heyy!!! heyecanlı mısın?!

korkma, okudukça geçer!

23 Kasım 2009 Pazartesi

ayrıntıladım -7-

jean francois champollion'un rosetta taşı hiyerogliflerinde ilk çözdüğü ra ve bunun devamı olan ramses'dir. her bir şeklin bir heceye denk geldiğini bulmuştur. özel isimlerin bir kare içine alındığını düşünüp ra simgesi olduğunu düşündüğü şekli bulmuştur(yani güneş). akabinde ramses'i çözmüştür. bunu da kelimede iki tane s harfi olduğu için becermiştir. bunun için 20 yıl boyunca düşündüğü söylenir. keşfettiğinde 400 metreyi 1 dakikadan daha hızlı koşarak kardeşinin ofisine gitmiş ve heyecan içinde "başardım" dedikten sonra olduğu yere yıkılmıştır. 1 hafta kadar ateşler içinde yattığı ve akabinde şifreyi tüm dünyaya ilan ettiği belirtilir. büyük bir insandır. çözdüğü simgenin bulunduğu taşa rosetta taşı denir. taş hem eski yunanca hem de hiyoroglif olarak yazıldığından önemlidir. zaten çözüm de bu sayede olmuştur. taşı fransızlar bulmuştur, ama ingilizler el koymuştur.

ichi the killer japonların herşeyde olduğu gibi katilli filmlerde de olayı abarttığını bana gösterdi. bazı sahnelerine ben bile bakamadım. hayır, yarın öbür gün japonya'ya gitmeye kalksam tırsarım! bu japonlar çocukluğundan itibaren manyak gibi yetiştiriliyor anlaşılan. ve tıp konusunda neden bu kadar ileri oldukları belli!

palahniuk'un ninni'si baş yapıttan da öte bir roman. romanın kahramanları, her palahniuk romanında olduğu gibi yine abd'yi baştan başa gezerler. bu sefer kütüphanelere uğrayıp yokedilmesi gereken bir şiiri bulmaya çalışıyorlar. cadı, büyücülük, gölgeler kitabı, büyüler, tabiatın dengesinin bozulması, gazetecilik kuralları, hayaletler, ilanlarla bezenmiş harika bir hikayedir. okuyunuz ve okutunuz.

vakti zamanında erzurum'da bandana almak istediğimde, satıcı "birader, bunu kadınlar takıyor. sana gitmez, sen karı mısın?" demişti. "tövbe estafurallah!" çekip hızlı adımlarla mağazayı terk etmiştim.

ağbi geçen yine bir meksika filmi seyrediyorum. neyse, erkek konuşmaya başlar;

"bla bla bla, esmeralda!"

kadın büyük bir şok içinde sorar;

"ismimi nerden biliyorsun?"

ulan neden şaşırıyorsun be kadın. zaten meksika'nın kadın nüfusunun yarısının adı esmeralda. yanılıyorsam "yanılıyorsun" deyin.

yemekteyiz, milletin kazanamak için fasıl heyeti bile tuttuğu yarışma. "bana gelseler ne yapardım" diye düşündüm. yaptığım yemeklerine uyuşturucu zerk ederdim! hepsi mutlu ayrılırdı, en yüksek puanı ben alırdım!

ebced'in kullanımı ispanya'nın endülüsler tarafından fethi ile başlar. burada kabbala inancına mensup yahudilerle karşılaşan araplar, bu yakın akrabalarının yaptıkları gizli işlerden etkilenmişler ve kendi alfabelerini de buna uydurmuşlardır.

imza toplamak, lisemi kapatmaya yeltendiklerinde tüm okul olarak(100 kişiydik) yaptığımız bir eylemdi. okulun çevresindeki tüm kahvehaneri dolaşıp imza istedik. yetmediği zaman etütlerde oturup isim sallayıp imzalardık. bu sayede 5000 civarı imza topladık. iyi bir rakamdı. okul kapanmadı. bende burdur'a gitmekten kurtuldum.

marvin the paranoid android, zaman içinde sürekli yol aldığı için evrenden 7 kat daha fazla yaşayan paranoyak bir robottur. kocaman bir beyni vardır, ama ona "marvin, şunları getir" türü emir verilmektedir. tanrının evrene son mesajını okurken en sonunda ışığı söner. mesaj şöyledir: "verdiğimiz rahatsızlıktan dolayı özür dileriz!"

romana göre tyler durden, marla singer'ın anasını sabun yapımında kullanır. yani öldürür. aslında marla cenaze evinde çalışan bir kadıncağızdır. jack, marla singer'ı elde etmek için tyler durden kimliğini edinir. marla beleşçinin biridir. ölmüş komşularının adına pizza sipariş eder, çamaşırhaneden kot pantolon çalıp 12 dolara satar. parası olmadığı için muayenesini bile jack yapar. işin özü şudur ki; marla singer jack'e hastadır. jack, tyler durden'a, tyler durden ise marla singer'a.

ispanyol kadınları tipsiz olurlar. kıllarının bol olduğu da görülmüştür. penelope cruz adlı temsilcilerinin iğrenç tipini gören kişiler zaten ispanyol kadınlarından uzak durur. ha birde asereje adlı eşsiz! şarkıyı söyleyen denyo bir grubun kadınları vardı. her gördüğümde midem bulanıyordu. sanırım o sıralar göbeğim çok büyümüştü. o yüzden olsa gerek.

tanrı, adem ile havva'yı cennete koyduktan sonra ikisine iki ağaç gösterir ve onlara dokunmasını yasaklar. biri bilgelik, diğeri hayat ağacıdır. ama şeytan onları kandırır ve bilgelik ağacının meyvesini yemelerini sağlar. artık adem ile havva iyi ile kötüyü ayırabilecektir. tanrı çok kızar. hemen, onlara ebedi hayat verip, tanrılaştıracak olan ikinci ağacı, yani hayat ağacını yok eder. adem ile havva'yı cennetten sürer.

bu mit sadece kutsal kitaplarda değil, neredeyse tüm kadim hikayelerde geçer. temelinin sümer olduğu varsayılır. ama amerikan uygarlıklarında da vardır.

bu ağacın güney amerika'da bir piramit içinde olduğuna dair inanışlar hala kuvvetlidir. hem zaten ölümsüz pınarı da o ağaçla simgelenmedi mi? ponce de leon tüm karayipleri ve florida'yı bu ölümsüzlük suyu için dolaşmadı mı? sahi, iskender mısır'ı neden aldı, altını üstüne getirdi, girmediği yer kalmadı? iskender buldu derler, ama kızı herşeyi bok eder. ama ne ponce de leon, ne de ispanya kralı felipe bu amaçlarını gerçekleştirebilmiştir.

msn ve vs türü hedeler çıktıktan sonra yerli yersiz konuşmaların a q durumu iyice artmış ve eski dostlardan uzak durma modu gelişmiş(mi)dir. eski zamanlarda bile sürekli görmediğin ve konuşmadığın kişilerle msn yüzünden sürekli konuşur hale gelmek gerçekten feci ve tiksindirici bir durum haline geldi. neyse işte, eğer dostlarınla konuşma eksenin futbol, kadın ve arabanın dışına çıkamıyorsa, seni eleştirmeye başlamışlarsa zorlamanın fazla bir anlamı yok. kaan tangöze'nin de dediği gibi "uzak dur yakınıma, bu mesafe beni bozar."

romantik komedi sinemanın eğlendiren türlerinden birisi. gerçi tyler durden'ın da dediği gibi 'bu tür filmler yüzünden onlara özenen ama hiçbir zaman hayatı film tadında yaşayamayan, bu yüzden depresyona giren insanlar çıkmıştır' ama o insanları fazla dikkate almamak lazım. çünkü marketlerde satılmayan isteklerinizi karşılayabilecek bir yer yok. yakında buna dair uzun bir yazı yazacağım. az sonra...

hasta ruh ismail, kendi çocukluğunu evlat edinen, dayısını mezarından çıkarıp, amcasını gemisinden koparıp evine alan, mağazadan yürüttüğü mankenle sevgili olup ilişkiye giren, oyuncak leyleğini çok seven, yüz milyon borç isteyen kişi hariç gıcık olduğu herkesi anında öldüren ruh hastası karaktertir. bir alpay erdem şaheseridir.

eski sevgiliniz size geri dönmek için kıçını yırtıyorsa dikkat edin! çünkü bir defa kafadan salakça bir durum. madem terk ettin, neden şimdi geri dönmek istersin be insan! o artık 'eski'dir bir defa. siz bay/bayan(özellikle kullandım), salak mısınız? o kişi yeni birini bulana kadar sizinle idare edecek/kullanacak ve yine sizi terk edecektir. suyla beraber yüzmedikten sonra aynı derede iki kere yıkanılmaz/yıkanılabilinemez. ki yıkanabilseniz bile boğulursunuz!

sevgilisini terk eder etmez, bir kaç saat içinde başkalarının kollarına koşan kadın bu işi para ile yapmıyorsa bile bildiğin orospudur. evet, bir kadına her ne olursa olsun "orospu" demek tabiri caiz ise pezevenkliktir, ama söyleyin a dostlar, hırsızın hiç mı suçu yok? eşşek olsa bir süre bekler diyeceğim ama ne bu acele? yoksa sizi yedek kulubesine mi çekti? "kadın rüzgarda tüy gibidir, savrulur durur."

8 yorum:

maRLa dedi ki...

@hasta ruh ismail... bi çeşit 'yetenekli bay ripley' mi acaba?
@koşan kadın... yaran olmuş olabilir mi acaba bu konudaaa?? :)

winston wolf dedi ki...

didikledim:
palahniuk'un ninni'sini 2sene önce okuduk bunca yıl geçti ama okutacak kimse bulamadık.

yemekteyiz olayında,cidden dediğini yapacaksan, ben yemeğe geliyorum abijim sana.

hadi penelope çirkin, paz vega da mı çirkin, taşlarlar adamı.


haaa unutmadan, hasta ruh ismailin çok özel sayıları var elimde, başkasında bulamazsın,çok çok özel,ona göre :P

gerisi önemli değil... dedi ki...

marla:

hasta ruh ismail, bay ripley'den bile daha dehşet, ancak top canavarı ile kıyaslayabilirim onu :)

yaram olsa kaşımam, boşuna neden kanatayım, gördüğümü yazdım ;)

gerisi önemli değil... dedi ki...

sevgili winston wolf:

kaç kişi okutuyorsunuz bu ninni'yi!!

sana özel yaparım ben yemeği, içine de süpriz katarım :)

artık biri de güzel olsun, değil mi ama, yani kadını bu kadar tipsiz bir milletten güzel birşeyler de çıkacak sonuçta...

senin bile okumadığın sayılar var elimde, bilemezsin ne lezzetli o hikayeler ;)

winston wolf dedi ki...

oku"duk": modüler bir insanım, sökülüyorum, takılıyorum yeni bir ben oluşuyor,bir ben vardır bende benden içeru gibi.

gerisi önemli değil... dedi ki...

3 kişi birden ha!

valla sevgili winston 3 kişiyi idare etmen harbiden zor, ama en azından tek bedende toplanmışlar, şanslısın anlayacağın :)

Oluyo bu dedi ki...

japon,çin bunların filmlerine alışmak mümkün deil.bi orta yok zati.ya vallahi şekerim asyalılardan başka film izleyince dişlerimde tartar oluşuyocular ya da ilk sapakta inenler.ama bayanlar baylar ellinizi göğsünüzde kavuşturarak anılacak bi isim varki wong kar wai..yani bişiye gıcık kaptı mı sittin sene o ıspanağı yemeyen biri olarak diyorum bunu.

ha bir de sapanca kırkpınar da keçi sakalı olan adamı göle atıyolardı benim zamanımda

gerisi önemli değil... dedi ki...

benim zamanımda da atıyorlardı!!

Related Posts with Thumbnails

...

ilet:

ytravisbickle@hotmail.com

Sayfalar

telif falan istemiyorum, iyi eğlenceler... Blogger tarafından desteklenmektedir.