini değiştirirdi. esas değiştiremediği nokta budur. esas kızılan nokta da budur. eğer o bir başarı kazanabilseydi, siz havuza dökülecek paraları o zaman görürdünüz. ama yok, sen 30 yıldır sadece ve sadece yüz, geldiğin nokta 6 olimpiyata katılma başarısı. çoklukta fayda olsaydı hamallar naim'den daha fazla ağırlık kaldırmıştır. onları da büyük sporcu sayalım o zaman.
rezillik. herif 7. olimpiyata katılmak için sponsor desteği bekliyormuş. ben gençliğimde ona dair yazıları hep okurdum. için için onun madalya alacağına inanırdım. devlet onu amerika'ya kendini geliştirmesi için okumaya yolladı. orada amerikan yüzme takımından teklif aldığını, ama reddettiğini övüne övüne anlatıyordu. hala daha desteklenmediğinden bahsediyor. ulan 8-9 yaşımdan beri senin adını biliyorum ben. devlet ve kulübün bir sürü imkan sağladı sana. tek başarın kısa kulvar dünya şampiyonasında dünya üçüncülüğün. olimpiyatlarda yarı finalin bile yok. ulan o kadar süre bir öküze yüzme dersi verilse yarı final yüzerdi be. buna 7. olimpiyat için sporsor olanın aklını sikeyim. gidin şu yüzemeyen kıza sponsor olun, psikolog desteği verin. eli ayağı titremesin, yüzmesi unutmasın, sakin kalabilmeyi öğrensin.
dünyanın en iyi okçuları ve ata binenleri biziz söylentide. ama maşallah, ne okçuluk var ve atçılık. halis karataş'ın yarışabileceği bir dal oysaydı eğer madalya garanti derdim bak. çünkü o adam büyük sporcu.
hani şener şen'in hababam sınıfında bir sahnesi vardı. olimpiyatlara gitmiş. 76 olimpiyatları. ağlamaklı bir halde konuşuyor. herkesin marşı okundu, bizim bayrağımız göndere bile çekilmedi diyordu. şükür ki o kadar düşmedik daha. en azından rıza kayaalp, bahri tanrıkulu var. altın almaları yüksek ihtimal. kadın basketbolcular bronzu kapacak gibime geliyor. kadın voleybolcular da öyle. en az yarı final oynayacaklar. buna inanıyorum. aslı çakır alptekin var, 1500 metrecimiz. o da alır bir şeyler. bir kaç süpriz olsa yanında, 5-6 götürür gibi. ama başlangıç tam anlamı bir fiyasko. derya büyükuncu ise daha büyük bir fiyasko..
(derya büyükuncu'yu eleştirenlere geri zekalı diyenlere götümle gülüyorum bu arada. neymiş, tek kulaç atmamış kişiler eleştiremezmiş. ben hiç başbakanlık yapmadım, onu eleştirmeyim mi lan? atatürk'ü kimse eleştiremez zaten. sen önce savaş kazan da gel derim bak. sen 6 defa katıl, yarı final bile yüzeme, kimse beni eleştirmesin. oh ne ala memleket a q.)
30 Temmuz 2012 Pazartesi
paramount
http://services.vanityfair.com/hollywood/2012/paramount/paramount-namesb.jpg
bugün siz haber sitelerine baktıkça bu fotoğrafı görmüşsünüzdür. olsun, harika bir fotoğraf. paramount için çekilmiş ve zaten şekli kendi dağlarına benziyor..
(fotoğrafın büyük hali için linki tıklamanız yeterli)
Etiketler:
resim/heykel/fotoğraf
26 Temmuz 2012 Perşembe
simon magnus
(benozzo gozzoli)
tarihte acayip insanlar mevcut. bunlardan birisi de simon magnus'tur. yeni ahit'te (elçilerin işleri 8:9-24) de kendisinden bahsedilir. havariler petrus ve yuhanna onunla karşılaşır. simon onların manevi gücünü satın almak ister. petrus onu tersler ve "paran da, sen de yok ol" der. islami kaynaklarda bu satın alma işi şifacılık olarak geçer. amlum, o devirde roma'da memur olmak için öncelikle imparatorluğa para ödüyordun ve o ünvanı satın alıyordun. simon magnus'un yaptığı biraz da budur.
neyse, kimdir bu simon magnus? kendisi bir gnostiktir. gnostik demişken onlardan biraz bahsetmek lazım. gnostiklerin çoğu düalist inanışa sahiptir ve bedenin pisliğinden bahsederler. aç kalmayacak kadar yerler. kelime anlamı bilgidir. bedenimizin ve maddi dünyanın eski ahitin zalim tanrısı tarafından yaratıldığına inanırlar. saf ruhlar ise soyut ve daha yüksek bir tanrı tarafından yaratılmıştır. bu sebeple gnostikler, saf ruhlarının şeytani bedenlerinden kurtarılması gerektiğini savunurlar. bu yüzden üremezler mesela. iki gnostik evlense bile cinsel ilişkiye girmezler.
bunun yanında daha farklı düşünen gnostikler de vardır. "madem ki bu dünyaya yabancıyız, saf ruhların ne yaptığı pek önemli değil" derler. ruh saflığı, beden de kötülüğü temsil ediyorsa eğer, bu iki kavram birbirinden farklıdır ve yaptıklarının sonuçlarını hesap etmeye gerek yoktur. böylece büyük seks partileri yapmaya başladırlar. ophites adlı bu grup, ayinlerini büyük bir yılan eşliğinde yapıyordu. ama içeri boşalmak yasaktı. çünkü o dölleri içmek için topluyorlardı. kazara hamile kalan kadınlara kürtaj uygulandığı ve cenini bir şeyler karıştırıp yedikleri de söylenir(ilk hristiyanlar için de aynı rivayetler vardır. komünyon ayininde de isa'nın eti yenir, kanı içilir). üstelik kadınları ve erkekleri, yeni üyeler edinmek için de kullanıyorlardı.
neyse, simon'a geri dönelim. simon'un görüşüne göre gerçek tanrı, bilgeliğinden dolayı "sophia" adı verilen bir tanrı annelik, yani dişi bir özellik taşıyordu. bu fikir ilk hristiyanları kızdırmışa benziyor. oysa eski ahitte tanrının ruhu, dişi bir kelime olan "ruwach" olarak tanımlanıyordu ve bunu simon biliyordu elbette.
simon, surlu bir fahişe olduğu rivayet edilen, bazılarına göre simon'un eski akıl hocası dositheos'un ayarttığı bir sürtük olan helen'de, tanrının dişiliğini kişiselleştirmişti. simon için helen tam bir cinsel cazibe ögesi haline gelmişti ve tanrının ruhu olmuştu. bir fahişenin tanrının ruhu olduğunun söylenmesi, ilk hristiyanları çıldırtmıştı.
tabi simon'u salt seks manyağı olarak değerlendirmeyin. o bir büyücüydü ve mobilyaları dokunmadan hareket ettirmesi, ateş üzerinde yürümesi yüzünden roma imparatoru neron ona hayrandı.
sonu da böyle bir büyücülük gösteri ile olduğu söylenir. ölümü üzerine iki tür rivayet vardır. birincisine göre isa gibi gömüldükten üç gün sonra mezarından çıkacağını iddia etmiş ve diri diri gömüldükten sonra ölmüştür. başka bir rivayette ise havari petrus ve pavlus'un şahitliğinde göğe yükseleceğini iddia etmiştir ve gerçekten yükselmiştir. ama petrus ve paul dizleri üzerine çökerek onun düşmesi için dualar etmeye başlamışlar ve dua kabul olmuştur. simon düşmüş ve via sacra'nın yanında parçalara ayrılmıştır. dua eden petrus ve paul'un dizlerinin izlerinin roma forumundaki santa francesca romana kilisesindeki mermerlerde olduğu söylenir.
gnostikler insan ve tanrı arasındaki boşluğu dolduran aeron adı verilen varlıklara inanırlardı. onlar bütünlüğü sağlarlar. simon'un helen'i de bu aeron'lardan birisidir. gnostiklere göre insanlar ruhları çarpık ve şeytani bedenlerde tutsak kaldıkları müddetçe sadece varoluşsaldı. biz boşlukta yaşıyorduk.
hristiyanlık büyüdükce gnostiklerin sonu geldi. zaman zaman pavlucçular, bogomiller ve catharlar ile ortaya çıksalar bile kilise tarafından yok edilmişlerdir.
kaynak: john lawrence reynolds - gizli örgütler
Etiketler:
tarihi kişilik
24 Temmuz 2012 Salı
korkularım..
can okurlarım benim, bir süredir sizi ihmal ediyorum, farkındayım. iş güç tatil sıcak vs durumları var. olsun dediğinizi duyar gibiyim. olsun diyorum ben de zaten. neyse, size enteresan korkularımı yazayım, eğlenceli tarafından olsun..
cam üstünde yürümek. hani bazı avm'lerde vardır, zemin camdır, 15 cm altında ise beyaz taşlar döşenmiştir. işte kardeşlerim alt taraf boş göründüğü için düşüyorum hissi yüzünden panikliyorum. isterse o cam zemin yere bitişik olsun, fark etmez. kırılır o cam, kırılır ve ben düşerim böyle uçurumlardan aşağıya doğru.
kaza geçirip kolumun bacağımın kesilmesi ihtimalinden nefret ediyorum. arabamla hız yapmam o yüzden, zaten dandik bir model kendisi. bi de boyun altı felç olduğunu düşünün, bırr. kemerimi her zaman takarım, ne olur, ne olmaz.
bi de yürüyen merdivenlerin iki yanı da boşluksa eğer, yanlardan sıkı sıkıya tutuyorum ve kesinlikle aşağıya bakmıyorum. yukarıya da bakmıyorum elbet. kafam dümdüz ileriye doğru bakıyor. baksam zaten düşeceğim. insan harbi düşer o merdivenlerden, bi ağ germeleri gerekiyor yanlara, ciddiyim bak..
banyo yaparken asla ve asla sırtımı kapıya dönemem. bir sapık çıkar, katil girer evime, beni bıçaklar sonra. ciddiyim bak, gözlerim açık banyo yaparım hem, elimin altında da ne olur ne olmaz diye bir şeyler tutarım.
banyo işine benzer şekilde çekiçle uyurum ben. eve hırsız girerse hazırlıksız yakalanmayayım diye. tedbir amaçlı. uyku lan bu boru değil, girerse eğer, sallarım çekici o ara onun kafasına..
ve evet, biriyle yiyişirken asla ve asla görünmeyi sevmem. perdeleri sıkı sıkıya kaparım. öpüşürken bile kapalı mekanları tercih ederim. mekan açıksa eğer gözlerin açık öpüşürüm. izlenen kişi olmak kadar iğrenç bir başka şey daha yoktur.
karşıdan gelen kişilerin selam vermesinden hafiften tırsıyorum. herif/kadın daha önce beni tanıyordur, o yüzden selam vermiştir, olabilir, ama ben insanların suratını çok fazla görmezsem eğer hatırlayamam ve "bu niye şimdi selam verdi durup dururken" diyerek elinin ayağının yerinde olup olmadığını kontrol ediyorum. elleri cebindeyse tetikte geçerim yayından. o cepten ne çıkacağı hiç belli olmaz.
ayrıca telefonlarımın dinlenmesi, yazışmalarımın takip edilebilir olma ihtimalinden korkmuyorum elbet, ama ürküyorum. çok pis bir durum o. gizlice izlenebilirlik feci bir durum.
ve ayrıca okurken veya izlerken çok beğendiğim bir yapıtının sonunu göremeden/okuyamadan ölmekten çok tırsıyorum. hayır, öleceksem eğer o film serisi bitsin, o kitap okunsun öyle öleyim. sevdiğim/seveceğim tüm yazarların/yönetmenlerin ölü olması tercihimdir.
yaa, işte böyle sevgili kardeşlerim/blogerlar.. siz de korkularınızı bi yazın bana bakayım, nelerden üsrüküyormuşsunuz bu hayatta öğrenek hep beraber, paylaşalım bunu, korkularım göklere çıksın, uzay istasyonundaki astronot/kozmonotlar saygı ile önümüzde eğilsin..
17 Temmuz 2012 Salı
the amazing spiderman
şimdi arkadaş örümcek adamın birden fazla serisi vardır. geçen üç filmdeki spiderman, ultimate serisini anlatıyordu ve mj fimin başından itibaren birincil kadın rolünü üstleniyordu. bir nevi marvel, örümcek adam için kendi paralel evrenlerini yaratmıştı. ben klasikçiyim. parker, örümcek adamdır benim için. spiderman değildir ve ben büyük bir örümcek adam hayranıyım.
serisini okumadım, ama film olarak the amazing spiderman'i sevdim. gwen stacy var. parker espri üstüne espri yapabiliyor. bu önemli bir ayrıntı. parker eğlenceli bir insandır. neyse, en önemlisi ise ağ atma kapsülleri. ultimate filmlerinde bu durum parker'ı ısıran örümcek yüzündendi. şimdi parker, kendi kapsüllerini kendisi yapıyor.
ama lizard man'i oynayan oyuncu yerine, jim morrison'ı oynayan val kilmer kullanılsa daha mı iyi olurdu ne, filmi izlerken aklıma o geldi.
peter parker'ı oynayan eleman ise.. eh işte, onun tipine sahip türkiye'de binlerce insan var. ama en azından tobey dallaması gibi çocuk tipinde bir herif değil. gwen de çok güzel. amazing serisinde gwen ölecek mi bilmiyorum. ama ikinci filmi onun ölümü üzerine kurarlarsa müthiş bir film olur.
izleyeceklere tavsiyem, 3d izlesinler. örümceğin new york caddelerindeki sahneleri çok güzel görünüyor.
12 Temmuz 2012 Perşembe
geçmiş zaman - 4
hayalet avcıları. dev hayaletin caddeyi birbirine kattığı sahne. geçen zombieland diye film izledim. bill murray orda da vardı ve hayalet avcılarından bahsediliyordu. herifin evi süperdi bu arada..
dallama luke'un babasının vader olduğunu öğrendiği sahne. eli ışın kılıçlarına gelmişti ve birazdan aşağıya düşecek. altta yatak yorgan, süper..
henüz kasları pörsümemiş arnold'ın, şimdi çoktan mezara girmiş iki ihtiyara kaslarını göstermesi. terminator yılları olsa gerek..
mel gibson "freedoooommm" diye bağırıyor! hem oyuncu, hem yönetmen olmak çok zor bir iş olsa gerek. megafonu bırakıp şimdi herkese kıçlarını gösterecekler.
burası gondor'un surları mıydı, pek hatırlayamadım şimdi. ama filmimiz yüzüklerin efendisi..
matilda ile biricik düşmanı. seyrettiğim en güzel filmlerden bir tanesi. bu herifin oynadığı piskopat polis rolü önünde saygı ile eğilirsiniz..
geleceğe dönüşün üçüncü filmi. doktorla biricik eşi geçmişte kaykayla dolaşıyorlar. hani şu köprü sahnesi..
neo, ajan smithlerle dövüşüyor. çok belirgin şekilde efekt kullanıldığı belli olan bir sahneydi. nerede o ilk filmin müthişliği, nerede diğer iki film..
resident evil 4'de oynayan alice'ler. filmin ilk sahnesinde hepsi toptan geberiyor. bir sürü milla var ve hepsi ölüyor. dünya erkeklerine bir hakaret bu, cık cık, en azından biri bana düşerdi be!
alien'dan bir kamera arkası görüntüsü..
kameranın hem önünde, hem de arkasında. bir rivayete göre porno filmi varmış ve kırbaçlanıyormuş..
jake la motta direktifleri alıyor..
gollum'la boğuşma..
bizim lotr oyuncuları..
bunu da fotoğraf ararken kazara buldum. son :)
Etiketler:
resim/heykel/fotoğraf
7 Temmuz 2012 Cumartesi
frida kahlo
bugün doğum günü. insanları yatakta öldülerse eğer ölüm günlerinde anmak bana saçma geliyor. neyse, kendisi 6 temmuz doğumlu olsa bile meksika devriminin olduğu 7 temmuzu doğum günü olduğunu söylemiş. bu temmuz devrimleri bitmek bilmez tarihte. neyse, selma hayek'in oldukça çirkin bir şekilde resmettiği bir kadın olsa da kendisi bildiğin karizma abidesi. hatta onun yanında diego rivera şebek gibi kalıyor. başından geçen kaza, yatağa bağımlılık, bıyıkları, kaşları, çirkinliği, devrim, komünist, rivera'nın onun kız kardeşi ile aldatması, alkolilk, sigara tiryakisi, aşık, biseksüel, troçki, sanatçı.. bazen derim, marla singer, büyük ihtimal kahlo'nun amerikan versiyonudur. sanırım palahniuk, kahlo'dan etkilenmiştir. marla o yüzden bu kadar ucuzdur. kahlo'ysa büyük bir dehadır.
hangi yaptığı resmine baksam sanki kendisini çevresine anlatamıyormuş gibi bir hisse kapılıyorum. çok feci acılar çekiyor. bazıları kaybının acısını şiirle, bazıları müzikle unutmaya çabalar. aradan yıllar geçer, şiirlerin, müziklerin hikayesi unutulur. oysa kahlo'nun acısı binlerce yıl geçse bile bağıracak. çünkü çok içten..
Etiketler:
kadın,
resim/heykel/fotoğraf
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
...
ilet:
ytravisbickle@hotmail.com
en sevdiğim yazılarım
1- stanley kubrick ve savaş sanatı
2- tanrı, şeytan ve her şey hakkında
3- mesih, deccal ve armageddon savaşı
4- hepimiz öleceğiz!
5- anormal düzeyde ilişki yaşayan insanların bilmediği gerçekler
6- quentin taratino'nun arka koltuk sendromu ve winston wolf
7- new amsterdam'dan new york'a ve saint peter
8- haberin yok, ölüyorum
9- bursa hakkında bilmediğiniz gerçekler
10- çizgilere basarak yürümeye çalışan insan
11- olasılık çiftler, gerçeklik katmanlar halindedir
12- ebedi rekabet
13- kuş sütüyle beslerim seni
14- tembellik hakkımız, söke söke almalıyız
15- tek eşliliğin insan doğasına aykırı olması
16- hazza ulaşmak ne kadar zor ulan!!
17- kafaların güzelliği
18- judith vs holofernes
2- tanrı, şeytan ve her şey hakkında
3- mesih, deccal ve armageddon savaşı
4- hepimiz öleceğiz!
5- anormal düzeyde ilişki yaşayan insanların bilmediği gerçekler
6- quentin taratino'nun arka koltuk sendromu ve winston wolf
7- new amsterdam'dan new york'a ve saint peter
8- haberin yok, ölüyorum
9- bursa hakkında bilmediğiniz gerçekler
10- çizgilere basarak yürümeye çalışan insan
11- olasılık çiftler, gerçeklik katmanlar halindedir
12- ebedi rekabet
13- kuş sütüyle beslerim seni
14- tembellik hakkımız, söke söke almalıyız
15- tek eşliliğin insan doğasına aykırı olması
16- hazza ulaşmak ne kadar zor ulan!!
17- kafaların güzelliği
18- judith vs holofernes
Sayfalar
telif falan istemiyorum, iyi eğlenceler... Blogger tarafından desteklenmektedir.































